Bir
ağacı toprağa bağlayan kökleridir. O köklerle yaşama tutunup göğe ağar.
Kökleriyle beslenir. Kökleriyle yaşadığı toprağa sıkıca tutunur. Çünkü toprağı,
onun yurdudur. Yüzyıllara meydan okuyan ulu ağaçlar, toprağından aldığı güçle
uzun bir yaşam sürer. Köksüz ağaç, yaşayamayıp kurur.
İnsanlar
da ağaçlar gibidir. Onların da tutunduğu, dirim bulduğu bir toprak vardır. Bu
toprak, onun yurdu, can damarı. Toprağını yurt bilen kişi, o toprağı sevip
saygı duyar. Toprağı ona, hem tensel hem de tinsel güç verir. Her canlı kendi
toprağıyla vardır. İnsanın toprağı; kişiliğini, yaşam anlayışını, duygu ve
düşüncelerini, yürüyeceği yolu belirler.
İnsanın
toprağı; onun geçmişi, bugünü ve geleceği... Geçmişin yoksa bugünün de yok!
Bugünü olmayanın yarını olur mu? Geçmişimiz, atalarımız… Bugünümüzü, toprağımız
üzerinde çocuklarımızın emanetçisi olarak yaşayan bizleriz. Yarınımızsa
çocuklarımız ve torunlarımız…
Bir
başka deyişle atalarımız, ailemizi simgeleyen ulu ağacın kökleri… Bu köklere ne
denli bağlıysak yaşama o denli sağlam tutunur, toprağımıza güvenle basarız.
Bizim köklerimize bağlı olmamız, çocuk ve torunlarımıza yol gösterir. Onların yaşam
biçiminin, anlayışının oluşmasının temellerini atar. Çünkü çocuklar,
büyüklerine öykünürler davranışlarını ve yaşam anlayışlarını oluştururken.
Atalarımızın “Ön tekerlek nereye giderse art tekerlek de oraya gider.” sözü,
günümüzde bizlere ışık tutup yol kılavuzumuz olmakta. Eğer bizler, köklerimize
sahip çıkarsak çocuklarımız ve torunlarımız da bizim yolumuzdan gider. Onların
yol göstericisi bizler olmalıyız. Eğer biz, onlara doğru yolu göstermezsek
ekranları kullanan art niyetli kişiler çocuklarımıza yanlış yollar göstererek
onları bizden çalar.
“Aile”
deyince yalnızca çekirdek ailemizi anlamamalıyız. En geniş aile anlaşılmalı bu
sözden. Amcalar, halalar, teyzeler, dayılar, gelinler, damatlar, enişteler,
dünürler, aynı soydan gelenler, hısım akrabalar bir bütün olarak düşünülmeli. Çünkü
bu saydığım akrabalar, ulu ağacın kökünden filizlenen farklı dallar… Dallar, ne
kadar çoksa ağaç o denli görkemli ve güçlüdür. “Ağaç, yaprağıyla girler.” Sözünü
bir an olsun usumuzdan çıkarmamalı.
Güçlü
ağaç, toprağına çok iyi tutunur. En geniş aile bireyleri ile toplantılar
düzenlemeli, fırsat buldukça bir araya gelmeli. Bu toplantılar türlü adlar
altında gelenekselleştirilebilir. Ailenin tüm üyeleri için anlamlı olabilecek
bir tarih belirlenmeli yılın farklı aylarında. Ya da… “Ailemizin geleneksel
hamsi günü, çay buluşmaları, imece günleri, kuzine başı söyleşileri, toprağa ve
suya saygı zamanı, börek toyu, aile dayanışması, kökleri anma,” gibi adlar
altında toplanabilir aile üyeleri. Önemli olan bir araya gelmek… Bunu yapmak
için farklı nedenler yaratılabilir.
Çocuklarımızı
ve torunlarımızı köklerimizin, geçmişimizin olduğu topraklara düzenli olarak
götürelim. Kendi toprağını tanısın. Tanısın ki oraya aidiyet duysun. Çocuk da o
köklere tutunsun dişiyle tırnağıyla. Özellikle ataların sonsuz uykularını uyumakta
olduğu gömütlüklere çocuklarımızla gidelim. Gidip gelirken o gömütlükte yatan
büyüğümüzle ilgili anılarımızı, bildiğimiz kadar aile tarihimizi anlatalım
onlara.
Köyümüze
götürdüğümüz çocuklarımıza, bahçemizde tüm görkemiyle duran meyve ağaçlarını
kimin diktiğini söyleyelim. Söyleyelim ki onlar da büyüklerini örnek alıp
toprağına birbirinden lezzetli meyveler diksin. Toprağını çorak bırakmasın.
Çorak toprak, canlılara yaşam vermez. Ancak insan, emeği ve alınteriyle çorak
bir toprağa yaşam verebilir. Bu da toprağı yurt yapar. Ayrıca çocuklara çalışma
alışkanlığı ve doğa sevgisini vermenin bir yolu bu.
Bir
kişi, atalarının gömütlerini unuttuğunda yurdundan bağı kopmuş demektir. Bu
bağın kopması, insanı boşlukta bırakır. Boşluksa bazılarının onun yurduna göz
dikmesine neden olur. Çünkü yaşam, boşluk kabul etmez. Bir yerde boşluk varsa
birileri o boşluğu doldurur eninde sonunda.
Çocuklarımızı
ekranlara teslim etmek yerine, onların köklerine sıkıca sarılmalarının yolunu
açalım. Bu da geleceğimiz olan en güzel varlıklara zaman ayırmakla olur.
Adil
Hacıömeroğlu
19
Şubat 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder