30
Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan sonra yurdumuzun birçok
yeri, İtilaf Devletlerince işgal edilmeye başlandı. İşgalin başlamasıyla yurdun
dört bir yanından yurtseverlerin tepkileri ortaya çıktı. Bu sırada işgallere
karşı yerel örgütlenmeler hızlandı. İşgallerle başlayan süreçte yurdumuzun
değişik yerlerinde, doğudan batıya, kuzeyden güneye birçok kongre toplandı. Bu
kongrelerin çoğunu, Müdafaa-i Hukuk dernekleri düzenledi.
Yurdumuzun
değişik yerlerinde düzenlenen kongre sayısı 31… Bazı yerleşim yerlerinde,
değişik tarihlerde birden çok kongre toplandı. Bu nedenle sayı böylesine çok…
Sırasıyla Kars, Ardahan, Trabzon, İzmir, Erzurum, Balıkesir, Nazilli, Alaşehir,
Muğla, Sivas, Edirne, Oltu, Lüleburgaz, Afyon, Pozantı’da kongreler yapıldı. Bu
kongrelerin hepsinin amacı aynıydı. Peki, neden Erzurum ve Sivas kongreleri
daha çok öne çıktı?
Mondros’un
imzalandığı günden başlayarak işgallerin olacağını ilk öngören ve bu öngörüsünü;
ilgili orunlara ve bazı arkadaşlarına bildiren, uyarılarda bulunan kişi Mustafa
Kemal Paşa idi. O, anlaşma imzalandığında Suriye’de bulunan 7. Ordu’nun
komutanıydı. Ateşkesten sonra da Yıldırım Orduları Grup Komutanı oldu.
3
Kasım 1918’de, Genelkurmay Başkanlığına Yıldırım Orduları Grup Komutanı olarak çektiği
telgrafta: “…Mütareke şartlarının ikinci maddesinin harfiyen uygulanması tabii
ise de, bu münasebetle karaya asker çıkarmaya dair Mütarekename’de bir kayıt
bulunmadığından müsaade edilmemiş ve görüşme memurları geldikleri gemiyle dönüp
gitmişlerdir. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt: 2, Birinci
Basım: Mayıs 1999, s.255)” demekte. İskenderun’u işgale gelen Fransızları geri
göndermiştir Mustafa Kemal Paşa anlaşmaya karşın. Aslında bu tavrıyla işgallerin
hem kendisince hem de ulusça kabul edilemeyeceğini dosta düşmana duyurmuştur.
Atatürk,
5 Kasım 1918’de kendisine bağlı birliklere şu emri veriyor: “İngilizlerin
çeşitli bahanelerle İskenderun’a asker çıkararak 7. Ordu birliklerini zor
duruma sokmak istediklerini anlıyorum. Buna meydan vermemek için, 3. Kolordu
İskenderun’a kuvvet çıkarılmasını, 20. Kolordu için birinci maddede belirtilen
harekâtı sona erinceye kadar gerekirse ateşle dahi engelleyecektir. (Aynı
yapıt, s.262)” Burada anlatılanlardan da anlaşılıyor ki, Paşa işgallere baştan
beri karşı çıkmakta. Bu konuda olanakları çerçevesinde önlemler almaya
çalışmaktadır.
“4.11.34
[4 Kasım 1918] akşamı İngilizlerin İskenderun’u işgal etmek hususundaki
tekliflerine, Tümen Kumandanı cevap olarak, İskenderun’un işgaline müsaade
etmeyeceğini ve yüklü olarak gelecek vapurların mecburen limanda bekleyeceğini,
torpillerin taranmasına yardım edileceğini ve fakat her ne şekilde olursa
olsun, İskenderun Halep yolunun işgaline engel olunacağını cevaben bildirmiş ve
bu görüşme için karaya gelen İngiliz subayı bu cevabı üstlerine bildirmek üzere
torpidoya dönmüştür. İngiliz görüşme memurunun ifadesine göre, 6.11.34 [6 Kasım
1918] İskenderun’a erzak dolu vapurlarla İskenderun’u işgale memur askeri
kuvvetler gelecektir. (Aynı yapıt, s.263” Atatürk bu telgrafı, 5 Kasım 1918’de
Genelkurmay’a çekiyor. Görüldüğü gibi işgale izin vermeyip karşı duruyor.
