7 Eylül 2009 Pazartesi

DTP SÖZCÜLERİ

“Demokratik açılım”la birlikte DTP sözcüleri de dillerinin altındaki baklaları teker teker çıkarıyorlar. Bu kötü mü oluyor? Bence değil, gayet de iyi oluyor. Böylece DTP’nin gerçek yüzünü ve niyetini herkes öğreniyor.

1 Eylül’de, Diyarbakır‘da yapılan mitingde konuşmacıların sözleri ulusumuzun uyarılması açısından önemlidir. Önce Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’e kulak verelim. Ne diyor Baydemir? “Seksen yıldır sizler (yani Kürtler) büyük bir direniş sergilediniz. Özellikle de son otuz yıldır büyük bir bedel ödediniz.” Bu sözlere bakıldığında açıkça görülmektedir ki, Cumhuriyet dönemindeki tüm isyan hareketlerine sahip çıkılmaktadır. Konuşmanın devamında, Şeyh Sait ve diğer isyancıların adları verilerek onlardan övgüyle söz ediliyor. Onların kahraman oldukları vurgulanıyor. Konuşmacılar, ikide bir Cumhuriyet’in birlikte kurulduğunu vurguluyorlar. Bu bir çelişki değil midir? Cumhuriyet’i kurmak ve yurdumuzdaki emperyalist işgali önlemek için ulusal bir savaş verdiğimiz doğrudur. Bu ulusal savaşın kurtuluş mücadelesi işgalcilere; Cumhuriyet’in kurulma mücadelesi (devrimlerin yaşama geçirilmesi) ise ortaçağ düşüncesine, feodalizme, geriliğe karşı verildi.

Bu çetin mücadelede, ne yazık ki birtakım gruplar emperyalistlerle işbirliği yaparak hem kurtuluşa hem de devrimlere engel olmaya çalıştılar. Yani Cumhuriyet’in kurulması sırasında ulusal birliği bozdular, karşı tarafa hizmet ettiler. Yozgat, Anzavur, Koçgiri, Delibaş, Şeyh Sait, Menemen, Dersim ... isyanlarının hepsinin amacı kurtuluş mücadelesini ve aydınlanmayı baltalamaktı. Şimdi siz, bu isyanlardan birini ya da birkaçını savunup sahiplendiğinizde emperyalizmin, geriliğin safında yer alırsınız. Yani biz Cumhuriyet’i kurarken sizler, bizi engellemeye çalışmış olanlardan olursunuz.

“Cumhuriyet’i birlikte kurduk.” demek için; İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Lozan’da, saltanatın ve hilafetin kaldırılmasında, yazı devriminde, tevhit-i tedrisatta, ulusal sanayinin kurulmasında, köy enstitülerinde, halkevlerinde, hukuk devriminde, ulusal çıkarlarımızın savunulmasında ve yer darlığından burada sayamayacağım birçok Cumhuriyet değerinde bir arada olmak gerekir. Ulusu, ortaçağ karanlığından ve tutsaklıktan kurtarmak için ortak sorumluluk taşımak, birlikte emek vermek gerekir. Şeyh Sait ve benzerlerini savunanlar, bu ortak emeğin ve sorumluluğun hiçbir yerinde olamazlar. Cumhuriyet’i birlikte kurduk, demek için; Atatürk ve arkadaşlarının yanında olmak, onların bağımsızlıkçı, devrimci yolunda yürümek gerekir.

1 Eylül mitingindeki konuşmacılar, hep otuz yıllık “şanlı” mücadeleden bahsettiler. Yani PKK’nın terörist faaliyetlerine sahip çıktılar. En çarpıcı olanı ise, PKK’sız bu işin çözülemeyeceğini ve bu nedenle de terör örgütüyle masaya oturulması gerektiğini söylemeleridir. Asıl muhatabın da Öcalan olduğunu vurgulamalarıdır. Burada açıkça söylenmek istenen Türkiye’nin, devletin bölücü örgüt karşısında diz çökmesidir. Bu mümkün müdür, bu millet buna izin verir mi? Bin yılı aşkındır, bizi bu topraklardan sürmeye çalışan Haçlılara karşı verdiğimiz amansız ve kahramanca mücadelelerle bu toprakları yurt edindik. Bunu yaparken de hep ordu, millet el eleydi. Yedi düvele diz çökmeyen ve tarihin en büyük utkusuna imza atan Türk ulusu ve ordusu, BOP hesabına çalışan bölücü örgüte mi diz çökecek? Biraz olsun tarih sayfalarını karıştırın, bakın neler göreceksiniz.

Mitingin en dikkat çekici sözleri ise Aysel Tuğluk’ tan geldi. Tuğluk,”Demokratik açılım sürecinin tıkanması halinde Kürtlerin ayrılmayı bile tartışmaya başlayabileceğini” söylüyor. İşte baklanın büyüğü çıkıyor ağızlarından. Bu söz çok tehlikelidir. Niçin mi? Bu sözler belleklerde fazla yer etmemeli. İnsanlar bunları sıkça kullanmamalı. Ya bir gün Türkler de ayrılalım derse ne olur, düşündünüz mü bunu? Şimdi sizler, bu sözlerinizle size oy veren Kürtlerin lehine mi çalıyorsunuz? Yoksa onlara en büyük kötülüğü mü yapıyorsunuz? Türkleri provoke etme amacı taşıyan bu sözlerinizle ne yapmaya çalışıyorsunuz? Ben söyleyeyim mi siz, size oy verenlere ihanet ediyorsunuz. Onların büyük acılar yaşaması, sefalet içinde kalması için uğraşıyorsunuz. Amacınız üzüm yemek değil… ABD’nin değirmenine su taşımaktır. ABD’nin bin parçaya ayrılmış Ortadoğu haritalarını görüyoruz. Bizim görevimiz bu haritaları yırtıp atmaktır. Söz ve eylemlerimizle ABD çıkarlarına hizmet etmek yanlışın en büyüğüdür.

“Cumhuriyet’i birlikte kurduk.” sözünde samimiyseniz, “birlikte kurduğumuz Cumhuriyet’i” savunalım, onu BOP’a kurban etmeyelim. Emperyalist oyunların figüranı olarak davranmanın ne Türklere ne de Kürtlere yararı vardır. Türkiye’nin zayıf düşürülmesi, BOP’un kolayca uygulanması demektir. Bu da Ortadoğu’nun parçalanmasıyla olur. Yani daha çok acı, daha çok sömürü, daha çok sefalet, daha çok kan, daha çok düşmanlıktır bunun adı.

“El atına binen tez iner.”atasözümüzü unutmamak gerekir. Amerika’nın atına binenlerin, tez ineceğini biliyoruz. Şeyh Sait’lerin, ABD’nin yolu yol değil; yol Cumhuriyet yoludur. Gelin, hep birlikte Cumhuriyet yoluna aydınlık ufuklara ulaşmak için uygarlık taşları döşeyelim.

Adil Hacıömeroğlu
7 Eylül 2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder