1979’da
İran’da, İslam Devrimi olduktan sonra ABD ile yıldızları bir türlü barışmadı bu
ülkenin. Çünkü İran’da 1979’da devrilen Şah Rıza Pehlevi, ABD yanlısıydı. Dünyanın
en büyük petrol üreten ülkelerinden biri olan ülkesinin tüm varsıllık
kaynakları, ABD şirketlerinin elindeydi. İslam Devriminin antiemperyalist
duruşu, ABD’yi rahatsız etti.
Birçok
kişiye göre ABD’nin İran karşıtlığı “Molla Rejimi”nin demokratik olmamasından
kaynaklanmakta. Bu nedenle ABD; Vietnam, Laos, Kamboçya, Irak, Libya, Suriye, Latin
Amerika ülkelerinin neredeyse hepsinde ve de dünyanın birçok yerinde olduğu
gibi İran’a da demokrasi(!) getirmeyi amaçlamakta. ABD, “demokrasi” ve “özgürlük”
adı altında, dünyanın her yanında kendi emperyalist çıkarları uğruna milyonlarca
insanın canına kıydı. Bu ülkeleri yakıp yıkarak yeraltı ve yerüstü
varsıllıklarını yağmaladı. ABD’nin demokrasi, özgürlük dediği kan ve
gözyaşından başka bir şey değil.
ABD
ve diğer batılı emperyalistler, dinsel kurallarla yönetilen rejimlere karşıysa
onların yıllardır Batı Asya’daki en önemli dostları niye şeriatla yönetilen
Suudi Arabistan’dır? Krallıkla yönetilen bu ülkeye demokrasi(!) ve özgürlüğü(!)
layık görmüyorlar mı yoksa?
28
Nisan 1951’de, İran’da seçimleri kazanan Muhammed Musaddık başbakan oldu.
Musaddık’ın amacı, petrolü batılı şirketlerin elinden alıp millileştirmekti.
Böylece halkının yabancılarca sömürülmesini önlemek istiyordu. İran
topraklarındaki petrolü, Anglo-Persian Oil Company adında bir şirket
çıkarıyordu. Sonrasında ülkemizde de yıllarca etkin olan Britsh Petroleum (BP)
İran petrolünü işletmeye başladı. Musaddık, ülkesinin varsıllık kaynağı olan
petrolü kamulaştırdı. Bunun yanı sıra sosyal güvenlik ve toprak reformları
yaparak halkın varsıllaşmasını, sermayenin tabana yayılmasını sağladı. Musaddık’ın
Atatürk’ten etkilendiğini söyleyebiliriz. Demokrasi ve özgürlükten yanaydı.
Halkın ülke yönetiminde söz sahibi olmasını amaçlamıştı. Yaptığı işlerle ülkesinin
tam bağımsız olmasını sağlamasına ve egemenlik haklarına sahip çıkmasına öncülük
etti.
Peki,
sonradan ne mi oldu? İngiltere ve ABD, ortaklaşa darbe yaparak Musaddık’ı
iktidardan uzaklaştırdılar 19 Ağustos 1953’te. Onun devrilmesinden sonra Rıza
Pehlevi’nin yetkileri artırıldı. ABD ve İngiltere, böylece İran petrolünü
yeniden işletmeye başladılar. Demek ki, emperyalistler için bir ülkenin nasıl
yönetildiği çok önemli değil. Önemli olan kendi çıkarları… Bir ülkeyi rahatça
sömürüyorlarsa, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını istedikleri gibi yağmalıyorlarsa
bu ülkenin nasıl yönetildiği umurlarında bile değil.
ABD’nin
dış borcu 38 trilyon doları aşmış durumda. Bu borcu, üretim yaparak ödemesi
olanaksız. Bu nedenle tıkanan ekonomisini açmak için Trump yönetimi, dünya
ülkelerinin varsıllıklarına el koymak için kolları sıvadı. Dünyada en çok petrol
üreten Venezuela’nın bu varsıllığına göz dikti. Kanada, Panama ve Grönland’ı
yağmalamanın peşinde. Dünyanın petrol üretmede üçüncü sıradaki ülkesi İran’ı
diz çöktürüp bu varsıllığını ele geçirmeye çalışıyor zorla. Bu arada İran’ın önemli
bir doğalgaz üreticisi olduğunu da söyleyelim.
13
Haziran 2025 günü, İsrail uçakları İran’ı vurdu. Birçok önemli İranlı
yöneticiyi evlerinde öldürdü Siyonist saldırganlar. İran, ilk birkaç gün kendine
gelemedi. Sonrasında füze, roket, SİHA ve dronlarla İsrail’in delinmez denen
demir kubbesini kevgire döndürdü. İsrail halkı, on gün boyunca sığınaklardan
çıkamadı. İsrail’in askeri üsleri, enerji santralleri, limanları ve ekonomik
merkezleri vuruldu İran tarafından. İsrail, kuruldu kurulalı ilk kez böylesine
geniş çaplı bir saldırıya uğradı. Savaşın son günü ABD uçakları İran’a
saldırdı. Sonrasında İran da Katar’daki ABD üslerini vurdu. ABD, barış çubuğunu
uzattı Tahran’a İsrail adına. Çünkü savaş bu biçimde sürseydi Tel Aviv çok zor
durumda kalacaktı. Sözün kısası ABD, İsrail’i İran’ın elinden kurtardı bu 12
günlük savaşın sonunda.
12
gün süren savaşta İran’ın en zayıf noktası hava savunma sisteminin çok zayıf
olmasıydı. Aradan altı aydan çok zaman geçti. Bu süre içinde Tahran’a, Çin ve
Rusya’nın hava savunma sistemi konusunda yardımcı oldukları yazılıp söylendi.
Bu yolla İran’ın savaştaki zayıf yanı güçlendirildi.
Trump,
önce sert tehditler savurdu. Hemen askeri yığınak yapmaya başladı ABD.
Televizyon yorumcularının çoğu, en kısa sürede İran’ın yerle bir olacağını
söylemeye başladı. İran, bir adım geri atmadı tehditler karşısında.
7
Şubat 2026 günü ABD ve İran temsilcileri Umman’ın başkenti Maskat’ta bir araya
geldi. İran, görüşmelerde geri adım atmadı, haklarını savundu. Buna karşın
barış görüşmelerini, iki ülkenin de sürdüreceği açıklandı. Barışın olması en
büyük dileğim doğal olarak.
ABD’nin
İran’a saldırması, bu emperyalist ülkenin çöküşünü ve dağılma sürecini
hızlandıracak. ABD, saldırganlığıyla kendini köşeye sıkıştırıyor. Sağa sola
saldırıp varsıllıklara el koymaya çalışırken düşmanlarını oldukça artırıyor.
Düşmanı çok olan bir ülkenin ayakta kalması çok zor.
ABD’nin
İran’a saldırmasının bir başka nedeni de ulus devleti yok etmek. Bu da bu
ülkenin paramparça olması demek. İran parçalandığında bundan en çok etkilenecek
ülke, Türkiye olacak. Bu nedenle bizim yerimiz İran’ın yanı. İran’ın toprak bütünlüğü,
ulusal birliği demek; Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve ulusan birliği demektir.
Emperyalizmin uzattığı havuçlara ağzı sulananların Türkiye’nin değil,
emperyalizmin çıkarlarına hizmet ettiklerini belirteyim.
ABD-İran
savaşının en büyük etkisi İsrail’e olacak. İsrail’in yeni ve yoğun bir füze
saldırısına dayanması çok zor. Gerçekten Çin ve Rusya, İran’da hava savunma sistemi
kurmuşlarsa ABD-İsrail’in uçaklarının etkisi kırılır ve bozguna uğrayabilirler.
Dileğim şu ki dünya gözüyle ABD’nin bir uçak gemisinin sulara gömüldüğünü
görmek. Belki de dileğim olur ben de mutlanırım şu yalan dünyanın tüm ezilen
halkları adına.
Adil
Hacıömeroğlu
9
Şubat 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder