HERKES GÜNEŞ GÖZLÜKLÜ


1980’lerin başlarında ünlü olan Manisa-Akhisar doğumlu bir kadın ses sanatçısı vardı. Takma adıyla sahne aldı. Asıl adını çoğu kişi bilmiyordu bile. Çok çocuklu, yoksul bir ailenin ilk çoğuydu. İstanbul’da sahneye çıkana dek çok zor koşullarda yaşam savaşımını sürdürdü. İçinde yetiştiği zor koşullar nedeniyle okula hiç gitmemişti. Ünlü olduğunda okuma yazma bilmediği çok konuşuldu. Yaşamı fırtınalar içinde geçti hep.

İstanbul’da sahne almasıyla yeni bir yaşama yelken açtı. Özellikle magazin sayfalarında ne yaptığı yazılıp boy boy fotoğraflarıyla yayımlanıyordu. Renkli magazin basının dışında kalan daha çok kentli seçkinlerin okuduğu gazeteler ise arada sırada bu şarkıcının oturup kalkmasını, giyimini kuşamını, sofra adabını, konuşmasını ve yaptığı müziği eleştiriyordu. Hele okuryazar olmaması önemli bir eleştiri konusuydu.

Seçkinler, onun her yaptığı işi eleştirirken o şöhret basamaklarını koşar adım çıktı. Şarkı söylediği gazinolar dolup taştı. Yokluk içinde yetişen şarkıcı, doğal olarak birçok şeyle yeni karşılaşıyordu. Bu durum, seçkinlerce eleştiriyi geçip onunla dalga geçme konusuna dönüştü. Onu kaba ve kültürsüz buluyordu bu kesim. Üstüne üstlük bu kadın şarkıcı bir de arabesk-pop söylüyordu. Bütün bunlar onun alt kültürün temsilcisi olduğunun bir kanıtı değil miydi bu kesime göre?

Gittikçe ünlenen şarkıcı, bir gün, belki de yaşamında ilk kez, sinemaya gitti. Filmi izlerken gözünde güneş gözlüğü vardı. Nasıl çektiyse bir magazin muhabiri onun bu durumdaki fotoğrafını çekti. Seçkinler, kendi aydın sananlar, okumuşların çoğu ışıkların sönük olduğu bir sinema salonunda güneş gözlüğü takmanın büyük bir görgüsüzlük olduğunu söyleyip durdular yıllarca. Bu tür bir kişinin sanatçı olarak topluma örnek olamayacağı vurgulandı her fırsatta.

Zaman su gibi akıp gitti. Televizyonlar çoğalıp yaygınlaştı. Akıllı telefonlar herkesin cebinde, çantasında yerini aldı. Sosyal medya, toplumun neredeyse tamamına egemen oldu. İnsanların soluk alışları bile neredeyse televizyonlar ve sosyal medya aracılığıyla belirlenir oldu. Moda denen illet yapıştı insanımızın yakasına kene gibi. Moda uğruna insanlar doğal yapılarını değiştirmek için bıçak altına yatarak kesilip biçilmekte. Moda yaratıcıları ne derse onu yapar oldu toplumun ezici çoğunluğu. Bu yolla kişiler özgürlüklerini, özgünlüklerini ve birey olma haklarını kendi istençleriyle yok etti. Gönüllü olarak moda denen ve üretim yerine tüketimi özendiren ne olduğu belirsiz bir yapıya tutsak oldu insanımızın çoğu.

Güneş gözlüğü güneşli havalarda takılır değil mi? Güneş gözlüğü kullanmaktaki amaç, güneşin gözlerimizi kamaştırmasını önlemek ve onun zararlı ışınlarından gözlerimizi korumak değil mi? Ayrıca yerler karla kaplandığında görüşü kolaylaştırmak için bu gözlüklerden yararlanılır.

Çevremize bakıyoruz. Yağmurlu havalarda, gece karalığında, yeiçlerde, alışverişlerde, eş dost söyleşilerinde, kapalı yerlerde, AVM’lerde dolaşırken, toplu taşıma araçlarının hepsinde çoğu kişinin gözünde güneş gözlüğü var. Kapkara gözlerle dolaşmakta bu insanlar ne gökyüzünün ne ağacın ve çiçeğin ne de yiyip içtiğinin rengini görebiliyorlar.

Eskiden gece olsun gündüz olsun kara gözlüklerle dolaşanlar genellikle yasadışı, kirli işlerle uğraşanlardı. Çünkü onların amacı tanınmamak ve ayıplı iş yaptıkları için insanların yüzüne, gözlerine bakamamaktı.

İnsan ilişkilerinde en önemli şeylerden biri, karşındaki kişiyle göz teması kurmak değil mi? Bir insan karşısındakinin gözlerinin içine niye bakmak istemez? Bir kimse bakışını, gözlerini neden saklar başkalarından? İnsanlar bakışı, duruşu ve tüm doğallığıyla güzel değil mi? Kara camların arkasına sığınmak niye? Bunun nedeni, özgüvensizlik ya da insanların gözüne bakamayacak denli yapılan bir kötülük, ayıp mı?

Eee, ne demiş atalarımız, gülme komşuna gelir başına! Ey aydın geçinen, burnunu Kaf Dağı’nda sanan kendince seçkinler dün güldüğünüz arabesk söyleyen şarkıcının yıllar sonra da olsa izinden gittiğinizin ayırdında mısınız?     

Tamam, başkalarından saklıyorsunuz bakışlarınızı, duygu ve düşüncelerinizi. Peki, kendinizden nasıl gizleyeceksiniz içinizden geçenleri?

                                               Adil Hacıömeroğlu

                                               4 Ekim 2026

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder