Günlerdir
İstanbul’a yağışlı havanın geleceği konusunda uyarıda bulundu Meteoroloji. Ne
yazık ki bu konuda nasıl önlem alınacağını bilmeyen ya da bilip de uyarıları
kulak ardı eden merkezi ve yerel yöneticiler olağan işlerini sürdürdüler. Çünkü
ülkemizde felaket gelmeden önce önlem alma alışkanlığı nedense yok! Bu olmayınca
da felaket insanları tutsak aldığında onları kurtarmaya çalışır yetkili
yetkisizler.
Yazıma
bir anımla başlamak isterim. 1999-2004 döneminde Bakırköy Belediye Meclisi
üyesiydim. Tam olarak tarihi anımsamıyorum. İstanbul’a şiddetli bir yağmur
yağdı. Yağmurun ertesi günü Şenlikköy Mahallesi’nden bir dostum aradı. Yanında
mahalleden başkaları da vardı. Mahallenin önemli yollarından Florya Caddesi’nin
batısında kalan sokaklardaki evleri atıksuların bastığını söyledi. Evi sular
altında kalan birkaç yurttaşımızla da konuştum. Az sonra söylenen yere gittim.
Giriş katlardaki evlerin çoğunu lağım basmıştı. Birinci katta yer alan konutların
bazılarını da lağım suları kaplamıştı. Gördüklerim beni oldukça şaşırtmıştı.
Lağıma bulanmış eşyaların kokusu dayanılacak gibi değildi. Sorunun nasıl
çözüleceğine ilişkin oradakilerle görüş alışverişinde bulunduk. İlgileneceğime
söz vererek oradan ayrıldım
Sorunu
çözecek olan İSKİ idi. Burada çalışan mühendis dostlarım vardı. Onları aradım.
Gidip bazılarıyla da yüz yüze konuştum. İşittiklerim beni şaşırttı. Söz konusu
cadde kuzeyden güneye uzanmakta. Cadde boyunca da kanalizasyon hattı döşenmiş.
Bu hat döşendiğinde yukarıdaki Sefaköy, küçük bir mahalleymiş. Zamanla büyümüş,
on binlerce insanın yaşadığı bir yer olmuş. Üstelik Sefaköy’ün kuzeyinde de
yoğun nüfuslu mahalleler kurulmuş. Sefaköy ve diğer yerlerin atıksularını
boşaltan kanalizasyon yeni döşenmiş. Buraya döşenen künklerin çapı, Şenlikköy’dekilere
göre daha büyük. Böylece yukarıdan aşağıya doğru bir huni oluşturulmuş. Yağmur
birden bastırınca yukarından geniş künklerden gelen su ve lağım Şenliköy’deki dar
borularda sıkıştığından geçemedi. Yüksek basınç nedeniyle atıksular evlerin
kanalizasyon sisteminden fışkırdı. Bu gerçeği işitince yaşananlara güler misin
ağlar mısın? Gerekli girişimleri yapıp Şenlikköy’deki sistemin değiştirilmesini
sağladık.
Yukarıda
anlattığım anı, İstanbul’da yıllardır yapılan altyapıların nasıl bilinçsiz, plansız,
üstünkörü yapıldığının küçük bir örneği. Üzülerek söyleyeyim ki dünyanın incisi
sayılan içinden deniz geçen tarihsel kent İstanbul, bilimsel kurallara dayalı
usçu bir yöntemle planlanmamış. Kentin her yanını para olarak gören birkaç
açgözlü fırsatçının isteğine uygun gelişip büyüdü İstanbul. Dere yatakları kurutulup
yol yapıldı üstlerine. Yolun sağı solu da yapılaştı. Kurutulmayan dereler,
ıslah çalışmasıyla sıkıştırıldı dar bir alana. Seller hesaba katılmadı çoğunun
ıslahında. Öyle ki derelerin sağından solundan yollar geçirildi. Yol kıyıları
yapılaştırıldı. Bu yapıların giriş katları yolların, hatta derenin kodundan daha
düşük. Bu durum felaketi oluşturan en büyük neden. Her derenin sağında solunda sel
yatakları olmalı. Yani derelerin en az iki
yüz metre sağında solunda yapılaşma olmamalı. Bir bakın bakalım bu kurala uyan
bir dere var mı koca kentte?
Yağış
sırasında sulara akacak yer bırakmadı kent ve yapılaşmayı kalkınma sanan ülke
yöneticileri. Cadde ve sokakların oluşumu da doğaya aykırı bir biçimde
oluşturuldu. Nasıl mı? Öncelikle bu yolların çoğunun iki yanında bitişik biçimde
yapılaşma var. Bu da sulara, sellere akış için yeni yataklar oluşturuyor. Yol
kıyılarında neredeyse hiç toprak, ağaç ve diğer bitkiler yok! Oysa suyu emecek
onun hızını azaltacak olan toprak, ağaç ve diğer bitkiler…
İstanbul,
elli yıl önce ülkemizde yüzölçümüne göre en çok orman alanı olan kentimizdi.
Ormanlar yok edilerek devasa yapılar dikildi yerlerine. Suyu tutacak ne orman
ne de toprak var.
Her
yapının küçük de olsa bir bahçesi bulunmakta. Ne yazık ki bu bahçeler de
değişik nedenlerle betonlaştırıldı. Bahçelerdeki bitkiler yok edildi. Birçok
yapının alt katları dükkân… Dükkânlar genellikle küçük olduğu için yapıların
bahçeleri betonlaştırılıp dükkânlara katılıyor. Bu da toprakla yağmurun
buluşmasını engelliyor. Öncelikle bahçelerin ivedi bir kararla bu betonlardan,
işgalden kurtulması gerek. Yapıların imar planlarına uygun duruma getirilmesi
hem hükümetin hem de belediyelerin görevi. İmara aykırı iş yapmak neredeyse
alışkanlığa dönüştü.
İstanbul’un
asıl felaketi, kentin sürekli göç alması. Bu konuda başta hükümet olmak üzere
gerekli önlemleri almalı. Bu tarihsel kentin yükünü azaltmak için Anadolu’da
yeni sanayi kentleri planlanıp oluşturulmalı. İstanbul’a göçü durdurmak için yeni
yatırımlardan kaçınmalı. Örneğin, 3. Boğaz Köprüsü kentin kuzeye doğru
genişlemesine neden oldu. Bu da kuzey ormanlarını yok ediyor giderek. İstanbul’un
tersine göç vermeli ivedilikle. Yoksa bu kenti, kendi elimizle yok edeceğiz. Kanal
İstanbul gibi kentin hem doğasını bozacak hem de yeni yerleşim yerlerine olanak
verecek yatırımlardan kaçınılmalı. İstanbul’a bu yolla yeni kentler eklenecek,
bu durum kenti yok edecek bir çalışma. Ayrıca Anadolu giderek boşalacak.
Ülkemizde
yatırım deyince konut geliyor insanların usuna. Bu nedenle yurdumuzun her yanı
yapılaşmakta. Tarım alanları betonlaşıyor. Türkiye’nin her yanına bakıldığında
milyonu geçen konut boş. Sürekli ev edinme alışkanlığını değiştirmeli.
İnsanlar, yılda birkaç gün oturacağı evleri yaparak doğayı katletmemeli. Bu
konuda sert önlemler alınıp uygulanmalı. İnsanların elindeki parayı değerlendireceği
yeni yatırım alanları özendirilmeli.
İstanbul’da
yağmur, 13 Ekim 2026 günü çok şiddetli başladı. !4 Ekim’de ise felakete
dönüştü. İnsanlar evlerine gidemedi. Taşıtlar selle sürüklendi. Caddeler, sokaklar
göle, akarsuya dönüştü ve yaşam durdu. Okullar eğitime iki gün ara verdi. Yıllardır
günü kurtarmaya çalışan yöneticilerdir bu felaketin sorumlusu. Uzun erimli
düşünemeyen, geleceği göremeyen, bilimi kılavuz edinmeyen yöneticiler
yüzündendir başımıza bu geleneler.
Yazının
kaleme alındığı anda üç yurttaşımız yaşamını yitirdi. Dört kişi de yitik… Çok
sayıda evi ve işyerini su bastı. Şimdi çıkacak ülkemizi ve kentimizi yönetenler,
çok üzüldüğünü gösteren bir yüz ve sesle ölenlere rahmet dileyecek, halkımıza
geçmiş olsun diyecekler süslü sözlerle. Üzülmüş gibi görünecekler. Ancak daha önce
olduğu gibi bu felaketten de ders çıkarmayacaklar. Yine bilimden uzak durup
doğayı hiçe sayacaklar. Vicdanın değil, cüzdanın sesini dinleyecekler. Son
seksen dört yılın en büyük yağmuru diyerek bunun ardına saklayacaklar beceriksizliklerini
ve sorumsuzluklarını. Suçu da yağmura, iklim değişikliğine bulacaklar daha önce
yaptıkları gibi.
Adil
Hacıömeroğlu
15
Ekim 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder