YAŞAM BİÇİMLERİ DİZİLERE YANSITILIYOR


Televizyon dizilerini çok fazla izlemem. Her yıl bir ya da iki diziyi izlemeye çalışırım. Bunun da nedeni, halkımızı ekran başına kilitleyen konuları, olayları görmektir ilk amacım.

İkinci amacım ise… Dizilerin toplumu yönlendirdiği bilinciyle bu konudaki eğilimleri görme isteğim. Neredeyse dizilerin hepsi toplumun yaşam biçimini, kişilerin olaylara bakış açılarını, halkın düşünüş biçimini, izleyicilerinin duygu dünyasını biçimlendirip değiştirdiğinin yakın gözlemcisi ve tanığıyım.

Diziler, sosyal medya ile toplumları yeniden inşa ediyor düşünsel ve duygusal olarak. Bunun küresel bir yönlendirmenin parçası olduğunu da düşünmekteyim. Ayrıca dizinin senaristlerinin kendilerinin ya da çevrelerinde gözlemledikleri yaşam biçimlerinin dizilere konu olduklarını varsayıyorum. Bu yolla topluma bir yaşam biçiminin dayatıldığının farkındayım. Bu tür bir yaşam biçimini gerçek yaşamda gözlemlemeseler bile düşlemeleri olanaklı. Ayrıca başta ABD olmak üzere birçok batı ülkesinde bizim televizyonlarımızdaki dizilerde anlatılan yaşam biçimlerine rastlayabiliriz.

Dizilerdeki olaylar ve kahramanlar, toplumca örnek alınıyor ne yazık ki. Özellikle çocuk ve gençler, dizi kahramanlarına benzemeye çalışıyorlar düşünüşleri, davranışları, yaşam biçimleri, giyim ve kuşamlarıyla. Onlar gibi konuşup onlar gibi oturup kalkıyorlar. Karşılaştıkları durum ve olaylara onlar gibi karşılık veriyorlar. İnsan ilişkilerini, beğendikleri dizilerdeki kahramanlar gibi oluşturmaktalar. Dizilerin konuları, yaşanan olaylar ve kahramanlar çocuk ve gençlere, hatta yetişkinlere bile örnek olmakta. Diziler, sosyal medyayla el ele vererek toplumları dönüştürüyor kendi istedikleri doğrultuda. Bu dönüşüm; toplumları köklerinden, onları var eden değerlerden, insanlık erdemlerinden ve yaşam düzenini sağlayan aktöreden uzaklaşmasına yol açıyor. Bu da toplumun çözülmesine, çürümesine, kokuşmasına neden oluyor.

Dizilerin neredeyse hepsinde toplumsal aktöremizin kabul edemeyeceği aile içi cinsel ilişkiler var. Neredeyse herkes, herkesi aldatıyor kadın ya da erkek olsun. Kardeş, kardeşin karısıyla cinsel ilişkiye giriyor. Yeğen, amcası ya da dayısının karısıyla birlikte oluyor. Arkadaş, en yakın arkadaşının eşiyle birliktelik yaşıyor. İnsanın düşsel evrenini zorlayacak kadın-erkek ilişkileri söz konusu. Diziler, bu tür ilişkileri öne çıkararak izleyicilerine hiç kimseye güvenilmemesi gerektiğini toplumun belleğine yerleştirmekte. Diziler, açıkça “Kardeşine, akrabana, en yakın arkadaşına bile güvenme!” demek istiyor izleyicilerine. Bu anlayış, aileyi hedef almakta. Bu yolla aileyi çözüp dağıtma, ev içi dayanışmayı çürüterek ortadan kaldırma, toplumsal erdemleri geçersiz kılma, aktöreye dayalı akraba ilişkilerini yok etme amaçlanmakta. Bazı kişiler, kendi yaşamlarını biçimlendiren aktöresizliği, insanlık erdemlerinden nasibini almamayı, toplumsal değerleri umursamamayı topluma dayatmakta. Bu durum son derece tehlikeli.

Diziler, giyim kuşam konusunda toplumu değiştiriyor. Özellikle cinselliği öne çıkaran kadın giyimleri kabul edilebilir değil. Cinselliği kışkırtan bir giyim söz konusu. Kapalı olması gereken cinsel bölgeler bilerek sergilenmekte. Dizilerde kadın cinselliği, konunun üstüne çıkıyor. Dizilerde sınırsız, ilkesiz, sevgiye dayanmayan bir cinsellik topluma dayatılmakta. Karşı cinsi sevmek, ona bağlanmak, ilişkiye karşılıklı saygı duymak, aile birliğini her şeye karşın korumak dizilerde söz konusu değil. Topluma, özellikle de gençlere değerler, ilkeler, erdemler, sağlam bir aile yapısı için değil; yalnızca cinsellik odaklı bir yaşam biçimi özendirilip amaçlandırılmakta ekranlarda.

Erkek giyiminde kapkara giyim söz konusu. Bundaki amaç, sert erkek algısı uyandırmak. Ayrıca erkeklerin çoğu kirli sakallı… Bu giysi ve sakal, organize suç örgütleri tetikçilerini ve liderlerini anımsatmakta. Dizilerin her bölümünde silahlı çatışma var neredeyse. Bir anda onlarca kişi öldürülüyor. Dediğini, söz ve yeteneğiyle yaptıramayan erkek dizi kahramanı, silahla yaptırıyor her şeyi. Usun yerini kaba güç alıyor. Bu da çocuk ve gençleri şiddete yönlendirmekte. Dizilerin çoğunda çocuk ve gençlere olumlu davranışlar açısından örnek olacak kadın ve erkek kahramanlar yok nedense.

Dizilerde en belirgin olan özellikse hiç kimsenin kimseyi dinlememesi. Karşılıklı konuşmanın yerini, karşılıklı bağrışma almış durumda birçok dizide. Sıkça görülen ise laf sokmalar… Ayrıca dizilerde güzel Türkçeye özen yok! Yabancı sözcükler bolca kullanılmakta. Örneğin, yeni bir buluşla yeni bir yabancı sözcüğü sokuyorlar güzel Türkçemize. Oysa bu yabancı sözcüğün yerine türetme ya da bileşme yoluyla oluşturulan Türkçesi konabilir. Bu konuda dilcilerden yardım almayı uslarına bile getirmiyorlar nedense. Ekranlardaki anlatım bozuklukları, tümcedeki anlam bozuklukları, konuşmalarda kırık döküklük de önemli bir konu. Diziler, izlendikleri birçok yabancı ülkede bazı kişilere, Türkçe öğretirken ülkemizde ise çocuk ve gençlerin dilini bozmakta. Yabancı ülkelerde, Türk dizilerini izleyerek anadilimiz öğrenenler de ne yazık ki bozuk bir Türkçe ile karşımıza çıkıyorlar.

Birçok dizide homoseksüelliği çağrıştıran dizi kahramanlarını görüyoruz. Bu durum, özellikle çocuklar üzerinde olumsuz etki bırakmakta. Toplumu cinsiyetsizleştirme konusunda algılar yaratılmakta. Bu durum, çocuk ve gençleri kimliksizleştirip tinsel karmaşıklığa sürüklemekte. İnsanların kadın ve erkek olarak iki farklı cinsten oluştuğunu yadsımak, büyük bir yanlış. Bu durum, aile kurumunu yok eder. Kadın ve erkek türlerinin ortadan kalkmasıyla insan da yok olur yeryüzünden.

Diziler denetlenmeli. Topluma zarar veren, çocuk ve gençlere yanlış rol modeller gösteren, toplumsal aktöre ve değerleri hiçe sayan, insanlık erdemlerini kulak arkası eden, insanları tüketime özendiren, şiddeti insan ilişkilerinin merkezine oturtarak sorunları bu yolla çözmeyi tek geçerli yol olarak sunan dizilerin gösterimi önlenmeli. Toplumumuzun varlığı, geleceği, çocuk ve gençlerin gerçekler ışığında yetiştirilmeleri her şeyin üstünde. Bu gerçeği görmezden gelmek, ilerde önü alınmaz büyük sorunları, yıkımları, sakıncaları ortaya çıkarır.

                                                               Adil Hacıömeroğlu

                                                                     5 Mart 2026

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder