İnsanoğlu
doğada var olduğundan beri doğru işler yaptığı gibi birçok yanlış da yapagelmiştir.
Çünkü doğrunun olduğu yerde yanlış, yanlışın olduğu yerde doğru da vardır. Yaşam,
karşıtların birliği üzerine kurulu. Bir şeyin karşıtı yoksa kendisi de yoktur.
Yanlış,
başkalarına zarar vermek için bilerek yapılıyorsa bu, çok tehlikeli bir davranış.
Göz göre göre insanların emeğini çalmak, bilerek yapılır ve kabulü olanaksız.
İnsanların zamanlarını bilerek boşa harcatmak da bağışlanamaz bir durum. Çünkü zaman,
kişinin yaşamı, ömrünün bir bölümüdür. Buna yaşam hırsızlığı dersek yerinde olur
sanırım. İnsanın malını, parasını çalmak ise hırsızlığın en bileneni, sıradanı.
Ozanlar,
halk bilgeleri, kimi bilginler insanın emeğini, yaşamını, parasını ve malını
çalmanın yanlışlıklarından çokça söz etmişler zaman içinde. Bunun karşısındaki
kişiye saygısızlık olduğunu da vurgulamışlar. En küçük toplumsal yapı olan aileden
başlayarak kişi, hangi toplum içinde yaşamını sürdürürse sürdürsün bulunduğu
ortamı birlikte paylaştığı ve sosyal ilişkide olduğu herkese saygı duymak
zorunda. Bu saygı, çok yönlü ve kapsayıcı olmalı.
Ozanlar,
bir toplumun bilgeleri… Halkın sesi, gözü, kulağı, vicdanı, duyarlılığı,
uyarıcısı, yol göstericisidir. Onlar tarihsel olaylarla doğal döngüyü iyi bilir.
Yaşadığı toplumun geleneklerini, kültürünü, insan ilişkilerini, köklerini
içselleştirirler. Hem doğa hem de toplumsal olayların olağanüstü gözlemcisidir
ozan. Bu gözlemciliği onu, birçok olayın, felaketin ya da olumlu bir işin
olacağı konusunda öngörülü kılar. Çoğu zaman herkesten önce olayların,
davranışların hangi yöne gittiğini ve hangi sonuçların olacağını önceden söyler
bilge ozan. Bu tanrısal bir güç değil; ussal bir bakış açısı, analitik
düşünmekten kaynaklanan bir bilgelik.
Toplumumuz,
binlerce yıldır birçok ozan çıkardı bağrından. Bu bilgelerin söyledikleri sözün
gücü öylesine güçlü, etkileyici ve yol gösterici ki bugün bile verdikleri
öğütler, dersler geçerliliğini korumakta. Günümüz insanının zaman zaman eski
ozanların deyişlerinde, dizelerinde, us süzgecinden süzülerek söyledikleri
sözlerinden örnekler verilir, onlar anlatılan düşünceye tanık gösterilerek anlatım
güçlendirilir. Böylece dinleyene gerekli uyarılar da yapılır ki yanlış düşünüp
yapmasın diye. Aslında ozanların ussal imbikten damıtılarak söylenen özdeyişleri,
insanların başlarının belaya girmemesi için söylenir.
Ünlü
ozanımız Âşık Veysel: “Başkasının baharını çalanın bahçesi çiçek açmaz.
Başkasının hakkına girenin mutluluk kapısını çalmaz. Başkasının güneşini
kesenin üzerine güneş doğmaz. Hâlâ anlamadınız kötü niyetle iyi murada
varılmaz.” Ne denli güzel söylemiş Veysel; insanoğlunun bir inat, açgözlülük,
kısa erimli bir çıkar edinme, kolay yoldan geçinme uğruna yaptığı işlerin sonunda
nasıl da hüsran olacağını anlatmakta bu sözle.
“Başkasının
baharını çalmak” gençliğini, en verimli çağını kendi çıkarları uğruna yok
etmektir. Sen başkasının baharını çalarsan senin bahçende çiçek açar mı hiç?
Böyle beklenti gereksiz değil de nedir? Kendi bahçenin çiçeklerle donanmasını
istiyorsan başkasının baharını güze çevirmeyeceksin. Atalarımız: “Keser döner sap
döner, gün gelir hesap döner” diye ne güzel söylemiş. Hesabın bir gün verileceğini
bilmeli kişi. Başkasının baharını çalarsan senin baharın da zehir olur yazın da.
“Başkasının
hakkına girenin mutluluk kapısını çalmaz” diyor Büyük Ozan. Haksızlığı kendine
hak olarak görenlerin yaşamlarına bakıldığında bir biçimde bunun bedelini misliyle
ödediğini görürüz. “Başkasının hakkına girmek” bazılarından saklansa da eskiden
kadının onayı alınsa da yargı erkinin yasal boşlukları kullanılsa da kendi vicdanına
bu haksızlığı kabul ettirmek olanaksız. Bu nedenle bu kişiler yaşamları boyunca
mutlu olamaz. Mutlu olamayacaklarını bildikleri için de daha çok hakka girerler.
Bu da onların mutsuzluklarını daha da büyütür.
Veysel:
Başkasının güneşini kesenin üzerine güneş doğmaz, diyerek yaşamın acı bir
gerçeğini önümüze koymakta. Bu acı gerçek kılıçla savaşanın kılıçla ölmesi
gerçeğinden başka bir şey değil. Siz başkasının güneşini kesip onu ışıktan,
aydınlıktan, yaşam kaynağından yoksun bırakırsanız sizin üzerinize güneş niye
doğsun? İnsan yaşamda ne ekerse onu biçer. Bu, değişmez bir doğa kuralı ve
yaşamın diyalektiği.
“Hâlâ
anlamadınız kötü niyetle iyi murada varılmaz” diye uyarıyor bizleri Büyük Usta.
Kötü niyetli biri, karşısındakine kötülük yapmak için yola çıkmışsa iyi ve
olumlu bir amaca ulaşamaz. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Kötülük bumerang
gibidir. Karşıtına ya da sana inanana fırlatırsan onu döner seni vurur. Onun
için atalarımız: “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste.” diyerek zalimce
kötülük yapanları uyarmaktalar.
Kötülük
yapmak, birinin güneşini kesmek, sana güvenenin baharını çalmak, başkalarının
haklarına girmek, kötü niyetle iyi bir amaca ulaşma isteği kolay olsa da sonu
acıklı biten girişimler bunlar. İnsanı insan yapan şey, iyilik yapmak, iyi
düşünmek, başkalarının baharını, yaşamını, emeğini çalmamaktır. İyi düşünelim
ki her şey iyi olsun. Sana yapılmasını istemediğini, sen de başkasına yapma! Kendimize
iyilik kapılarını açmak varken kötülük yapmak niye?
Adil
Hacıömeroğlu
25
Nisan 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder