Bir
yılı aşkındır CHP’li bazı belediye başkanlarına, yöneticilerine yolsuzluk
soruşturmaları açıldı. Kimi tutuklanıp görevinden el çektirildi. Bu soruşturma
ve görevden almalar hız kesmeden sürmekte. CHP yönetimi, bu soruşturmaların ve
tutuklamaların siyasi operasyon olduğunu söylemekte. Mart 2025’ten beri. Bu
söylem, ilk başta kendi tabanında karşılık ve destek bulsa da giderek bu destek
sönümlendi. CHP tabanının özverili üyeleri, bu konuda genel merkez yönetiminden
ayrı düşünmeye başladı süreç içinde.
Ne
yazık ki CHP yönetimi bir yılı aşkın bir süredir ülke ve dünya olayları,
sorunlarıyla ilgili ne bir çözüm önerili seçenek üretiyor ne de gündemi yönlendirebiliyor.
Koca parti, birkaç belediye başkanına kilitlenip kaldı.
Öncelikle
belirtmeliyim ki, Türk solunun en önemli ayırt edici özelliği dürüstlüktü. Kamu
malına dokunmaz, yurttaşın cebine elini sokmazdı solcular. Yıllardır
devrimcilere, solculara usa gelmedik iftiralar atıldı. Ancak kimse kalkıp da onların
kamu malını ceplerine indirdiğini, yurttaştan rüşvet aldığını ne düşündü ne de
söyledi. Sol, aktöresel bir temelin üstüne kurdu düşünsel yapısını. Halkın tüm
katmanlarından ve her türlü siyasal görüşten kişiden “Solcular rüşvet yemez,
yalan söylemez” sözünü işitirdik. Bu da gururumuzu okşar, ülkülerimize daha
bağlı bir biçimde özveriyle hizmet edip çalışırdık.
Ne
yazık ki 24 Ocak 1980 kararlarıyla başlayan ve 12 Eylül Amerikancı darbesiyle
toplumumuza demir yumrukla kabul ettirilen neoliberal düzen, aktöresel alanda
önemli aşınmalara neden oldu. ANAP döneminde başlayan “Kır şişeyi, dön köşeyi”
anlayışı, toplumumuzu içten içe çürütmeye başladı. Böylece paraya tapınma
dönemi başladı.
Siyaset
sistemin üstünden silindir gibi geçen 12 Eylül darbesi, yeni bir siyaset düzeni
kurdu. Bu siyaset düzeninin merkezine toplumculuk yerine, bireycilik yerleştirildi.
Sovyetler Birliği’nin çökmesi, Doğu Blok’unun dağılmasıyla ABD’nin merkezinde olduğu
tek kutuplu dünya dönemi başladı. Bu dönemin ideolojisi, neoliberalizmdi. Oysa
Vashington merkezli propaganda aygıtı “İdeolojiler öldü” sözünü her yana yayıp
inandırıcı olmaya çalışıyordu. Aslında emperyalistler “İdeolojiler öldü” derken
sosyalist ideolojiyi vurgulamaktaydı. Bu süreç içinde solun tüm dünyada
gerilediğini görmekteydik. Ancak Çin, Küba, Kuzey Kore, Vietnam gibi ülkelerde sosyalizm
ayaktaydı.
Her
renkten Türk solcularının önemli bir bölümü “İdeolojiler öldü” emperyalist
propagandasına kandılar. Liberalizmi biraz da darbenin baskısıyla yılgınlığa
kapılarak sol sanıp onu savunmaya başladılar. Bu da onları düşünsel olarak
başını Özal’ın çektiği ANAP’a yaklaştırdı. Farkında olmadan sosyalizmi
savunuyorum diye neoliberal ideolojiyi “özgürlük ve demokrasi” sosuyla savunmaya
başladılar. Bu ideolojik geçişkenliğin en çok yaşandığı siyasal parti ise ne
yazık ki Atatürk’ün kurucusu olduğu CHP oldu. CHP’nin 12 Eylül’den sonra öncülü
olan SHP, ne yazık ki batıcı bir görünümle ideolojik olarak sosyal demokrasi”
söylemiyle emperyalizme bağlandı.
İSKİ
yolsuzluğu ortaya çıktığında Turgut Özal’ın “Solcular bile rüşvet yedi.” sözü
belleğimden ölümüme dek silinmeyecek. Aslında bu bir itiraftı Özal tarafından.
Çünkü o da solcuların rüşvet yemeyeceğine inanmıştı. Bu sözde onları da kendi çizgisine
getirmenin mutluluğu var az da olsa. Yani halk deyişiyle senin gibi olamazsan
benim gibi yaparım seni, demek istedi bununla.
Uşak
Belediye Başkanı Özkan Yalım, Ankara’da bir otelde basılıyor belediye çalışanı
bir genç kızla. Başkan, havluya sarınıp kapıyı açıyor polise. Bu baskının
nedeni, rüşvet… Akıl almaz suçlamalar var Yalım hakkında. Bir başka belediyenin
başkanından rica edip diğer sevgilisini de orada çalıştırıyor. Çalıştığı kentten
farklı bir yerde oturan sevgilisi, işe gitmeden aylık alıyor. Her iki sevgilisi de kızı yaşında… Yoksul,
işsiz kızların bu durumlarından yararlanarak onlara iş bulup sevgilisi yapıyor
başkan efendi.
Uşak’ta
CHP içinde özveriyle çalışan ve kendini Atatürkçü gören birçok kişi, Özkan
Yalım’dan yakınıyor genel merkeze. Ancak burada oturanlar kör, sağır ve dilsiz...
Halka değil de başkana kulak veriyorlar.
Bir
başka olay Giresun’un Görele ilçesinde patlak veriyor. İlçenin CHP’li belediye
başkanı Hasbi Dede, 17 yaşındaki T.T. adındaki bir kıza telefonla tacizde
bulunuyor. Olay ortaya çıkınca başkan gözaltına alınıp görevden el çektiriliyor.
Nedenini tam olarak bilmiyoruz ama tacize uğrayan kız çocuğu, bir trafik
kazasında yaşamını yitiriyor. Çocuğun ölümünün gerçek nedenini yargı ortaya
çıkaracaktır.
Ülkemizde
birçok kadın derneği var. Her konuda çıkıp konuşmaya çok hevesliler. Yukarıda
anlattığım iki olayda da kadınlar mağdur. Kadınların hakları hele de 17 yaşında
bir kız çocuğunun yaşamı karartılıyor. Bu çocuğun insan hakkı yok mu? Bir çocuğu
taciz etmek ne demektir ey anlı şanlı rengârenk çatılı ve çatısız kadın
dernekleri? Gencecik kızların yoksulluğundan, işsizliğinden yararlanıp onların
bir lokma ekmek parası için kapatma yapanlara bir çift sözünüz olmayacak mı?
En
acısı da ne biliyor musunuz? Özkan Yalım’ın rezaleti ortaya çıkınca hem CHP
Kadın Kolları Genel Başkanı’nın hem de Uşak CHP Kadın Kolları Başkanı’nın Özkan
Yalım’a destek açıklaması yapmaları. Hani, siz kız kardeşlik ruhuyla kadınların
yanındaydınız? Yoksa bu iki olayın mağduru hemcinsleriniz kadın değil mi? Onlar
sizlerin üvey kardeşi mi? Bu soruları, tüm kadın derneklerine soruyorum. Siz,
hangi kadınların hakkını savunuyorsunuz, bu konuda bir ölçütünüz varsa söyler
misiniz? Ne yazık ki emperyalist ülkelerden fonlanmaktan başka bir şey yapmayan
bu kadın derneklerinde kadının adı yok! Emperyalist projeler şahane, kadın bahane öyle
mi?
Adil
Hacıömeroğlu
26
Nisan 2026