SOSYAL MEDYA, ÇOCUKLARI YAŞAMDAN KOPARIYOR


Sosyal medya, çocuk ve gençlerimizi yaşamdan koparıyor. Onlar güzel kokulu goncayken açılıp dünyanın en güzel gülleri olamadan solup gidiyorlar ne yazık ki göz göre göre. Peki, çocuklarımızı, yaşama umutlarının en güçlü olduğu bir dönemde kimler, hangi nedenle goncayken dallarından koparıyor?

Dünya; tarih boyunca görülmeyen en acımasız yarışın, çekişmenin, bencilliğin, insanlar arası vahşiliğin, kan dökücülüğün kıskacında. İnsanın insana yaptığını tüm doğal yıkımları toplasanız yapmıyor. Sanırım şu çarpıcı örnek bu acımasızlığın hangi boyutta olduğunu anlatır sanırım. 1945’ten sonra dünyanın en büyük egemen gücü olan emperyalist Amerika Birleşik Devletleri, Hitler’in II. Dünya Savaşı sırasında neden olduğu insan ölümlerinin çok fazlasını öldürdü ya da öldürttü bugüne dek. Dünyanın beş kıtasını yıllardır kana boğdu bu doymak bilmeyen insan kanıyla beslenen vampir devlet. Ekonomik çıkarları, siyasal egemenliği için yapamayacağı kötülük yok ABD’nin. Zaten Amerika kıtasına, beyaz adam ayağını bastığı günden beri kan dökülmekte bu topraklarda. Öldürülen, soykırıma uğratılan halkları yazsak sayfalar yetmez buna.

ABD’yi bir avuç uluslararası tekel diyebileceğimiz varsıllar yönetmekte. Amerikan filmlerini izleyince bu ülkede her şeyin tozpembe olduğunu sanır çoğu kişi. Oysa gerçek böyle değil. Milyonları bulan evsiz kişinin yaşadığı topraklar burası. Halkın çoğunun yoksullukla boğuştuğu ve can güvenliğinin olmadığı, sağlıklı beslenemediği güya bir dünya egemeni. Kendi yurttaşı sesini çıkardığında cadde ortasından kurşunlandığı bir vahşi ülkeden söz ediyoruz. Doymak bilmeyen kapitalizmin beslendiği kaynak, insanın alınteri ve kanı.

Kimi zaman bizim basın yayın organlarımız ABD’nin bazı kentlerinde röportaj yapar bu ülkemiz yurttaşlarıyla. Daha çok ülkemizle ilgili sorular sorarlar. Bu ülkede, üniversite bitirmiş kişilerin bile haritada Türkiye’nin yerini gösterememelerini tuhaf karşılar bizim gazetecilerimiz ya da televizyoncularımız. ABD eğitim sistemi, çıkarlar üzerine kurulu… Seçkinlerin eğitimi çok güzel… Çünkü onlar, ülkeyi yönetecekler. Ancak halk, ülkeyi yönetmeyip yönetenlere hizmet edecek. Emperyalist kafaya göre hizmet edeceklerin, yönetileceklerin çok şey bilmesine gerek yok!

ABD’de aileler dağılıyor kapitalizmin çürümüşlüğüyle. İnsan, cinsiyetsizleştiriliyor. Doğadaki varlıkların hepsinin genleriyle oynanıyor. Dünya yetmemiş gibi uzayı da kirletiyorlar. 1945’ten beri çıkardıkları savaşlarda denedikleri, attıkları bombalarla gezegenimizin tüm dengesini bozdular. Birçok ülkede bu yüzden milyonlarca kişi sakat kaldı. Bazı yerlerde bugün ot bile bitmiyor.

Yıllardır teknolojik gelişmelerin merkezi ABD. Ne yazık ki yoksul ülkelerden aldığı beyin göçüyle teknolojik üstünlüğünü uzun süredir sürdürmekte. Ancak bunun da bir sonu olduğu kesin… Teknolojik üstünlüğü nedeniyle sosyal medya alanlarının çoğu bu ülkenin denetiminde. Toplumsal alanda çürümüş bu ülke, başka ülkeleri de çürütüp yok etmek istiyor. Bunun için de sosyal medya alanlarını kullanıyor. Hani çocuk ve gençlerimizin bağımlısı olduğu sosyal medya. “Niye çocuk ve gençler hedefleniyor?” diye sorulabilir. Çocuk ve gençler, bir toplumun geleceği. Onlar, geleceğimizi yok ediyorlar çocuk ve gençlerimizi elimizden çalarak. Bundan da anlaşılacağı üzere yüreğimizi söküyorlar yerinden. Bir toplum yürekleri sökülmüş insanlarla yaşayabilir mi?

Özellikle ortaokul ve liseye giden çocuklara bakın ve onları gözlemleyin. Kimler mi gözlemleyecek? Öncelikle anneler, babalar ve öğretmenler… Tabi ki bu iş için zamanları varsa… Ne yazık ki onlar da çocukları gibi ekran bağımlısı. Çoktan sosyal medyanın tutsağı olmuşlar. Evlerde, işyerlerinde herkesin elinde telefon… Kendilerince her şeyi, sosyal medyadan izleyip öğreniyorlar ABD’nin izin verdiği ölçüde ve biçimde. Toplumumuzda önemli bir insan kitlesi, sosyal medyanın tutsağı. Aslında bu sözüm olmadı, ABD’nin tutsağı demem gerekirdi. Çünkü onlar, düşünce, duygu ve istençlerini çoktan küresel emperyalizmin buyruğuna vermişler. Bu buyrulmayı da bilgilenme sanıyorlar.

Sekiz on yıl önceydi. Ülkemizin LGS’de ilk beş yüze giren bir lisesini bitirmiş ve yine ÖSS’de en üst puan diliminden öğrenci alan bir üniversitesinin en çok yeğlenen bölümünü kazanmış bir öğrencimle karşılaştım. Saçı sakalı birbirine karışmıştı. Çok yaşlanmış gibi geldi bana. Üzerinde bir hantallık, bıkkınlık vardı. Bakışları donuktu. Eski sıcaklığı, ataklığı yoktu. Kamburlaşmıştı gencecik adam. “Üniversiteyi bitirdin mi?” diye sordum. O: “Hayır öğretmenim, okuldan biraz sıkıldığım için kaydımı dondurdum. Biraz ara verdim dinleneyim diye.” diyerek yanıtladı beni. İçimden “Taş mı taşıdın sabahtan akşama dek de yoruldun.” tümcesi geçti. Oturup birer çay içtik. Benimle söyleşmek istemediğini anladım. Çünkü eskisi gibi göz teması kurmuyordu benimle. Bu, aslında içinde bulunduğu gerçeğiyle yüzleşmeme isteğiydi. Bunun için kaçıyordu konuşmaktan. Baktım ki konuşmamın bir yararı olmayacak vedalaşıp ayrıldık.

Eski öğrencimden ayrıldıktan hemen sonra annesini arayıp oğluyla karşılaştığımızı söyledim. Kadıncağız, buna çok sevindi. “Adil Bey, biraz konuşsaydınız onunla. Çok iyi olurdu. Buna gereksinimi var.” dedi üzgün bir sesle. Ben, onunla bir çay içtiğimizi, ancak çok fazla konuşamadığımızı anlattım. Bir şeyler daha söyleyecektim ki söyleyemedim. Telefondaki kadıncağız, ağlamaya başladı. Ne diyeceğimi şaşırdım. Az sonra beni arayıp yüz yüze görüşmek isteğini söyledi. “Tamam…” dedim. Bir hafta sonraydı sanırım eşiyle aradılar, bir buluşum yeri için sözleştik. İkisiyle de dostluğum vardı. Hem oğullarının hem de kızlarının öğretmeni olmuştum. Oturduk, söyleştik. Bir dokunup bin ah işittim. Dertleri çok büyük… Oğulları sabaha dek bilgisayarda oyun oynuyor, sosyal medyada zaman geçiriyordu. Annesi ve babası işe gitmek için kalkıp kahvaltı yaptıklarında genç adam uyuyor. Uzun süredir böyle bir yaşamı vardı. Ne yaptılarsa, kime gittilerse çözüm bulamadılar. Oğullarının benimle içtiği bir bardak çayı çok önemsediler. Oğullarıyla az da olsa söyleşmemi bir umut ışığı olarak gördüler. İkisi birden: “Ne olur öğretmenim, siz onu arayıp görüşün. Bakın yıllardır ilk kez biriyle oturup konuşmuş. Bu fırsatı değerlendirelim.” dediler. Dediklerini yaptım.

Türkiye’de çok az kişinin yakalayabileceği bir okul fırsatını eline geçirmiş bir genci, içine kapatan neydi? Ekran bağımlılığı… Yani küresel emperyalizmin dünyaya egemen olmak için kullandığı bir teknolojik aygıt. Bu genç; ailesinin, ülkesinin bağrından sökülüp alınmış, çürümüş kapitalizm tarafında çalınmış bir çocuk. Eğni ülkemizde dolaşsa bile duygu, düşünce ve istenci ele geçirilmiş.

Ortaokul ve lise öğrencilerinin çoğu, yaşamdan bıkmış durumda. Toplumsal ilişkileri kopmuş çoğunun, Yaşamdan tat almıyorlar. Amaçları, ülküleri yok! Bu nedenle mutsuzlar…

Kız ya da erkek çocukların hepsinden, yaşamanın bir anlamı olmadığını sıkça işitiyoruz. Bir işte çalışmanın anlamsız ve tutsaklık olduğunu, oysa kolay yollardan para kazanmanın olanaklarının önümüzde fırsatlar yarattığını söylemekteler. Kızların odalarında gizlice ağladığına tanıklık eden çok sayıda anne ve baba var. Konuşmaya çalışan anaatalara ne yazık ki bir şey söylemiyorlar. Erkek çocuklar da okula gitmenin gereksizliğinden söz etmekteler. Bir de bu çocukların ortak özelliği toplumun değer sistemini çokça ve inatla sorgulamaları. Aslında içleri yangın yeri, ancak sorunlarını bir türlü anlatmıyorlar. Küçük yaşta yaşamı anlamsız bulmaktalar. Birçok çocuk, anne ve babasına yaşamak istemediğini açıkça söylüyor. Ülkemizde binlerce çocuğun aynı olumsuz tümceleri kurması ve yaşamdan bıkkınlığının nedeni üzerinde kafa yormalı. Büyük bir felaket, göz göre göre üstümüze geliyor ve toplumun tümünün geleceğini ortadan kaldırmak için çığ gibi büyüyor u tehlike.

Çocukların sorunlarının, düşünüş biçimlerinin, dillerinin aynı olması biz büyüklere bir uyarı aslında. Bu uyarıyı önemseyip tehlikeyi kaynağından kurutmalı. Sorunun çözümü için anne, baba ve öğretmenlerin atacağı ilk adım “ilgi” olmalı. Sonrasında koşulsuz sevgi, içten saygı, duyumsatan bir güven gelmeli. Çocuklarla güven köprüsü kurulmalı ki, onlara göstereceğimiz ilgi, sevgi ve saygı o köprüden kolayca ulaşabilsin canı büyük, tenleri küçük yüreklere.

Yaşamaktan bıkan, amacı ve ülküsü olmayan çocuk ve gençlerle bir toplumun geleceği kurulamaz. Bu nedenle toplumsal bir dayanışmayla bu sorunu aşmak için işbirliği yapılmalı. Ülke bizim, çocuklar bizim… Geleceği, çocuklarımız kuracağına göre o gelecek de bizim…

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       16 Ocak 2026

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder