Okullarımızın
işlevini anlatırken hem halk arasında hem de yasalarımızda “eğitim ve öğretim kurumları”
olarak tanımlanırlar. Bu tanımlama, son derece doğrudur, içeriği ve anlamı
boşaltılmadığı sürece. Okulların yaptığı işi, özetleyerek anlatan “eğitim” ve “öğretim”
sözcükleri rastgele seçilmemiştir. Bu iki sözcüğün söyleniş sırası da ilgi
çekici. Önce “eğitim” sonrasında “öğretim” gelir. Zaten okullar; halk arasında,
öğretmen ve öğrencilerce “eğitim kurumları” olarak anılır. Demek ki eğitim
olmadığında öğretim de olmayacağı için okul da okul olmaz, işlevini yerine
getiremez.
Bir
süreç içinde kişide oluşan olumlu yöndeki davranış değişikliğine, eğitim denir
kısaca. Demek ki eğitim gören biri, olumlu yönde davranış değişikliği göstermek
zorunda. Bu olmadığında eğitim de amaca ulaşılmamış demektir.
Okullarda
değişik öğrencelerle (derslerle) karşılaşır öğrenciler. Bu öğrencelerin
hepsinin alanı, içerikleri farklı. Türkçe dersinde öykünün ne olduğunu anlatır
öğretmen. Bu, öğretimdir. Bu öğretilen bilgi ışığında öğrencilerin öykü yazmaya
başlaması ise bir eğitimdir. Çünkü burada öğretilen bilgi; davranışa, uygulamaya,
eyleme dönüşür. Yani öğrenilen bilgi, yaşama geçirilir. İşte, okullarda
yapılması gereken, ulaşılmak istenen amaç budur.
Okullar
yalnızca öğrencilere bilgi yükleyen yerler değil. Eğitim yapılmayan okullarda
öğrenciler; kuru, yavan, yaşama geçirilemeyen, uygulaması olmayan bilgi
hamalına dönüşür. Bu tür bir eğitim anlayışı ne yazık ki ezberciliğe dayanır.
Ezber bilginin yaşamla ilişkisi olmaz. Bu nedenle ezberlenen bilgilerin yararı
oldukça düşüktür.
Eğitim,
çok yönlü ve çok boyutludur. Bir kişinin yaşamı boyunca karşılaştığı her olayın,
her zorluğun, her sorunun, her durumun eğitimi yapılabilir. Aslında eğitimle
yaşam kolaylaşır. Geleceğe yönelik amaçlar, ülküler, planlamalar eğitimle olur.
Kişi; bilgisini, görgüsünü, deneyimlerini eğitimin gücüyle yaşama geçirir. Bir
ülkenin kalkınması, ileri gitmesi, erinç içinde yaşaması, geleceğe güvenle
bakıp varlığını sürdürmesi eğitimle olur. Kısacası iyi bir eğitim, toplumun
geleceğidir.
Eğitimli
kişinin oturup kalkması, konuşması, giyimi kuşamı, olaylara karşı tepkisi,
insan ilişkileri, yemek yemesi, bir toplulukta hakkına razı gelmesi, başkalarının
haklarını koruması, iyi bir dinleyici olması, karşısındakilere saygı göstermesi,
zayıfı koruması, küçüklerle yaşuluları koruması, her türlü varlığı sevmesi, her
canlının yaşam hakkına saygı duyması, ne zaman ne yapacağını bilmesi, çevresine
uyum göstermesi, özverili yapısı, hoşgörüsü, nefsini disiplin altına alması,
değerlere ve aktöreye uygun davranışlarıyla ilgi çeker.
24
Ocak 1980 ekonomik kararlarının uygulanması için 12 Eylül 1980 askeri darbesi
yapıldı. Bu darbe; toplumumuzu her yönden etkiledi. Ekonomi, siyaset, sosyal
yaşam, eğitim, kalkınma, sağlık, toplumsal örgütlenme, tarım, hayvancılık, yargı,
güvenlik, dünyaya bakış gibi birçok alanda değişiklikler oldu. Toplumun belleği
yeniden oluşturuldu. Toplumcu düşünmenin yerini, bireycilik aldı. Bu da hem
toplumsal hem de kişisel ülkücülüğü yok etmeye başladı. 12 Eylül’ün mimarları,
topluma: “Gemisini kurtaran kaptan” sözü gereğince bireyciliği benimsetmeye
çalıştı. Bu konuda, büyük bir oranda amaçlarına da ulaşmış sayılırlar. Bencilliği,
toplumun her yanına yayarak bencil bireylerin olmasının yolunu açtılar. Kişinin
hangi yolla olursa olsun para kazanmasının asıl amaç olduğunu topluma
benimsetmeye çalıştı 12 Eylül darbecileri. Bu anlayış doğrultusunda kamu
kaynaklarını yağmalama yarışı başladı. Yerden pıtrak gibi kamu kaynaklarını yağmalayan
varsıllar bitmeye başlarken halkın büyük çoğunluğu yoksullaştıkça yoksullaştı.
12
Eylül darbesinin en çok zarar verdiği alan okullarımız. Okulların eğitim işlevi
bir yana itilip unutturuldu. Eğitim kurumlarımız, yalnızca öğretim yapılan
yerler olarak görüldü. Böyle olunca öğretim de giderek zayıflayarak ağır aksak
yürümeye başladı. Ezbercilik; öğrencilerin üretkenliğini, yaratıcılığını,
özgüvenini, ülküsünü, özverili çalışmasını, topluma adanmışlığını, yardımlaşma
ve dayanışmalarını, birlikte çalışma alışkanlıklarını yok etti.
Eğitim,
para kazanmanın bir yolu oldu nedense. Okullar, para kazanmanın bir aracı
olunca eğitim içeriği kuş olup uçtu kurumlardan. Çünkü uygulanan ekonomik sistemin
kuralları, ilkeleri, aktöresi ve toplumun çıkarlarını önceleyen amaçları yoktu.
Asıl amaç para kazanmak olunca eğitim, ikincil plana düştü ne yazık ki. İkinci
plandaki eğitim zamanla rafa kaldırıldı kolayca.
Televizyonun
yaygınlaşmasıyla okullarda yapılamayan eğitin ekranlara taşındı. Buna giderek
akıllı telefonlar eklendi. Ancak ekranlardaki eğitim olumsuz yönde oldu. Ekran,
insanlık erdemlerini ve toplumsal değerleri hiçe sayıp aşındırmaya başladı.
Toplumun çekirdeği olan aile kurumuna savaş açtı ekranlar. Aileler dağılmaya
başladı. Büyük olsun küçük olsun kişilerde ekran bağımlılığı giderek arttı.
İnsanlar, ekranla yatıp kalkmaya başladı. Birçok kişinin eğitimi de öğrenimi de
buralardan yapılıyor ne yazık ki. Bu; toplumun çözülmesine, çürümesine yol
açtı.
Türkiye,
bağımsızlığını batı emperyalizmine karşı verdiği zor bir savaşla kazandı.
Cumhuriyet’imiz, batı emperyalizmine karşı verdiğimiz zorlu savaşın küllerinden
doğdu. Devrimlerimizi; batının yıkıcılığını onarmak, çağdaş bir düzen kurmak ve
bir daha işgale uğramamak için yaptık. Dünyada sömürgeciliğe karşı ilk kurtuluş
mücadelesini başararak ezilen uluslara örnek ve öncü olduk.
Dün
savaş alanlarında yenip ülkemizden kovduğumuz batı emperyalizmi, bugün
ekranlarla evlerimizi, çocuklarımızın belleklerini, yüreklerimizi işgal etti.
Kendi kokuşmuş yaşam biçimlerini, bizlere dayatıp benimsetmeye çalışıyorlar. Bu
yolla önce ailelerimiz, sonra da toplumumuzu dağıtıp çökertmeye çalışmaktalar.
İşte, 12 Eylül darbesinin yok ettiği, kokuşturduğu eğitim sistemimizin açık
kapısından batı, çocuklarımıza el attı. Onları; köhnemiş düzenleri, kokuşmuş
yaşam biçimleriyle tarihsel köklerinden, insanlık erdemlerinden, toplumsal
aktöremizden koparıyor. Bu, ülkemize karşı açılan bir savaş… Bu savaşa karşı
kendimizi, çocuklarımızı, ailelerimizi, ulusumuzu, tarihimizi, erdemlerimizi,
aktöremizi ve bizi biz yapan değerlerimizi savunmak zorundayız. Bu savaşı
kazanarak ezilen uluslara yeniden örnek ve yol gösterici olmalıyız.
Atatürk,
Onuncu Yıl Nutkunda: “Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne
çıkaracağız.” diyerek ulusal kültürümüzün toplumun geleceği, çocuklarımızın
yetiştirilmesi için ne denli önemli ve belirleyici olduğunu belirtmiştir. Atatürk,
bu tarihsel sözüyle ulusumuzun tümüne, milli kültürü geliştirme konusunda bir
görev vermekte. Milli kültürü geliştirmek, ayakta tutmak için halkımıza dayatılan
batı kültürüne, yaşam biçimine de set çekmek gerekir.
Ülkemizi
ekran bağımlılığının yıkıcılığından, çocuklarımızın beyinlerini sanal ortamın
çürümesinden, ailelerimizi küresel saldırıdan korumak için yüzyılların imbiğinden
süzülerek gelen aktöremiz, tarihin derinlerindeki köklerimizin bize verdiği
yüreklilik, insanlığın büyük hazinesi erdemlerimiz ve Cumhuriyet değerlerimizle
karşı koyacağız. Bu savaşı toplumsal işbirliğiyle kazanabiliriz. O da
yurttaşlarımızın tümünün imece yapmasıyla olacak. Bu imecemizde kılavuzumuz,
Cumhuriyet’imizin kurucu ilkeleri ve onun değerleri olacak.
Adil
Hacıömeroğlu
18 Şubat 2026