Aynı
telgrafta: “İslahiye civarlarında faaliyete geçen bir Ermeni çetesinin takibi
için 7.Ordu’dan takip müfrezesi sevk edilmiştir. (Aynı yapıt, s.264)”
Osmanlının savaşta yenilgiyi kabullenip teslim olmasıyla Ermeni milliyetçileri
iyice gemi azıya almışlardı. Emperyalistlere sırtını dayayan bu çeteler, Türk
köylerine saldırmaya başlamıştı. Yurdumuzun bir bölümünü koparmak isteğindeydiler.
Ortamın iyice karıştığı, toz duman olduğu bir ortamda bile Atatürk, bölücülere
karşı önlem almaktan geri durmuyordu.
Yukarıdaki
telgrafın son bölümünde M. Kemal Paşa: “Altıncı Ordu gibi oldubittiye
getirilmemek için, 20. Kolordu’nun ileride zayıf ileri karakollar terk ederek
bir gece yürüyüşü ile ve İngilizlere sezdirmeden İslahiye’ye çekilmesini ve 20.
Kolordu’nun bu harekâtı sona erinceye kadar İskenderun’da İngilizlerin karaya
çıkmasının ateşle önlenmesini emrettiğim arz olunur. (Aynı yapıt, s.264)”
demekte. Bu sözleriyle işgale karşı kararlı bir duruş gösterip 29. Kolordu’yu
bir biçimde Anadolu içlerine çekmek istemekte.
“…Ve
giderek bütün memleketimizi istilaya kadar varabilecek olan böyle dehşetli
cevapların tekrarlanmasına şüphe olmadığından arz ettiğim sebeplerin derin
düşüncelerle muhakeme edilmesi lüzumunun arzını vazife sayarım. (Aynı yapıt,
s.279)” Bu da Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya, 8 Kasım 1918 günü çektiği
telgraftan bir bölüm. Atatürk, bu sözlerinde büyük bir öngörüyle yurdumuzun her
yanının işgal edileceğini söylüyor.
Gazi
Paşa, 10 Kasım 1918 günü görevinden ayrılarak İstanbul’a gitmek için Adana’dan
ayrılıyor. Görevinden ayrılmadan önce Ali Fuat Paşa’dan kendisine bağlı 20.
Kolordu’yu Konya’ya götürmesini ister. Ondan askeri terhis etmemesini,
silahları İtilaf güçlerine vermemesini salık verir. Bu kolordu daha sonra
Ankara’ya gelerek Erzurum’daki Karabekir komutasındaki 15. Kolordu ile Kurtuluş
Savaşı’nın çelik çekirdeğini oluşturur.
Atatürk’ün
Yıldırım Orduları Grup Komutanı olarak Sadrazam ve Genelkurmay’la yaptığı
yazışmaların neredeyse hepsinden üst rütbeli subayların çoğunun haberi vardı. O
dönemde bazı komutanlar da Atatürk gibi işgallere karşı çıktılar. Ancak bu
süreçte Atatürk’ün adı öne çıktı. Çünkü Osmanlı ordusunda yenilgisi olamayan
tek generaldi. Özellikle Çanakkale’deki kahramanlığı, Doğu Cephesi’nde Ruslara
karşı üstünlük sağlayıp Bitlis ve Muş’u kurtarması ona karşı güveni artırdı. Bu
nedenle kendisinden yaşça büyük ve üst rütbeli subaylar onun liderliğinde
birleşti. 13 Kasım 1918’de İstanbul’a geldi. Burada kaldığı altı ay süresince
sivil ve asker birçok kişiyle konuştu, görüş alışverişinde bulundu. Kurtuluşun
örgütlenmesini yaptı.
Yurdumuzun
her yanındaki kongrelerde işgallere karşı savaş konuşuldu. Bunların çoğunda kendi
bölgelerinin kurtuluşu ön plana çıkarıldı. Yalnızca kendi yörelerinin
delegeleri bu kongrelere katıldı. Sivas Kongresi’nin yapılacağı önceden Amasya
Genelgesi’nde açıklanmıştı. Bu genelgede, Erzurum Kongresi’ne katılmaktan da
söz edilir.
Erzurum
Kongresi, Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye ile ve Erzurum Müdafaa-i Hukuk
cemiyetlerince düzenlendi. Bu koşullarda Atatürk ve Rauf Bey’in önceden delege
olmaları olanaksızdı. Bu nedenle iki delegenin görevlerinden ayrılmasıyla ikisi
kongreye katıldı. Mustafa Kemal Paşa’nın askerlik görevinden ayrılmasına karşın
kongre başkanı seçilmesi onun oraya katılan yurt temsilcilerince kabul
görmesinin bir yansıması değil mi?
Kongre’nin
ilk günü bazı Trabzon delegeleri, Paşa’nın toplantıya asker giysisiyle
katılmasına karşı çıktılar. Çünkü Atatürk’ün yanında sivil giysisi yoktu. Bunun
üzerine Erzurum Valisi Münir Bey’den (Akkaya) ceket, Eski Bitlis Valisi Mazhar
Müfit Kansu’dan da pantolon bulundu ve bu giyim sorunu halledildi. Bu nedenle
kongre fotoğraflarında Atatürk’ün pantolonunun paçaları biraz uzundur.
Erzurum’da
Atatürk’e, asıl karşı çıkan Hürriyet İtilafçı Trabzon-Sürmene temsilcilerinden
Ömer Fevzi (Eyüpoğlu) Bey’dir. Onu, kendi akrabası Maçka delegesi Mehmet İzzet (Eyüpoğlu)
Bey bile desteklememiştir. İzzet Bey hep Atatürk’ün yanında oldu Kongre’de.
Erzurum
ve Sivas kongrelerinin diğerlerinden daha öne çıkması ve tarihsel öneme sahip
olmasının nedeni, buralarda tüm yurdu ilgilendiren kararların alınmasıdır.
Ayrıca Sivas’ta ülkemizdeki tüm Müdafaa-i Hukuk dernekleri tek çatı altında
birleştirilmiştir. Tarihsel önemde olan bir başka konu da bu iki kongrede
Temsil Heyeti seçildi. Bu heyet, TBMM açılana dek hükümet gibi görev yaptı. Bu
Heyet’in Başkanı da Atatürk’tü. TBMM’yi, Ankara’da toplayan da Temsil Heyeti
adına Atatürk değil mi?
Atatürk
ve Cumhuriyet karşıtlarının bazıları, sanki diğer kentlerimizde yapılan
kongrelerin Erzurum ve Sivas kongrelerinin karşıtıymış gibi yorumlamakta.
Ülkemizin o günkü iletişim, ulaşım ve güvenlik sorunlarını düşünmeden ileri
geri konuşmaktalar. Oysa tüm kongreler aynı amaca yönelikti. Atatürk’ten başka
lider söz konusu bile değildi. Bazıları ortaya çıksa dahi kabul görmeleri o
günün koşullarında olanaksızdı. Atatürk’e inanıp onun ardına düşenlerin hepsi
aynı görüşte değildi. Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet farklı görüşten kişilerin
geniş bir ittifakının ürünüdür. Emperyalizmin ve onların o günkü
işbirlikçilerinin diliyle konuşup onları diriltmek olanaksız bir şey. Bu
nedenle bizi bugünlere getiren Atatürk ve ona inanlardır. Gerisi ise boş söz ve
emperyalizme hizmetten başka bir şey değil.
Adil
Hacıömeroğlu
25
Temmuz 2026