Ramazan
geldi, hoş geldi. Ramazanın gelişi toplumumuzda yediden yetmişe neredeyse herkesi
heyecanlandırır. Çünkü bu ayda; insanların çocuklukları, bugünleri, gelecekleri
var. İnsanlar yaşlandıkça geçmişe özlemleri güçlenir. Bu özlemin de en önemli,
mutlulukla dolu anıları çocukluk dönemindedir. Çocukluk, kişinin erincinin
sonsuz olduğu cennetidir diyebiliriz.
Ramazanın
paylaşımcılığı, toplumsal dayanışmacılığı çocukların mutluluğuna mutluluk
katar. İftar sofralarında her lokmanın paylaşılması, yiyip içerken kalabalığın
verdiği mutluluğun, iç erincin ölçüsü ne derece yüksek olduğu belirlenemez. Çocukların
sahura kalkması hem bir oyun hem de bir görevdi. Bu nedenle yaşı kaç olursa olsun
çocuklar, sahura kalkmak için can atardı. Bazı anne ve babalar, çocuklarının
uykusu bölünmesin diye sessizce kalkarlardı sahura. Tilki uykusuna yatan
çocukların çoğu, evdekilerin sahura kalktığını anlarlardı tıkırtılı ayak
seslerinden. Çünkü o yılarda evleri döşemeleri tahtadandı. Bir de onları
uyandıran eve yayılan tavada erimekte olan tereyağının iştah kabartıcı kokusuydu.
Günümüzde
iftar sofralarındaki kalabalık azalsa da paylaşımcılık sürmekte. Ne yazık ki
son yıllarda güzelliklerin dolu olduğu geniş ailelerin, eş dostun, hısım
akrabanın, konu komşunun ve tanrı misafirlerinin yer aldığı iftar sofraları; yerini
yavaş yavaş yoksulluğun çaresizliğinin yer aldığı iç burkan ya da beş yıldızlı
otellerdeki gösteriş yemeklerine bırakmakta. Bu üzüntü verici olsa da günümüzün
bir gerçeği. Sonradan türeme varsılların gösteriş için düzenledikleri iftar
sofraları, toplumuzdaki haksız kazancın ne denli yüksek olduğunun bir
belirtisi. Bu kişiler akıllarınca Allah’ı da kandıracaklar bu iftar
sofralarıyla. Bu sofraların çoğunda haram ve gösteriş savurganlığa dönmekte.
Uzun
süredir ramazan fırsatçılığı göze çarpmakta. Önce pide ederleri tartışılmakta. Her
ramazan öncesi pideye zam gelir. Ardından su başta olmak üzere et, süt, şeker,
un, yağ, bakliyat ederleri artırılır. Halkı soymak isteyen fırsatçılar dört
gözle ramazanı bekler. Neredeyse tüm tüketim mallarının iğneden ipliğe ederleri
artar. Bunun karşısında hükümet mi ne yapar?
Bir
yabancı gibi izler bu durumu hükümetimiz. Kendince önlemler almış gibi yapar.
Ancak önlem denen şeyler, zam furyasını engelleyemez. Ülkemizde yıllardır
serbest piyasa ekonomisi uygulanmakta. Nedense yıllardır bu soygun düzeninin
değiştirilmesi, bunun yerine kamucu bir ekonomik sistemin geçirilmesini
düşünmez bile. Fırsatçının eli, çoktan halkın cebine girmiştir. Bu fırsatçılar,
on bir ayda kazandıklarının toplamından daha çok parayı indirirler cüzdanlarına
ramazanda. Çünkü cüzdanın gücü, vicdanları köreltmiştir.
İnsanın
aklının almadığı aymazlıkları da yaşamaktayız ramazanda. Bunlardan en göze
çarpanı ise İsrail hurmasının Filistin hurması olarak satılması. Daha önce
Kudüs hurması diye satılıyordu bu genetiği değiştirilmiş hormonlu meyve. Bu gerçeğin
anlaşılmasıyla İsrail, bu meyveyi Filistin etiketiyle sundu piyasaya. İsrail’in
kurnazlığını anlıyoruz da bu durma izin veren, aymazlık uykusunda uyuyan
yöneticilerimizin sorumsuzluğunu anlamamız olanaksız. Üstelik bu hurmayı
dışardan alıp piyasaya da sürenler kendi tüccarlarımız.
Ramazan
fırsatçılığı sınır tanımıyor. İçerdeki asalaklar bir yandan, İsrailli kan
emiciler diğer yandan halkımızın dinsel duygularını sömürerek kazançlarına kazan
eklemekte. Bu soygun düzeni sürerken sorumlu sorumsuz yöneticiler, üç maymunu
oynamaktalar nedense. Ekonomik bunalım yıllardır halkımızın kanını emen bir
kene. Emdikçe emdiği için halkımızın kanını, yurttaşlarımızın ayakta duracak durumları
bile kalmadı.
Ramazanı,
anlamına uygun bir biçimde geçirmek halkımızın tümünün en önemli dileği.
Soygunun, fırsatçılığın değil; inancın, mutluluğun, duygudaşlığın, yardımlaşmanın
ve dayanışmanın ayı olsun ramazan.
Adil
Hacıömeroğlu
24
Şubat 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder