Atatürk’e
karşıt olmayı meslek edinmiş, emperyalistlerin gücüne tapınmayı kişiliğinin
belirgin bir parçası yapmış kimileri, Kurtuluş Savaşı sırasında İngilizlerle
savaşmadığımızı savlar. Bu kişilere İngiltere ile savaştığımız söylendiğinde
ise “Bu anlatılanlar resmi tarih” deyip geçerler. Çünkü bu kişiler, kendi
tarihlerinin tanıklarından çok, emperyalizmin yalanlarına inanmayı yeğlerler.
Bu tür kişilerin çoğu liberaller, liberalizmi solculuk sananlar, İslamcılar ve
bölücülerin arasından çıkması ne denli ilginç değil mi?
Kurtuluş
Savaşı’mızın başından sonuna dek İngilizlerle savaştık. Çünkü yurdumuzu işgal
eden Yunanlıları, bu işe yönlendiren onlardı. Yine yurdumuzu ve ulusumuzu yok
etmek isteyen de İngilizlerdi. O dönemin küresel egemeni İngiltere idi.
Mondros
Ateşkes Anlaşması’ndan hemen sonra İstanbul’u işgale gelen güçlerin başında
İngiliz donanması vardı. Meclisi Mebusan’ın 18 Ocak 1920’de Misakı Milli’yi
kabul etmesi üzerine 16 Mart 1920’de Şehzadebaşı’ndaki 10. Kafkas Tümeni Mızıka
Takımının kaldığı koğuşu, 05.45’te basarak uykudaki silahsız dört askerimizi katleden
İngilizlerdi.
Atatürk,
kurtuluş yoluna çıktığı ilk günden başlayarak sürekli İngiltere’yi hedefe
koydu. Bu savaşın İngilizlerle olduğunu vurguladı. Daha Erzurum’dayken İngiliz İstihbarat
Albayı Alfred Rawlinson’u tutuklatması, İngilizlere karşı bir savaş sayılmaz
mı? Ayrıca Anadolu’nun farklı yerlerinde görev yapan ve halkı Atatürk ve
arkadaşları aleyhine kışkırtarak bozgunculuk yapan toplam 32 subay tutuklandı.
Daha sonra bu subaylar savaş esiri olarak Malta sürgünlerinin yurdumuza gönderilmesiyle
serbest bırakılmıştır.
16
Mart 1920’de, İstanbul’un İngilizlerce resmen işgalinden sonra Atatürk,
Eskişehir’de bulunan Ali Fuat (Cebesoy) Paşa komutasındaki 20. Kolordu’ya İzmit’te
bulunan İngiliz birliğini oradan çıkarma emri verir. 20 Mart 1920’de başlayan harekâtla
İngilizler Gebze’ye çekilmek zorunda bırakılır. Bu harekâta, Adapazarı-Geyve
muharebeleri adı verilir. Bu savaşta öldürülen düşman askerleri, Haydarpaşa’daki
İngiliz mezarlığındadır.
Atatürk,
Musul ve Kerkük’ten hiçbir zaman vazgeçmedi. En zor koşullarda bile bu iki Türk
kentiyle ilgilendi. 16 Aralık 1921’de İngilizler, hava desteğiyle kalabalık bir
kara gücüyle Revandiz’e (Günümüzde Erbil’e bağlı bir ilçe) saldırdı. Ocak 1922’de
bölgeye yönelik İngiliz saldırıları yoğunlaştı. Bunun üzerine Atatürk, 1 Şubat 1922’de
Milis Yarbay Şefik Özdemir Bey’i Revandiz’e yapılacak harekâtın başına getirir.
“Faysal’ın
Irak’ta hükümet iddia etmekte olmasına ve Misakı Millimize dâhil bulunan Musul
vilayetinin bir kısmına bilfiil el koyarak havalide bazı tahriklere ve teşviklere
kalkışarak tecavüzü dairesini milli sınırımız dâhiline kadar uzatmaya teşebbüs
etmesine karşılık, adı geçenin bu fesatça faaliyetlerini gidermek ve Elcezire’de
Misakı Milli sınırımızın ihtiva eylediği işgal altındaki kısımları gasp
edenlerin elinden almak maksadıyla Özdemir Bey’in ekli pusulada gösterilen kadronun
başında olmak üzere Elcezire mıntıkasında faaliyete geçmesi tensip edilmiş ve
kendisine icap eden talimat verilmiştir. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak
Yayınları, Cilt: 12, İkinci Basım: Ekim 2005, s.257)” Bu satırlardan
anlaşılacağı üzere Atatürk, Musul ve Kerkük’ü “milli sınırlar” içinde görmekte.
Bu topraklara, Faysal-İngiliz işbirliğiyle yapılan saldırıları önlemek için
Özdemir Bey görevlendiriliyor.
“Elcezire
Cephesi, Özdemir Bey’e rütbesi maaşından başka üstlendiği vazifenin ehemmiyeti
ve kapsamı derecesiyle orantılı bir miktar da örtülü ödenekten icabı kadar
aylık tahsisat verecektir.
İşbu
tahsisatın miktarı Cephe Kumandanlığı’nın takdirine bırakılmıştır. (Aynı yapıt,
s.258)” Görüldüğü gibi konu, ayrıntılarıyla düşünülmüştür. Özdemir Bey’in
oluşturacağı birlik, yerel halktan oluşacak milis güçleridir. Şefik Özdemir Bey,
gerilla savaşını iyi bilir. Milis güçlerin örgütlenmesi konusunda oldukça
deneyimlidir. Gaziantep savunmasında önemli yararlılıklar gösterip deneyimler
kazanmış bir subaydır. Özdemir Bey’in yanı sıra 1 binbaşı, 6 yüzbaşı, 6 mülazımı
evvel, 9 mülazımı sani, 6 zabit vekili ve 1 hesap memuru bölgeye gönderilir.
Elcezire
Cephe Komutanı Malta sürgününden üç ay önce dönen Cevat Çobanlı Paşa’dır. Çobanlı
Paşa, Çanakkale Deniz Zaferi’nin komutanı, daha önce de Osmanlının genelkurmay
başkanlığını yapmıştır. Yaşamının önemli bir bölümünü savaş alanlarında
geçirmiş önemli bir komutandır. Elcezire Komutanlığı’nın merkezi, Diyarbakır’dadır.
Özdemir Bey, Çobanlı Paşa ile harekât planı hazırlarlar Diyarbakır’da.
Özdemir
Bey, gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra 1922 Ağustos’unda harekete geçiyor. İngiliz
taburuna, Derbent Boğazı’nda saldırır. 31 Ağustos 1922’de bölgeden İngiliz
İşgal Komutanlığına çekilen telgrafta Türk saldırısında 4 uçaklarının düştüğü,
3’ü subay olmak üzere 100’den fazla ölülerinin olduğu, 6 makineli tüfek ve 2
topa Türkler tarafından el konduğu” bildirilir. Yaralılar da hesaplandığında bir
taburun neredeyse tamamının yok edildiği anlaşılmakta. 31 Ağustos’ta yapılan bu
baskın, Derbent Boğazı Muharebesi olarak adlandırılır. Bu baskın, İngilizlerin
Büyük Taarruz’a odaklanmasını engeller. İngiltere’nin önceden haber alamadığı
Türk saldırısına müdahale etme olanağı kalmaz böylece.
8
Nisan 1923 günü İngilizler, bölge aşiretlerinin bir bölümünün, özellikle de
Asurilerin desteğiyle çok sayıda zırhlı araç ve uçakla Özdemir Bey’in birliğine
saldırır. Doğu Cephesi’nden Elcezire Cephesi’ne destek olarak gönderilmesi
düşünülen birliklerimiz bölgeye ulaşamadığından Şefik Özdemir’in birlikleri
yenilip dağılır. Şefik Bey, yanındaki silah arkadaşlarıyla İran topraklarına
geçip kurtulur. İngilizler, bu harekâtı yaparken bölgedeki birliklerini Musul bölgesine
yığdıklarından İstanbul’u zorunlu olarak boşaltmayı düşünürler. Çünkü onlar
için önemli olan Musul petrolleriydi. Böylece İstanbul, tek kurşun atılmadan
elimize geçti.
Ülkemizde
en büyük sorun kimilerinin belge ve bilgi olmadan her konuda konuşması. Bu
nedenle bir olayın geçtiği dönemin koşullarını bilmeden konuşmak, yorum yapmak çok
zarar verici bir şey. Atatürk ve arkadaşlarının olağanüstü özverileri, üstün öngörüleri,
keskin zekâları ve savaş alanlarında kazandıkları deneyimleri onları başarıya
götürmüştür. İngiliz yalanları üstüne tarih bilinci oluşturmaya çalışan
aymazların toplumumuza verdikleri zararlar anlaşılır gibi değil. Eninde sonunda
güneşin aydınlığı, emperyalizmin yalanlarla oluşturduğu loşluğu, karanlığı dağıtacak.
Gerçeklerin ortaya çıkma gibi bir huyu var. Kurtuluş Savaşı dönemi gerçekleri
de bir bir ortaya çıkıyor işbirlikçilerin engelleme çabalarına karşın.
Adil
Hacıömeroğlu
27
Temmuz 2026