Üzülerek
söylüyorum ki, okullarımızda öğrencilere okuma alışkanlığını ne yapsak da bir
türlü veremiyoruz. Bu alışkanlığı, veremediğimiz için de çocukların yaşam
başarıları istendiği gibi olmuyor. Okuma alışkanlığı kazanmamış çocukların
yaşam anlayışı da gelişmiyor. Onların ne yazık ki ilkeleri, ülküleri, amaçları,
özgüvenleri, özgün düşünce ve davranışları da olmuyor bu nedenle.
Okul
öncesi ve ilkokul dönemi çocukların gelişme dönemidir. Bu dönemde onlara, daha
çok davranışsal eğitim yapılmalı. Onlara soyut ve kuru bilgiler yüklemek son
derece yanlış. Hele sınavlar yapmak, küçücük çocuklara gereksiz kaygı
yüklemekten başka bir şey değil. Bu dönemde, davranışa dönüşmeyecek bilgiler
verilmemeli. Uygulamalı öğrenme süreci, çocukların kişiliğini geliştirirken
onlara özgüven de kazandıracaktır yanı sıra.
Kitap
okuma alışkanlığının en güzel kazandırılacağı yer, ilkokul sıraları. İlkokul,
öğrencilerin okul ve öğretmeni en çok önemsedikleri eğitim kurumu. Aslında
anaokulları da çocuklara kitabın insan yaşamı için ne denli gerekli olduğunun
benimsetileceği önemli bir eğitim kurumu. Burada çocuklara okuma yazma
öğretilmediğinden bu konuda asıl görev ilkokullarındır.
İlkokullarda
bol sınava, çok bilgiye dayalı bir sistem var. Çocuklar, eğitimlerinin ilk
yıllarında sınav, ödev ve yoğun bilgiyle karşılaşıyor. Bu, onlarda kaygı ve
gerilimi artırmakta. Başarısız olurum kaygısı öğrenciyi okuldan soğutuyor.
Bunun nedeni kaygı ve bundan kaynaklanan korku. Veliler de çocuklarının
başarısız olacağını düşünerek kaygılanıyor. Bu kaygı, çocuğa baskıya dönüşüyor.
Aslında ilkokullarda öğretmenler de disiplini sağlamak, çocuklar üzerinde
otorite kurmak için baskıcı yöntemlere başvuruyor. Bu, başarısız olursun,
baskısı. Okulunda ve ailesinde başarısız olacağı kaygısıyla tinsel olarak biçimlenen
çocuk, gerçekten başarısız oluyor. “Bir akıllıya kırk gün deli dersen deli,
akıllı dersen akıllı olur.” atasözümüz, aslında çocuk eğitiminde öğretmenlere
de velilere de kılavuz olmalı. Başarısızlık kaygısı, çocuğun belleğine,
yüreğine kazındığında onun başarılı olması oldukça zor.
İlkokullarda
çocuklara değerler eğitimi verilmeli. Bu yolla insan olmanın erdemleri onun
yaşam biçimine dönüşmeli. Toplumsal yaşamda uyulması gereken kurallar
uygulamalı olarak benimsetilmeli.
Çocukları,
öğrenme kaygısı içine sokmanın kimseye bir yararı yok! İlkokullarda ve sonraki
eğitim aşamalarında öğrenciye, aşırı bilgi yüklemek yerine bilgiye nasıl
ulaşacağının yolu öğretilmeli. Bilgiye ulaşılacak yöntemleri bilen biri yaşam
boyu başarılı olur.
Okullarımızın
en büyük eksikliği, bahçelerinin çok dar, uygulama alanlarının neredeyse
olmaması. Okul öncesi eğitimde ve ilkokullarda çocukların eğitim gördükleri
alanlar, bir yuva olmalı onlara. Bu yuva büyüyerek farklı evlerden gelen
çocukların mahallesine dönüşmeli. Sıra düzeninden vazgeçilerek bir oyun
alanının sıcaklığını duyumsatmalı çocuklara. Oyun içinde eğitim yeğlenmeli.
Çünkü çocuklar oyunla çok şeyi kolayca öğrenir. Böyle olunca da onlar, hem
okullarına sevgi hem de aidiyet duyar.
Atalarımız:
“Gönülsüz yenen aş ya karın ağrıtır, ya baş.” sözünü söyleyerek bize yol
göstermekte. Çocuk, okulu sevsin ki bu kutsal yuvaya gönüllü gelsin.
Kitapla
dost olmayı, okuma alışkanlığını kazandıramadığımız çocukların düşküleri[1] olmuyor. Düşküsü olamayan
birinin yaşamda bir yanı eksik kalıyor. Okuma alışkanlığı kazanmayan çocukların
bilim, sanat, kültür ve spor alanlarına yönelmesi de çok zor olmakta. Bu
nedenle çocuklar, ekranlara yöneliyor. Böylece onları bağımlılığın pençesine
eğitim sisteminin yanlışlıkları yüzünden kendi ellerimizle sürüklüyoruz.
Çocukların
ekran bağımlısı olmasında birçok neden var. Ancak okuma alışkanlığı
kazanmamaları, bu nedenler arasında belki de en önemlisi. Bu nedenle okul
öncesinde ve ilkokullarda müfredatla yeniden düzenlenmeli. Çocuklara okuma
alışkanlığı ve yaşam kültürü verecek izlenceler[2] oluşturulmalı. Çocuklar
ailenin ve toplumun geleceği… Onları doğru bir biçimde geleceğe hazırlamak da
herkesin görevi. Onların eline ekran yerine, kitap verdiğimizde toplumumuzun
geleceği aydınlık olacaktır. Böylece ulusal, bilimsel, çağdaş ve laik eğitim sistemi
Atatürk döneminde olduğu gibi yeniden okullarımıza, toplumumuza yerleşecektir.
Adil
Hacıömeroğlu
30
Mart 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder