Çocuklar,
büyüklerin davranışlarından öğrenir. Bu nedenle çocukların kişiliklerinin gelişip
oturduğu bu dönemde, çocuklara örnek (rol model) olacak kişilerin
özelliklerine, davranışlarına, yaptıkları işlere çok dikkat edilmeli. Örnek
olacak büyüklerin aktöreleri, meslek başarıları, saygınlıkları, kültürel
birikimleri çok önemli.
Peki,
son yıllarda çocuklarımızın karşısında yukarıda belirttiğimiz nitelikleri
taşıyan kişiler mi örnek olarak çıkarılıyor? Ne yazık ki bu soruya olumlu yanıt
veremeyeceğim.
1980’den
beri ülkemizde yerleşik Cumhuriyet kültürüyle harmanlanmış Anadolu’nun binlerce
yıllık insanlık imbiğinden süzülüp gelen hoşgörüye, anlayışa, uzlaşmaya,
dayanışmaya ve yardımlaşmaya dayalı gelenekleri hızla terk edildi. Bireycilik, “Gemisini
kurtaran kaptan.” sözü uyarınca toplumculuğun önüne geçirildi birilerince. “Altta
kalanın canı çıksın.” sözü, yeni düzeninin simgesi, itici gücü oldu. Sanki
gizli bir el, içimizden insanlığımızı söküp almaya başladı. Ülkemiz, her alanda
değişim yaşadı. Bu değişim, ne yazık ki olumsuz yönde oldu. Toplumumuz;
siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel, sanatsal, aktöresel ve bilimsel düşünüş
alanında ters bir yola saptı. Spor bile sağlıklı olmak için değil, para
kazanmak için yapılır oldu. Ne yazık ki topluma her şeyin parayla satın
alınabileceği düşüncesi yerleştirildi. Kısacası, insanların paraya tapınması,
aşılandı yediden yetmişe herkese.
24
Ocak 1980 kararları ve 12 Eylül 1980 askeri darbesinden önce iyi konuşan,
dürüst siyasetçiler örnekti topluma. Siyasetçilerin yalan söylemesi, yolsuzluk
yapması son derece ayıp karşılanırdı. Sözünün eri olmayan siyasetçi, halkın içine
çıkamazdı.
Yokluklar
içinde büyük başarılara imza atan ve bunu halkıyla paylaşan, halkın içinde yaşayan
sporcular gibi olmak isterdi çocuklarımız ve gençlerimiz. O dönemin sporcuları
parayla değil, becerileri ve yetenekleriyle konuşurdu. Onlar için öncelik,
giydikleri formayı terletmekti.
Dünya
çapında bilim adamları ve yazarlarımızın ülküleri yol gösterirdi yaşam savaşımında
yol bulmaya çalışan körpecik yüreklere. Onlar, çıkarı uğruna hiçbir kişi ve
kuruma el etek öpüp yaltaklanmazdı. Halkından kopmayan yazar ve bilim adamları;
çocukların, gençlerin önünde yol gösterici örneklerdi.
Dönemin
ses sanatçılarını, tiyatrocularını, sinemacılarını ünlü olmaları şımartmazdı.
Onlar, kendilerini ünlü yapan halkı küçümsemezlerdi. Geldikleri yeri
unutmazlardı.
Toplum
içinde iyi, güzel konuşan; Türkçemizi doğru kullanan kişiler saygı görürdü. Ev
giysileriyle insan içine çıkılmazdı. İnsan içine çıkılırken giyime kuşama özen
gösterilirdi. İnsanın insana saygı göstermesi hem büyük bir gereklilik hem de zorunluluktu.
Başka birine saygı göstermeyenin, aslında kendisine saygı göstermediği
varsayılırdı.
Neyse
sözü uzatmayıp günümüzde toplumun önüne çıkarılan örneklere bakalım.
Tek
ayaküstünde düzinelerce yalan söyleyen siyasetçiler türedi memleketimizde. Kendi
yalanını yalanlayarak böylece daha büyük yalanlarla halkı kandırmaya çalışan siyasetçiler
boy göstermekte orta yerde yüzleri kızarmadan. Üstlendiği siyasal görevi,
halkın çıkarına değil de bir avuç asalağın yararına kullanmaktan çekinmeyen
pişkinler işgal etmekte yüce(!) orunları. Yolsuzluk yapmayı iş edinen
aktöresizleri mi örnek alacak çocuk ve gençlerimiz?
Her
gün onlarca televizyon kanalında daha çok siyaset ve spor tartışılıyor.
Bağışlayınız beni bu kişiler tartışmıyor, aslından böğürerek kavga ediyorlar.
Birikimsiz, özensiz, kendine ve karşısındakine saygısız, mevsime göre renk,
esen yele göre yön değiştirenler çoğunlukta. Bu kişiler, halkımızın omurgasız
dediklerinden.
Televizyonlarda
haftanın yedi günü halkımızın izlediği diziler var. Bu dizler de akcamdaki tartışmalar
gibi… Sürekli bağırış, çağırış kulakları sağır edip bilinçleri karartıyor. Kimse,
kimseyi dinlemiyor. Zaten çoğunun dilinin kemiği yok! Herkes ağzına geleni söylemekte
karşısındakine. Çoğu dizide aile içi cinsel ilişkiler, aldatmalar, yalan
söylemeler olağanlaştırılmakta. Kimse, en yakınına bile sırtını dönemiyor hançerlenme
korkusundan. İnsana, aileye, komşuya, akrabaya, arkadaşa güven yok! Herkes kötülüğün
kaynağı olarak gösterilmekte. Ne yazık ki çocuklarımızın da gençlerimizin de
önlerindeki örnekler bu dizilerdeki kişiler.
Yoksul
ailelerden yetişip gelen birçok sporcu, eli para görünce geldiği yeri unutuyor.
Forma aşkını rafa kaldırıp paraya tapınıyor nedense. Başarılarıyla değil de parasıyla,
son model arabasıyla övünülmekte. Para aşkı öylesine kör etmiş ki gözlerini
kendi takımının maçına bahis oynuyor hem de karşı takımın kazanacağı
doğrultusunda. Böyle bir sporcunun zeki, çevik ve ahlaklı olduğundan söz
edilebilir mi?
Yazarların
ve sözde bilim adamlarının bir kısmı, özellikle de toplumun önünde görünür
olanlar, binmişler bir alamete gidiyorlar kıyamete. Onlar da modaya uymuş.
Siyasetçilere yakın duruyorlar dünyalıklarını kurmak için. Güce boyun eğip
hizmet etmek, günümüzün geçer akçesi. Başarılı olup geleceği kurmak emekle
değil, güçlünün yanında yer almakla olacağı düşüncesindeler. Doğaldır ki güce
tapınmanın en önemli kıstası ikiyüzlü olmak… Yani “Giden ağam, gelen paşam” sözü
uyarınca davranmak... Eskiden yazarlar, bilim adamları konuşurken ağızlarından
bal damlardı. Şimdikilerin çoğu, ekranlara çıkınca sağa sola zehir saçmaktalar.
Ne yazık ki bu kişiler de çocukların ve gençlerin önündeki örnekler.
Son
yıllarda varsıllaşıp işadamı diye boy gösterenler var ortalarda. Bu kişiler
sırtlarını dayamışlar siyasetçilere, aldıkları bu güçle “Devletim malı deniz,
yemeyen domuz.” atasözünü yaşama geçiriyorlar. Herhangi bir siyasal ideolojisi
yok bu kişilerin. Güç kimdeyse onun görüşündeler. Omurgaları olmadığından sağ
sola dönmeleri çok kolay oluyor. Çünkü bu asalakların varlıkları tamamen siyasetçilerle
kurdukları ilişkilere bağlı. Halkın sırtındaki kene gibiler. Kan emerek
semiriyorlar.
Yine
sözü çok uzattığımın farkındayım. Şimdi çocuklarımıza ve gençlerimize; devleti,
halkı soyanları mı, omurgasızlıkları nedeniyle her biçime girenleri mi, uyuşturucu
partilerinde kafalarını tütsüleyenleri mi, bahis oynayan futbolcu, çalıştırıcı,
yönetici ve hakemleri mi, siyasetçilerin koltukaltlarına sığınmış gazetecileri
mi, varsılın sofralarında meze olan sanatçıları mı, her yerden pıtrak gibi
biten ne olduğu belirsiz ünlüleri mi, bedenini pazarlamayı beceri sanan biçimsiz,
yapay, boya küplerini mi, güce tapınmayı bir yol sanan yolsuzları mı, yoksa kendine
emanet edilen halkın parasını soysuzların kesesine akıtanları mı örnek
almalarını önerelim?
Değişmesi
gereken insanlık, aktöre dışı olan bu düzen. Çocuklarımızı ve gençlerimizi
ekranlara bağımlı kılan da bu düzen değil mi?
Adil
Hacıömeroğlu
17
Ocak 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder