Osmanlı
Devleti, son dönemlerinde Almanya ile ilişkilerini geliştirdi. İki ülke, özellikle
askeri alanda işbirliği yaptı. II. Mahmut’un Harp Okulu’nu kurmasıyla bu
işbirliği ilgi çekici bir duruma geldi. Danimarka asıllı Alman General Moltke, 1835-39
yılları arasında Harp Okulu’nda görev aldı. Okulun eğitiminin biçimlenmesinde
önemli rol oynadı. Ardından birçok Alman subay geldi ülkemize.
Osmanlı,
ilk olarak ordusunda Alman subaylara I. Dünya Savaşı’nda görev vermedi. Moltke,
24 Haziran 1839’da Osmanlı Devleti ile kendisine bağlı Mısır Eyaleti arasında
yapılan Nizip Savaşı’nda danışman olarak yer aldı. Böylelikle askeri işbirliği
savaş alanlarına da taşındı.
Colmar
von der Goltz Paşa liderliğindeki Alman subayları, 1882 yılında ülkemize
gelerek Osmanlı Ordusunun modernizasyonu çalışmalarını yürüttü. 1895’te bu
subaylar, ülkemizden ayrıldı. Osmanlı hizmetlerinden ötürü Goltz Paşa’ya
mareşallik unvanı verdi. Bu arada bazı Türk subaylar da Almanya’ya eğitim için
gönderildi. Zaman geçtikçe bu işbirliği gelişip başka alanlara da yayıldı. Balkan
Savaşı sırasında da çok sayıda Alman subayı Osmanlı ordusunda savaşırken
görmekteyiz. I. Dünya Savaşında ise Türk Genelkurmayı’nın neredeyse her kademesinde
Almanlarla karşılaşıyoruz.
Birinci
Dünya Savaşı’nda birçok Türk subayının Almanlarla anlaşamadığını görüyoruz. Bu
subayların başında Atatürk gelmekte. Almanların kazara savaştan yengiyle çıkması
durumunda Türk-Alman çatışmasının kaçınılmazlığından söz etmekte.
1917’de
Rusya’da Bolşevik devrimi oldu ve Sovyet yöneticileri savaştan çekildi. 5
Aralık 1917’de Osmanlı ile Bolşevikler arasında Erzincan Ateşkes Anlaşması
imzalanarak doğu cephesinde savaş bitti. Ancak Güney Kafkasya’daki bazı güçler
bu anlaşmayı tanımadı. Trans Kafkasya yönetimi Osmanlı’ya savaş ilan etti.
Almanların
asıl amacı, Bakü petrollerini ele geçirmekti. Bu nedenle Güney Kafkasya’nın
Türklerin eline geçmesine karşıydılar. Bu bölgeye asker sevk ettiler. 10
Haziran 1918’de Vehip Paşa komutasındaki 9. Kafkas Tümeni, Almanlarla
karşılaştı. Çıkan çatışmada çok sayıda Alman askeri tutsak edildi.
Kafkas
Ordusu Kumandanı Nuri Paşa, 15 Haziran 1918’de Türk askerlerinin pusuya düşürülerek
200 yakın şehit verilmesinden Almanları sorumlu tuttu. Atatürk, Almanlar
konusundaki öngörüsünde de haklı çıktı.
Birinci
Dünya Savaşı sona erer. Alman subaylarının ülkelerine dönme zamanı gelir. “Osmanlı
yönetimi müttefiklerinin çıkarını bu çok kötü anda bile düşünürken aynı hassasiyeti
von Seeckt [Dönemin Osmanlı Genelkurmay Birinci Başkanlığı görevinde-AH] ve
Alman karargâhı subayları göstermeyecekti. Mütarekenin imzalanması sonrasında
İstanbul’daki panik ve kaos büyümüştü. Enver Paşa ve İttihatçı liderler
mütareke sonrasında da siyasette etkisini devam ettirmek için kaçış öncesinde
yeni bir parti kurmakla yetinmeyip gizli bir teşkilatlanmaya gittiler. Bu
esnada von Seeckt İstanbul’daki Alman subaylar gidiş Hazırlıklarına başlamıştı.
Mütarekeye göre von Seeckt’in görevlendirilmesi 1 Kasım’da sona ermişti. Bu
tarih itibarıyla bütün görev ve sorumluluklarını bu arada evrakı teslim etmek
yükümlüğü altındaydı. Bu ateşkes hükmünü dikkate almadığı gibi 31 Ekim tarihli
Genelkurmay’ın bütün evrakını Merkez Şube’ye veya başyavere devredilmesini
emreden Harbiye Nezareti yazısına da aldırış etmedi. Alman yaveri Binbaşı
Rohrscheidt’a bütün evrak sandıklarını kendilerini Odessa’ya götürecek gemiye
nakletmesi emrini verdi. (Binbaşı Abdürrauf’un Harp Günlükleri Osmanlı
Genelkurmayı’nda Alman Komutanların Emrinde, Abdürrauf Bey, Hazırlayan: Prof.
Dr. Mesut Uyar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, I. Baskı: Haziran 2022,
İstanbul, s.152-153)” Görüldüğü gibi cephe arkadaşlığı yaptığımız Alman
subaylar, resmi evrakları kendi ülkelerine kaçırma peşindeler. Oysa bu evraklar
Osmanlıya aitti.
Binbaşı
Abdürrauf Bey, evrakların 2 Kasım 1918’de taşınması sırasında engel olmaya çalıştıysa
da başarılı olamadı. 3 Kasım sabahı evraklar Alman gemisine yüklendi. Abdürrauf
Bey’in girişimleri iki gün sonra sonuç verdi ve Osmanlı Genelkurmay’ı harekete
geçti. Ne yazık ki evraklar çoktan girmiş ve iş işten geçmişti. Kaçırılan
evrakların sonunun ne olduğu belli değil. Bu konuda türlü söylentiler var.
“Peki
bu gizli arşivin içinde ne tip belgeler ve bilgiler vardı? Abdürrauf Bey’in raporu
bize genel bir fikir vermektedir. O, özellikle Süveyş Kanalı harekâtı,
Filistin, Galiçya ve Bulgaristan cepheleriyle deniz harekâtı belgeleri ve Bakü,
Kırım ve benzeri konularla ilgili özel dosyaların bulunduğundan bahsetmiştir.
Abdürrauf Bey’in verdiği bilgiye ilave olarak şu an askeri arşivlerde Dünya
Savaşı’nın önemli seferberlik, yığınak ve harekât planlarının Genelkurmay
nüshaları, hazırlık çalışmaları, toplantı tutanakları ve bunlarla ilgili diğer
dosyaların bulunmadığını biliyoruz. (Aynı yapıt, s. 157)”
Almanların
Türk Genelkurmay’ının arşivini kaçırmalarında iyi niyet aramak olanaksız. Bunun
art niyetli bir girişim olduğu çok açık… Demek ki emperyalist devlerle
işbirliği yaparken bin kez düşünmek gerek. Hele onları devlet örgütü içine sokarken,
karar verici orunlarda söz sahibi yaparken on bin kez düşünmeli. Bu olaydan
ülkemiz yöneticileri gerekli dersleri almışlar mıdır acaba? Hiç sanmıyorum.
Benzer yanlışların Atlantik sürecine girdiğimiz günden başlayarak yapıldığını
üzülerek görmekteyiz.
Emperyalizm,
kendi çıkarları için işbirliği yapar diğer ülkelerle. Kısacası, kendi egemenlik
alanını büyütmek için geri kalmış ülkeleri kullanır. Bu gerçeği iyi gören
Atatürk: “Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir” sözüyle bizlere yol
göstermekte. Ne yazık ki birçok siyasetçimiz ABD’den, onun güvenlik örgütü NATO’dan
medet ummakta. Bazıları ise bu emperyalist saldırgan örgütün savunucusu olmakta
gönüllü olarak. Delinin bile düştüğü çukura iki kez düşmeyeceğini söyleyelim. İkinci
kez çukura düşenlere Allah akıl fikir versin.
Adil
Hacıömeroğlu
4
Haziran 2026