Her
yörenin, her bölgenin, her ulusun kendine göre inançları, gelenekleri ve
görenekleri vardır. Bunlar, o toplumun kültürünün temelini oluşturur. Ayrıca toplumun
inançları, gelenekleri insanları bir arada tutar. Çünkü aynı şeye inanmak, aynı
geleneği benimsemek, göreneklerdeki ortaklık toplumsal paydadır onlar için. Bunların
çoğu, günümüz insanlarına mantıksız gelse de o günün koşulları içinde bakılıp
değerlendirilmesi daha doğru olur.
İnsan
topluluklarının uluslaşmasında ortak kültürün etkisi, önemi yadsınamaz. Ortak kültür,
o toplumu oluşturan insanların duygudaşlığını, duygusunu, düşüncelerini,
amaçlarını, ülkülerini belirlemede etkindir. Zaten bir toplumun ortak amaçları
ve ülküleri olmadığında uluslaşmaları da zorlaşır.
Bir
köye, bir kasabaya, hatta göç alarak kendi özgün özelliklerini yitirmemiş bir
kente gittiğinizde insanların düşünüş biçimleri, duygusal tepkileri, davranış biçimlerinin
birbirine çok benzediğini kolayca gözlemlersiniz. Çünkü yüzyıllardır aynı
topraktan, aynı inançlardan, geleneklerden, göreneklerden beslenen insanlardır
onlar. Bu nedenle benzer biçimde davranışların, bakış açılarının, tepkilerinin
oluşması da çok olağan. Dar çevrelerde yaşayanların birbirlerinden
etkilenmeleri çok kolay… Eskiden iletişim, ulaşım olanakları bugünkü gibi
gelişmemişti. Bu nedenle toplumun düşünsel, duygusal bakışları hep yöresel
etkilerle oluşmaktaydı. O dönemde göç olaylarının çokça olmadığını düşününce
farklı kültürlerden etkilenme çok azdı. Ayrıca ülkemizde ulaşım gelişmediğinden
yerleşim yerleri arasında gidiş gelişler zorunlu durumlar dışında pek olmazdı.
Bu da farklı yerler arasındaki kültürel taşınımı engellemekteydi. Yerleşim
yerleri dış etkilere kapalı, kendi kültürel hamuruyla yoğrulmaktaydı.
Halk
inanışlarının bazılarının mantıksal dayanakları vardır. Bazıları da yaşanan
dönemin koşullarına uygundu. Ancak zamanla koşullar değişince bu inanışlar,
gereksiz duruma geldi. Her dönemin koşullarının kültürel oluşumları farklıdır.
Çocukluğumun
unutamadığım anılarındandır. Yağmur çamur demeden oynardık arkadaşlarımızla.
Kimi zaman yere düşerdik. Bazı arkadaşlarımız, oyunun heyecanıyla üstümüzden
atlayıp geçerdi. Ya da… Soğuk havalarda evin içinde tek başıma oynardım kendi
kendime. Kimi zaman evdekilerin yolunu keserdim bilmeden. Çoğu zaman
büyüklerimiz: “Oradan kalk, soğuk alıp hastalanırsın. Yolu kapadın, üstünden
geçmek zorunda kalırım. İstemeden boyunu alırım.” diyerek uyarırdı beni.
Boyumun alınacağını işitince birden fırlayıp kalkardım yerimden.
“Boyunu
almak” yöre halkının eski bir inancıydı. Biri, üstünden geçerse boyunu alır ve böylece
boyun uzamazdı. Böylece çok kısa boylu kalırım, diye düşünürdü çocuklar. Bu
nedenle üstümüzden birinin geçmesi büyük bir uğursuzluktu.
Peki,
alınan boy, geri alınamaz mıydı? Doğaldır ki alınabilirdi. Çünkü halkımızın
anlayışında her şeyin bir çözüm yolu vardır. Bir tek ölüme çare bulunamazdı. Bu
düşünüşün nedeni ise hangi koşulda olursa olsun umudu yitirmemekti. Çünkü umut
yitince yaşamın bir anlamı kalmaz. Umutlu olmaya bağlı olarak halkımızı yaşama
bağlayan, onu doğaya karşı savaşımcı yapan olumlu düşünmedir. Olumlu düşünme ile
umutlu olmak yan yana gelince yaşamın zorluklarına karşı yılgınlığa kapılıp
yenilgi kabul edilmez.
Boyu
alınan çocuk, iki gözü iki çeşme ağlardı cüce kalacağı için. Onun bu durumunu
gören üstünden geçen kişi, hemen gelip gerisin geri geçerdi üstünden böylece boyunu
geri vermiş olurdu. Bazı çocuklar da boyunu alan kişiye yapışıp “Boyumu geri
ver.” diye savaşırdı onunla büyük bir ayak diremeyle. Ne zaman ki boyunu geri
verirdi, o zaman bu savaşımı bitirirdi. Boyu geri verilen çocuk çok mutlu
olurdu. Annesi, babası, dedesi, ninesi, kardeşleri ve diğer akrabaları, komşuları
da bu mutluluğa katılırdı.
Aslında
“boyunu almak” inanışının olmasının nedeni, yerde oynayan bir çocuğun üstünden
geçerek onun oyununu bozmamaktı. Onun varlığına, oyununa, çocukluğuna saygı
göstermenin bir gereğiydi bu. Ayrıca çocukların yerde çok fazla yatıp
yuvarlanmasını önlemekti. Hem hastalanır hem de toprak yer börtü böcek
kaynıyordu. Böcek ısırması onu kötü durumlara düşürebilirdi. Bu inanış, gelenek
ne yazık ki unutulmak üzere. Acaba köylerimizde, kentlerimizde “Boyumu aldın.” diye
ağlayan çocuklar kaldı mı? Kim bilir…
Adil
Hacıömeroğlu
22
Şubat 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder