Cemre
önce havaya, sonra suya ve ardından da toprağa düştü. Cemrenin düşmesi, baharı
muştular bize. Kış uykusundaki doğa birden uyanır. Bu uyanış öylesine hızlı
olur ki, doğadaki bu değişimi çoğu zaman fark edemeyiz bile.
Cemrenin
toprağa düşmesiyle bitkiler canlanmaya başlar. Kupkuru dallar, yeşerip çoğu da
çiçeklenir. Bitkilere canlanma buyruğu köklerinden gelir. Cemrenin düşmesiyle
ısınmaya başlayan toprak, bağrında yaşattığı canlılara baharın gelmekte
olduğunu söyler. Onun yavruları da bu çağrıya uyup ayağa kalkar. Bitkiler,
yapraklanıp çiçeklenir. Aslında bu çiçeklenme, üremenin hazırlığı... Çiçeklenen
dallarda tohumlar oluşur doğanın sabırlı kucağında. Kimi bitkilerde çiçekler
meyveye dönüşür. Çoğu meyvenin içindeki çekirdekler, toprağa düştüğünde küçük
fidelere dönüşür bir süre sonra.
Birçok
hayvan, havaların ısınmasıyla baharın geldiğinin ayırdına vararak çiftleşir.
Çok geçmeden de yavrularlar. Hayvanların baharla üremelerinin nedeni,
yavrularını besleyecek bolluk mevsiminin gelmesidir. Yiyecek bolluğu, doğadaki
tüm canlıları üremeye zorlar.
Martın
gelmesiyle havalar az da olsa ısınmaya başladı. Özlemini duyduğumuz güneş,
başta insanlar olmak üzere tüm canlılara coşku vermekte. Bu coşku, onların
yaşama tutunma ve üreme güdülerini hızlandırır.
5
Mart günü, güneş yüzünü iyice gösterdi. Arada sırada bulutların arkasında
yitiverdi. Sanki onu görmek isteyenlerle saklambaç oynuyor gibi. Mart güneşi
bu, doğadaki tüm canlılar onu günlerdir beklemekte büyük bir özlemle. Çünkü o,
yaşam verecek çıplak dallara, kuru otlara.
Öğleden
sonra dışarı çıktım. İvedilik göstermeden yürüdüm yol boyunca. Kenti, betona
boğanların baltalarından kurtulan tek tük ağaç var sağımda solumda. Onlara
hayranlıkla bakarak ilerliyorum. Dallardaki değişikliklere dikkat kesiliyorum.
Betonlar arasında çok az toprak kaldığından yeşile özlemimiz büyük. Kaldırım
taşları arasından otlar fışkırmış yemyeşil, capcanlı, taze. Yol kıyısında
taşların arasından göveren otları okşadım içimde coşku, dudaklarımda
gülümsemeyle. Avucum, parmaklarım onların tazelikleriyle yaşam buldu. Yüreğim,
kuş olup kanat çırptı mutluluk esintisiyle. Otların yumuşaklığı, yaşama
sevincini dolduruyor içime.
Uzanabildiğim
ağaç dallarına dokunuyorum her şeyi unutarak. Henüz yapraklanmadılar.
Bazılarında gözle zor seçilebilen tomurcuklanmalar var. Minicik tomurcuklara
dokunmaktan korkuyorum, zarar veririm diye. Sağımda solumda birkaç karayemiş
ağacı var. Onları görünce seviniyorum. Onlar bana çocukluğumu, gençliğimi,
doğup büyüdüğüm köyümü, havasını soluduğum Doğu Karadeniz Bölgesi’ni
anımsatıyor.
Karayemiş,
kışın yapraklarını dökmez. Kar, her yeri kapladığında bu güzel ağacın
yaprakları karı tutar ve toprak kapkara durur aşağıda. Yaprakları arasında
saklanır karatavuklar, serçeler. Karın tutmadığı karayemiş ağacının altında,
karınlarını doyurur ürkek ve kendince önlemler alarak bu kuşlar. Gövdesi
sağlamdır bu ağacın. Yaprakları koyu yeşile çalar.
Karayemiş
ağaçlarını gördüğümde çevrede Doğu Karadenizlilerin yaşadığını düşündüm. Yalnızca
kendileri değil, memleketlerinin ağacıyla taşınıp geldiler bu koca kente. Meyvesi
bin bir derde deva ağacı diktiler sokaklarında buldukları el kadar küçük
toprağa. İnsanımız göçüp yerleştiği yere memleketinin bazı ürünlerini,
ağaçlarını, çiçeklerini de taşır. Bu durum, memleket özlemini az da olsa
giderir.
Yanından
geçtiğim karayemiş ağaçlarından birine ilgi ve özlemle baktım. Dallarda
çiçekleri var. Bazı çiçekler açmış apak. Kimileri ise henüz yeşil, apak olmak
için sıralarını ve güneşi beklemekteler. Havalar böyle giderse karayemiş
ağaçları gelinliklerini giyer birkaç gün sonra. Çiçekler, uzunca saplarda
toplanır. Bir sapta yaklaşık 30-40 çiçek bulunur. Çiçekler, sapı çevreler üzüm
salkımı biçiminde. Çiçeklerin kokusu, insana erinç verir ve çok güzeldir. Zaten
meyveye döndüklerinde üzüm salkımı sanılır uzaktan bakanlar ya da onu
tanımayanlarca. Ancak karayemiş salkımları, üzüm gibi sarkmaz. Başını dik
tutmaya çalışır, eğilip bükülmez tıpkı geldiği toprağın insanı gibi.
İstanbul’da
çokça karayemiş ağacı var. Bazı illerimizde bu ağaca “taflan” denir. Önce yeşil
olan meyveler, sonrasında kızarır, olgunlaştıklarında ise kararır. Ne yazık ki
çoğu kişi, bu meyveyi bilmediği için yemez. Bu da benim gibi Doğu
Karadenizlilere fırsat yaratır. Yoluma çıkan bu ağaçları gördüğümde sevinip toplarım
olgun yemişleri.
Karayemişler,
çiçek açmada badem ve eriklerle yarışır.
Onların ardından o da apak gelinliğini giyer. Mart karı yağarsa ivedilik
gösterip erkenci davranan karayemişim çiçeklerini yakar. Böyle olunca da
dallarından doğru düzgün meyve de olmaz.
Ben,
dün yerdeşim olan dallarında çocukluğumun kaldığı karayemişleri gördüm. Onları
izledim bir süre hayranlıkla. Gövdelerini okşadım. Çiçekleri ve yapraklarıyla
konuşup özlemlerimi anlattım. Onlar bahar dolu bir gülümsemeyle selamladı beni.
Dallardaki çiçekler, baharın ulakları… 21 Mart’a dek sabırsızlıkla bekleyeceğim
deli baharın gelişini. Bahar geldi, hoş geldi.
Adil
Hacıömeroğlu
6
Mart 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder