ABD SEVERLİĞİ BESLEYEN İRAN DÜŞMANLIĞI


ABD’nin İran’a tehditlerinin ardı arkası gelmiyor. İnsan kanına ve canına doymayan bu emperyalist güç, durmadan askeri yığınak yapmakta İran’ı çevreleyen denizlerle yakındaki kara üslerine. Bu saldırı, amacına ulaşırsa Batı Asya’da karışıklık artar, kan yitimi sürer. Emperyalizmin güdümünde yapay devletçikler kurulur.

İran ulus devleti, emperyalizme karşı bir kale olarak ayakta durmalı. Dünyanın neresinde olursa olsun emperyalizmin kazanacağı yengiler, ezilen ulusları tutsaklaştırır, ülkelerinin yağmalanmasına neden olur. Bu nedenle İran’ın yıkılmaması, yenilmemesi için ezilen ulusların tümü “ama, fakat, ancak” demeden, türlü gerekçeler öne sürmeden bu komşu ülkenin yanında yer almalı. Bu, hem bir insanlık görevi hem de Atatürk’ün devrimci yolundan yürme kararlılığıdır. Kurdun, kuzuyu boğmaya çalıştığı bir anda kuzuyu olur olmaz bir biçimde suçlamak, kurdun işini kolaylaştırdığı gibi onun eylemine haklılık kazandırır. Kuzuyu suçlayanlar, kurdun yanında yer alır bilerek ya da bilmeyerek.

Türkiye’de üç siyasal kesim açık olmasa da içten içe ABD’nin İran’a yapacağı saldırıyı desteklemekteler. Ne uğruna? Söyleyelim...

İslamcıların bir bölümü, mezhepçilik nedeniyle İran’a düşmanlık duymakta. Bu nedenle İran ulus devletinin parçalanması, pek belli etmeseler de onları mutlu eder. Zaten televizyon yorumlarında bu kişiler, olduk olmadık yerde İran’a suçlamalarda bulunup bu komşumuza karşı düşmanlığı körüklemekteler. Böylece ABD-İsrail değirmeninin su taşıyıcıları olmaktalar.

İran düşmanlığında ikinci kesim ise kendini “Türk milliyetçisi” olarak görenlerin bir bölümü. ABD’nin İran’ı parçalama planını açıkça desteklemekteler. “Güney Azerbaycan” dedikleri bölgenin ayrılıp Azerbaycan’la birleşmesini dört gözle bekliyorlar. Turan düşleriyle bölgemizin gerçeklerinden kopuyorlar. Bu kopuş da onları ABD-İsrail projelerinin destekçisi yapıyor. Emperyalist projelere bel bağlayarak Turan düşleri gerçekleşmez. Tersine bu tür projeler desteklendikçe Türk dünyası daha çok parçalanır. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olunur böylece.

Üçüncü kesimse liberalizmi sol sanan kendini devrimci sayan bir kesim. Bu kişiler, İran’daki “molla rejimini” asıl düşman olarak görmekte. Görünüşte ABD saldırganlığına karşıymış gibi görünerek “Ama Mollalar da insan haklarını çiğniyor.” benzeri tümceler kurmaktalar. Bu yolla ABD emperyalizminin saldırganlığına, içten içe haklılık kazandırmaktalar bilerek ya da bilmeyerek. Bir de bu kesimin kendilerini Atatürkçü görmeleri başka bir çelişki.

Yukarıda anlattığım gibi birbirine karşı gibi görünün üç siyasal kesim ABD’nin emperyalist projelerinden bir araya geliyorlar sessiz sedasız. Ne yazık ki mazlumun değil de zalimin yanında yer almaktalar.

Atatürk, yurdumuzu kurtarmak için Samsun’a çıktığı günden başlayarak ulusumuzun ve dünyanın ezilen uluslarının baş düşmanın İngiltere olduğunu belirledi. Bunun yanı sıra dünyayı yaşanmaz duruma getirenin emperyalizm ve kapitalizm olduğunu her fırsatta dile getirdi. Bu söylemle sisteme karşı savaşmanın gerekliliğini ortaya koydu.

Atatürk, ülkemizin kurtuluşunu gerçekleştirmek için öncelikle Sovyetler Birliği ile dostluk kurdu. Atatürk-Lenin dostluğu, İngilizlerin denetimdeki Kafkas Seddini yıktı öncelikle. Böylece iki ülke arasına kama gibi giren emperyalizmin güdümündeki bir oluşum ortadan kaldırıldı. Bu yolla Türkiye’nin doğusu sağlama alındı. Bu sırada İran dostluğu da doruktaydı. Atatürk’ün yurdu kurtarmak için önceliği, komşularla iyi ilişkiler kurmaktı. Bunu yaptı. Ardından düşmanı yalnızlaştırmak için İtalya ile iyi ilişkiler kurdu. Çok geçmeden 20 Ekim 1921’de Fransa ile Ankara Anlaşmasını imzaladı. Böylece dostlarını çoğaltırken düşmanını yalnızlaştırdı. İşte, utkuya giden stratejik yol budur. Demek ki kurtuluş için doğru ittifaklar kurulursa düşman yenilir.

Atatürk Sovyetler Birliği’nden silah ve altın, Hint Müslümanlarından para yardımı aldı. Kurtuluştan sonra ne Sovyetler Birliği’nin rejimini ne de İslam taassubunu kabul etti. O, ülkemize özgü bir siyasal yönetimin temellerini attı. Türkiye, kurtuluştan sonra büyük bir kalkınma seferberliğinin içine girdi. Ülkemizin sanayileşmesinde bize en çok yardım eden ülke de Sovyetler Birliği oldu. O, bu komşumuzu emperyalist olarak değil; yaşamsal bir müttefik olarak gördü. Gazi Paşa ölünceye dek de bu dostluk sürdü.

İran’a yan bakan üç kesim, söz başlarken “ABD; Rusya, Çin, İran… emperyalizmine karşıyız.” demekte. Bu söz, somut koşulları görmemekten başka bir şey değil. Üstelik böyle bir söylemle ABD emperyalizmi perdelenmekte. Bir başka deyişle iş, gürültüye getirilmekte. 1945’ten beri dünyanın her yanında insanların canına kıyan, suçsuz kişilerin kanlarını akıtan, ülkeleri yağmalayan ABD değil mi? Rusya ve Çin’i ABD ile eşdeğerde görmek, göstermek de bir Amerikan politikası.

Atatürk’ün yaptığı gibi doğru ittifaklar kurmanın kimseye bir zararı yok! Ancak emperyalizme kesinlikle zararı var. Büyük düşmanları tek başınıza yenemezsiniz. Bu nedenle doğru ittifaklarla dostluklara gereksinim var. Önce komşulardan başlayarak emperyalizme karşı sağlam ittifak kurmak gerek.

Günümüzde ABD emperyalizmini yenmek için Çin ve Rusya ile ittifak kurmak zorunluluk. Yoksa emperyalizme kayıtsız, koşulsuz teslim olursunuz. Atatürk gibi düşünmenin zamanıdır. Onun gibi emperyalizme karşı ittifaklar kurmak zorundayız var olmak için. İttifakı reddeden kişiler, kendi ülkelerine zarar vererek tam bağımsızlık yolundan çıkarlar.

Atatürk, Sovyet Rusya ile dostluk yaparak İngilizlere uşak olmaktan kurtardı ulusumuzu. Komşularımızla iyi ilişkiler kurup dayanışma içine girerek tam bağımsızlığımıza giden yolu açtı. Asıl düşmana değil de dostun olabilecek ülkelere yumruk sallamak, onları hedef tahtasına oturtmak emperyalizme teslimiyeti hazırlar. Var olan düşmanı bırakarak düşsel düşmanlar yaratmak, düşmana hizmetten başka bir şey değil.  

Türkiye’nin Çin, Rusya, İran, diğer Avrasya, Afrika ve Latin Amerika ülkeleriyle ABD emperyalizmine karşı ittifaklar kurması; Atatürk’ün devrimci yolunda ilerlemesini sağlar. Bunun karşıtı düşünceler ise ABD emperyalizmine uşak olmayı getirir. Ülkemiz; emperyalizme karşı savaşla var oldu, emperyalizme karşı savaşla varlığını sürdürecek. Bunun tersini düşünmek, ülkemize ihanetten başka bir şey değil!

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       11 Şubat 2026

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder