TOPRAK KOVGUNLARI


Toprak Kovgunları… Kemal Ateş’in H2O Kitap’tan çıkan bir romanı… Hani denir ya, bir solukta okunan bir yapıt… Ben de bir solukta okudum Toprak Kovgunlarını.

Kemal Ateş’le henüz yüz yüze tanışamadık. Ancak sosyal medya üzerinden tanışıyoruz sayılır. Onun yıllarca Aydınlık gazetesinde dil üzerine yazdığı günlük yazılarını okudum zevkle. Ayrıca Saklı Sözlük ve Dil Hurafeleri kitaplarını da okumuştum daha önce. Sayın Ateş, iyi bir dilci ve Türkçe sevisiyle donanmış bir yazar öğretmen.

Toprak Kovgunları, iyi kurgulanmış, yaşanan olaylar iyi gözlemlenmiş. Ülkemizin kentleşmesiyle başlayan gecekondulaşma sorunu anlatılmakta kitapta. Köylerinden kopup gelen yoksul insanların kentlerin dışında kurdukları ve başlarını soktukları derme çatma evlerde verdikleri yaşam savaşımı anlatılmakta. İnsanlar, kentlere göçerken oradaki alışkanlıklarını, dar düşüncelerini, tutuculuklarını, geleneklerini de getiriyorlar birlikte. Küçük çıkar hesapları yüzünden kavga gürültü eksik olmuyor gecekondu mahallelerinde. En küçük çıkar çatışmasında birbirine giriyor yoksulluğun pençesinde kıvranan kentin yeni sakinleri. Kısacası “Bir karış yer yüzünden, bir teneke su için” kavgaya tutuşuyorlar.

“Öyleydi köy yeri, ırgat tutacakları adamın yediği içtiği bile hesap edilirdi. Çalışması, sigarası, gevezeliği, insanlığı, boğazı, her şeyi hesaplanırdı.” sözü, yoksulluğun ne denli derin olduğunu anlatmakta.

Toprak Kovgunları’nda anlatılan olay, Ankara’da yeni kurulan bir gecekondu mahallesinde geçiyor. Köyden gelenlerin çoğu niteliksiz işgücü kent için… Ne iş bulursa yapıyorlar. Çünkü yaşama tutunmak zorundalar. Sürekli işi olan çok az… Çoğunluk, ustalık gerektirmeyen işlerde çalışıyor.

Gecekondu mahallesinde herkes yerdeşleriyle bir arada yaşamaya çalışıyor. Yerdeşler arasında dayanışma çok önemli… Kitapta; Kamanlılar, Keskinliler, Çankırılılar, Yozgatlılar kendi aralarında birlik kurmaya çalışıyor. Ancak yerdeşler arasında da kavga, çekememezlik eksik olmuyor.

Gecekonducuların neredeyse hepsi bireysel kurtuluş peşinde koşarken romanın önemli kahramanlarından Münir, sistemle kavga ediyor. Münir, üniversitede hukuk okuyor. Bu nedenle komşularına, akranlarına göre bilinç sıçraması var onda. İçinde yaşadıkları koşulları, yaşadıkları yoksulluğu, aralarındaki bitip tükenmez olayların nedenini bozuk düzene bağlıyor. Bu nedenle de düzenin değişmesiyle sorunların ortadan kalkacağını düşünüyor ve bunu savunuyor. Zaman zaman düşüncelerini çevresiyle de paylaşıyor. Münir’in okul yılları 1968 dönemi… Devrimci savaşımın yükseldiği bir dönem…

Burada sözü, Münir’in babası Bakkal Remzi’ye verelim: “Gençler yakalanıyor, suç belgesi olarak da kitapları alınıyor. Radyodan, gazeteden böyle haberler duyuyorum. Korktum bizim oğlandan. Bizim çekemeyenimiz çok. Biri ihbar eder, alıp götürürler. Dayanamadım, sordum: Oğlum okul bitti, sınavlar bitti. Bunlar anladığım kadarıyla ders kitabı değil. Ne veriyor bu kitaplar sana? ‘Ne mi veriyor baba?’ dedi. ‘Bak, dinle. Eskiden durumumuz pek iyi değildi. Sınıfı geçince sana şunu alacağım, bunu alacağım, diye bir sürü vaatte bulunurdun. Hiçbirini almazdın. Bugün bu kitapları okuduktan sonra seni suçlamıyorum. Kitaplar bunu verdiler bana, yetmez mi? Bana gerçek suçluyu gösterdiler.’ Bizim oğlanın dediği gibi, asıl suçlu yokluk, yoksulluk. Ne anamızı, ne babamızı suçlayalım.” Bu sözlerle bozuk düzenle savaşmayı önceliyor Münir. O, babası Remzi’yi de etkilemiş bu düşüncesiyle.

Romanın önemli kahramanı Ayten, köyde doğup üç yaşında kente göçmüş. Bu nedenle köyün geleneksel tutuculuğuyla kentin özgürlüğü arasında sıkışmış bir genç kız. Bu nedenle yanlış ilişkileri oluyor. Çoğu zaman çıkmaz sokaklarda çıkış arıyor kendine. Köy kaynaklı tutuculukla kentin özgür olanakları arasında bocalamakta gençler. Bu da çoğu zaman kuşak çatışmasına neden oluyor. Zaman zaman da suçlanıyor bu gençler. Bunun romandaki simgesi de Ayten.

Roman, acıklı bir sonla bitiyor. Çoğu zaman kişinin doğduğu günden başlayan olumsuz, kör yazgısı, ölümüne dek yakasını bırakmıyor ne yaparsa yapsın. Hıdır, böyle bir kişi… Yazgının, cahilliğin, bitmez kavgaların kurbanı… İki oda bir sofa bir kondu edinmeyi yaşamının odağına yerleştiren Emin de de bir kurban… Yoksulluk, bilgisizlik nedeniyle birbirine düşen iki komşu… Biri boşu boşuna yaşamını yitiriyor, diğeri de onun canına kıyıyor bir anlık öfkeyle ve tüm yaşamını mahvediyor.

Kemal Ateş, Türkçe ustası bir yazar…  Romanın dili çok akıcı ve yalın… Olay örgüsü sürükleyici…  Yöresel olarak kullanılan birçok sözcük, deyim ve atasözü kullanılmış kitapta. Bunların Türkçemize kazandırılması, dilimizin varsıllaşmasını sağlar. Bu nedenle Kemal Ateş, övgüyü hak ediyor.

Sayın Ateş’i böyle güzel bir romanı, dil ustalığını konuşturarak Türk edebiyatına kazandırdığı için kutluyorum. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum. Kalemi, usu sağ olsun.

                                               Adil Hacıömeroğlu

                                               6 Ocak 2026

 

4 yorum:

  1. Gerçekten Kemal Ateş Hoca’nın yapıtlarını okumak sadece yazınsal yönden değil dil yönünden de varsıllaşmaktır.
    İncelemeniz çok çok güzel olmuş. Ellerinize sağlık.
    Toprak Kovgunları süper Kemal Ateş romanları gibi bir dönemin canlı sağlam yazınsal belgeleri. Herkesin okuması gerekli.

    YanıtlaSil
  2. Yazılanların içinde buyüdüm. Kitabı okurken o günler acısıyla tatlısıyla yeniden gözümde canlandı.Eline sağlık dayıcığım

    YanıtlaSil
  3. Ağanın düzenine/ çarkina çomak sokanlar dinsiz, imansız, gavur, solcu hatta epeyi bir gomonist ilanı ile adeta aforoz edilir bu bitek olduğu halde pek bir şey bittirilmeyen topraklarda.

    YanıtlaSil
  4. Kalemine, emeğe efendi kalan ,
    Adil öğretmenim,

    Toprak Kovgunları, insanın alın teriyle bağ kurduğu toprağından koparılmasının ne kadar derin bir yara açtığını sade bir dille anlatır. Köylünün sessiz çığlığını duyururken, adaletsizliğin yalnızca yoksulluk değil; aynı zamanda bir aidiyet kaybı olduğunu da hissettiriyor.. Roman, geçmişi anlatırken bugünü düşündüren, vicdana dokunan bir eser.
    Kemal Ateş hocama saygılarımla…

    Toprak Kovgunları, köklerinden sökülmüş hayatların rüzgârla savrulan ağıdıdır. Toprak susar, şehir yabancılaşır; insan ise iki dünya arasında yarım kalmış gibi durur. Bu hikâye, yoksulluğun içinden sızan bir çığlık gibidir. Adil öğretmenim , elinize, yüreğinize emeğinize sağlık. 👏👏Duygudaşlığınızla bizlere paylaşım yaptığınız için sağolunuz..📚🙏🏻🌺

    YanıtlaSil