ÖLDÜREN DE ÖLDÜRÜLEN DE ÇOCUK


Son yıllarda hiç yok yere öldürülen çocuklara sıkça rastlıyoruz. Bu ana kuzularını, öldürenler de ne yazık ki çocuklar… Çocuklar, yine akranları olan çocuklara gözlerini kırpmadan bıçağı saplıyor öldüresiye. Peki, bu çocuklar karşısındakinin ölümcül yerini nereden biliyorlar da ona göre saplıyorlar bıçağı? Bir insanı öldürmenin acımasızlığına, vicdansızlığına nasıl dayanıyor minicik yürekleri? Bu çocukların vicdanları, yürekleri, duyguları hangi suç bataklığında çürütülüyor?

Yukarıdaki soruların yanıtlanması çok önemli, ancak bir bebekten katil yaratan bir düzenin çocuklarımızı toprağa düşürmesi de çok düşündürücü. Üzülerek söyleyeyim ki çocuklarımızın çoğu, ekranlarla yönlendiriliyor. Onların duyguları, düşünceleri, bilinçleri, bakış açıları, vicdanları sanal bir dünyanın bilinmezliğinde oluşuyor. Ne yazık ki anne, baba, dede, nine, öğretmen ve diğer yakınlarının çocuklar üzerindeki etkisi giderek azalıyor. Buna koşut olarak Türk ailesi, sudan nedenlerle dağılıyor. Yine en kötü olanı da kimi anne ve babalar, çocuklarının kendi elleriyle sanal dünyanın bilinmezliğine teslim ediyorlar. Teslim ettikten sonra da bir daha geri alamıyorlar onları. Çünkü ekrana bağlanmadan önce çocuklar, neredeyse tüm insancıl özellikleri benliğinde, yüreğinde, bilincinde, vicdanında, sosyal ilişkilerinde ve yaşamının her alanında yaşatıyordu. Ancak ekran bağımlılığıyla bu insancıl özellikler yavaş yavaş uçup gidiyor gözlerimizin önünde ve bambaşka bir çocuk çıkıyor ortaya.

Son yıllarda gözünü kırpmadan insan öldüren çocukları anlatmak için Suça Sürüklenen Çocuklar (SSÇ) sözü kullanılmakta. Bu çocuklar, kendi aralarında çeteler kuruyorlar sanal ortamda. Derken işi ilerletip yine internet üzerinden büyük mafya örgütlerine katılıyorlar. Zaten bu örgütlerin sanal ortamda en iyi yaptıkları iş, burada tetikçi olarak kullanacakları çocukları avlamak. Çocuklar suç örgütlerinin oltalarına çabuk takılıyorlar. Neden mi?

Ekran bağımlısı çocukların çoğu; sanal ortamda vurdulu kırdılı, öldürmeli videolar izlemekteler. Ergenliğin verdiği güç ve tinsel patlamayla akranları üzerinde üstünlük kurmayı istiyorlar. Bunu da usları, yetenekleri, becerileriyle değil; yumruklarıyla daha ileri giderek silahlarıyla yapmaktalar. Bunun için de kafalarında bilgi yerine, ceplerinde öldürücü aletler, silahlar taşıyorlar.

Öncelikle bilginin bir insan için en büyük güç olduğunu çocuklarımıza benimsetmeli, bunu bir yaşam biçimine dönüştürmeli. Bilgi gücünün insanları baskı altında tutup onları yok etmek için değil, onları birleştirmek ve büyük toplulukları aydınlatmak için kullanılan bir yol gösterici olduğunu anlatmalı. Aile ve okulda bilgi, kültür, sanatla donatılmayan çocukların suç örgütlerine yem olmasının önü açılıyor. Çünkü çocukların yetiştirilmesinden sorumlu olan kişiler, görevlerini ne yazık ki yapmıyorlar. İnsan ve toplum yaşamı boşluk kabul etmez. Siz sorumluluklarınızı yerine getirmezseniz, kötü niyetli kişiler anne sütü gibi temiz çocuklarımızı buldukları her fırsat ve ortamda avlayıp devşirirler. Demek ki çocukları, sanal dünyanın insafına terk etmemek gerek.

Çocuklar, yaşları gereği işledikleri suçlardan büyüklere göre daha az ceza alırlar. Bu nedenle suç örgütü liderleri, bu durumdan yararlanarak onlara adam öldürdüklerinde fazla ceza alamayacaklarını söylemekteler. İçerden çıktıklarında ise bir yiğit, kabadayı olacaklarını anlatarak beyinlerini yıkayıp suça koşullandırıyorlar. Bu nedenle günümüzde sanal ortamda örgütlenen suç örgütlerinin tetikçilerinin neredeyse hepsi çocuklardan oluşmakta. Anne ve babaların bin bir emekle yetiştirdikleri çocukları, ne yazık ki çıkar amaçlı suç örgütlerinin bayağı tetikçileri olmakta. Böylece bu çocukların yaşamları, gelecekleri, düşleri suç bataklığında solup gidiyor. Ne yazık ki tutukevlerimiz suç işleyen çocuklarla doluyor. Bu durumun rahatsız etmediği bir insanı düşünemiyorum bile.

Suç örgütlerinin eline düşen çocuklara, bir insanı nasıl öldüreceklerini önce videolarla öğretiyorlar. Ardından kentlerin çeperlerindeki ıssız yerlerde, ormanlık alanlarında sürü olarak yaşayan köpekler denek olarak kullanılıyor. Köpekler üzerinde uygulama yapılıyor. Neresine ateş edersen tek kurşunla öldürürsün hedefi. Veliler, çocuklarının kimlerle buluşup görüştüğünü, nerelere gittiğini denetlemeliler.

Mattia Ahmet Minguzzi, 24 Ocak 2025’te Kadıköy’de hiç tanımadığı ve yaşamında ilk kez karşılaştığı çocuklarca bıçaklandı. 9 Şubat 2025 günü beyin ölümü gerçekleşti. Minguzzi, aramızdan ayrılıp uçmağa vardığında on beş yaşındaydı. Ahmet, pazar yerinde kendisini öldüren çocuklardan birine çarpıyor. Çarptığı kişiye tüm insancıl inceliğiyle: “Pardon kardeşim!” diyor. Bu sözü, annesine küfür ya da cinsel saldırı sayan akranı çocuk, bu yüzden yaşamında ilk kez gördüğü birini toprağa düşürüyor. Bu cinayet hunharca işlendi. Defalarca bıçak saplandı onun minik bedenine. Yere düşünce tekmelendi akranlarınca. Minguzzi’yi yaşamdan koparan dört kişi de çocuktu. Onları böylesine hunharca insan öldürmeye yönelten neydi?

Atlas Çağlayan, on yedi yaşında bir çocuk… 14 Ocak 2026 günü hiç tanımadığı on beş yaşında başka bir çocuk tarafından yan baktı diye bıçaklanarak öldürüldü hem de ikizinin gözleri önünde. “Bana yan baktın.” diyerek bir insan öldürülür mü? On beş yaşında bir çocuğun hiç yoktan yere bu denli gözünü karartması neden? Sudan bir nedenle bir insanın canına nasıl kıyıyor bu çocuk? Okulda eğitimini sürdürmesi gereken bir çocuğu sokaklarda ölüm makinesine dönüştüren nedir?

Hem Ahmet hem de Atlas’ı öldürenlerin ilk ifadelerine bakınca bu çocukların nasıl ifade verecekleri, cezalarını hafifletmek için nasıl konuşacakları önceden onlara öğretilmiş. Okulda derslerine çalışmayan bu öldürücü robotlar, karakol ve savcılık ifadelerine iyi çalışıyorlar. Demek ki bir insanın canına gözlerini kırpmadan kıyan çocuklar, bir yerlerde eğitim görüyorlar. Buranın sosyal medya olduğu tartışma götürmez.

Her iki cinayetten sonra öldürenlerin yandaşlarının Ahmet ve Atlas’ın ailelerini telefonla arayıp şikâyetçi olmamalarını telkin etmekteler. Bunu da daha çok tehditle yapmaktalar. Şimdi usumuza şu soru geliyor: Bu çocuklar, ailelerin telefonlarını nereden buluyorlar? Bazı telefon numaralarını internetten bulmak olanaklı. Peki, burada bulamadıkları telefon numaralarını nereden, kim aracılığıyla ediniyorlar? Bu konuda kapsamlı araştırmalar yapılmalı. Aslında ülkemizin dört bir yanından açılan bu tehdit telefonları, suç örgütünün dağılımını gösteriyor. 

8 Eylül 2025 sabahı İzmir’in Balçova ilçesindeki Salih İşgören Polis Merkezini on altı yaşındaki bir çocuk silahla basıyor. İlk başta iki emniyetçimiz şehit oluyor. Çatışma saatlerce sürüyor. Saldırgan çocuk; siper almayı, ateş etmeyi çok iyi biliyor. Demek ki dersine çalışmış. Bu çocuğun internet üzerinden IŞİD’le bağlantı kurduğu ortaya çıktı sonradan. Ders çalışmayan, kitap okumayan sanat ve bilimle ilgilenmeyen bu çocuk, ekran bağımlılığı nedeniyle bir terör örgütünün militanı oldu. Bunun sorumlusu kim ya da kimler?

Yukarıda kamuoyunu en çok meşgul eden üç ayrı olayı örnek olarak gösterdim. Bu örneklere yüzlercesi eklenebilir. Neredeyse her gün öldürülen, öldüren çocukları işitiyoruz. AVM’lerde bıçaklı kavgalara karışan kızlara ve erkeklere rastlamaktayız. Sosyal medyada sözleşip belirlenen bir yerde, okul çıkışlarında bir araya gelerek kapışan çocukların görüntüleri yansıyor televizyon ekranlarına. Acımasızca birbirlerine vuran, yere düşenin tekmelenmesine tanık oluyoruz. Saldırırken Allah can verdi demiyorlar. Bu çocuklara “Düşene vurulmaz.” sözünü unutturan ne? Bu çocukları, atalarının binlerce yıllık geleneklerinden uzaklaştırıp Vahşi Batı’nın acımasızlığıyla yürekleri kin, nefret, acımasızlık ve insan düşmanlığıyla nasıl dolduruldu?

Gözlerine, yüzlerine nazar değer diye bakamadığımız güzelim çocuklarımızı yaşamlarından koparıp alan bir katliam düzeniyle toplum olarak birlikte savaşmalıyız. Çocuklarımızın yaşamlarına son veren bir sosyal medya düzeninden tüm çocukları kurtarmak başta ilgili devlet kurumları olmak üzere yurttaşlarımızın tümünün görevi değil mi? İnsanımızın can güvenliğini tehdit eden ekran bağımlılığı konusunda sorumluluklarını yerine getirmeyen tüm resmi ve özel kurumlar ile kişiler, bu cinayetleri olağanlaştırdıklarının farkındalar mı?

Akran zorbalığın ulaştığı en üst noktadır bir çocuğun, başka bir çocuğu öldürmesi. Bu nedenle okullarda, sokaklarda, dinlençlerde kümeler halinde birbirlerini döven çocukların uyguladıkları zorbalığı çocukça bulmak, “akran zorbalığı” deyip geçiştirmek çocukların öldürülmesinin yolunu açmaktır.

Geç kalmadan çocuklarımızı korumak zorundayız. Bu büyük bir memleket sorumluluğu ve ulusal güvenlik sorunu. Memleket sorumluluğundan kaçmak, kimseye yakışmaz.        

Ahmet Minguzzi ve Atlas Çağlayan’ın görüntülerine bakıyorum hep gülümsüyorlar. Gülümsedikleri fotoğraf makineleri, kameralar değil; yaşam... Gözlerine, yüzlerine, gülümsemelerine baktıkça yaşama besledikleri umutların bin bir çiçek açtığı bir gelecek bahçesini görüyorum. Onların umut, yaşam sevinciyle gülümsemelerini; üstünde yaşadığımız şehit kanlarıyla sulanmış kutsal topraklarımıza ekiyoruz. Bu ektiğimiz gülümseme tohumları, bin bir umudun, yaşamın kaynağı olacak.

Ahmet, toprağa düştüğü günden beri hep gözümün önündeydi içten gülüşüyle. Geceleri düşlerime giriyordu düşüyle. Şimdi de Atlas’ın gülüşü eklendi Ahmet’inkine. Sabahtan akşama dek onlarla yaşıyorum. Gece düşümde onlar var. Onlar, yüreğimde hiç solmayacak iki fidan…

Adil Hacıömeroğlu

                                                             19 Ocak 2026

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder