Köy
enstitülü yazarların kitaplarına ayrı bir ilgim vardır. Onların yazdıklarını
okumak benim için hem öğretici hem de keyif verici olur. Enstitülü yazarların
yapıtları, beni hem düşünsel hem de duygusal bir yolculuğa çıkarır. Onların
yazdıklarını okuyarak ülkemizin köylerindeki gerçek yaşamı öğreniriz.
Yurdumuzun, köylümüzün tükenmez çilesini dile getirirler kitaplarında. Bu
yazarlarımız, köylerde doğup büyüdüklerinden kırsal kesimi iyi tanıyor,
sorunlarını iyi biliyorlardı. Bu nedenle kitaplarıyla adeta fotoğraf
çekmekteler köylerdeki yaşantıya, sorunlara.
Temmuz
ayının ikinci haftasında bir solukta okudum Talip Apaydın’ın Toz Duman İçinde
kitabını. Üç ayrı kitabın oluşturduğu bir kitap dizisinin birincisi bu. Şimdi
ikinci kitaba (Vatan Dediler’e) başladım. Onu da bir solukta okurum sanırım. Bu
kitaplar Literatür yayınevince yayınlanmış.
30
Ekim 1918’de Mondros Anlaşması imzalanır ve Osmanlı Devleti teslim olur İtilaf
devletlerine. Anlaşmanın koşulları çok ağırdır. En ağırı da yurdumuzun bazı
bölgelerinin bu devletlerce işgal edilmesidir. İstanbul, İtilaf devletlerinin
çizmesince çiğnenmekte. Güney illerimizi Fransa işgal eder. Musul, Kerkük
İngilizlerin elindedir. Antalya’da İtalyan askerleri vardır. Doğu illerimiz
Ermenilerin tehdidi altındadır. 15 Mayıs 1919’da Yunanlılar İzmir’e asker
çıkarır.
İşgalcilerin
ilk günden ne yapacakları çok bellidir. İlk gün, İzmir’de büyük bir insan
kıyımı yapılır. İşgal, adım adım Batı Anadolu’ya yayılır. Düşman, giderek
içeriye, Anadolu bozkırına doğru yürür. Her gittikleri yerde insanları kadın
erkek, büyük küçük demeden öldürürler. Köyleri yağmalayarak yakıp yıkarlar.
Batı Anadolu’da bir can pazarı vardır aslında.
İşgale
karşı halkta bir direniş eğilimi, kararlılığı, ruhu gelişir. Buna Kuvayı
Milliye ruhu diyoruz. Ancak işgalcilere kayıtsız koşulsuz teslim olunmasını
isteyenler de çoktur. Padişah ve İstanbul hükümeti işgalcilere karşıdirenişten
yana değildir. İşgal edilen bölgelere gönderdikleri Heyet-i Nasihalarla halka
direnmemeleri öğütlenir. Buna karşın halkın önemli bir kısmı yurdunu savunmak için
silaha sarılmaya başlar.
Heyet-i
Nasihalar, halka topraklarını bırakarak göç etmemelerini, direnmemelerini öğütlerken
Yunanlıların kendilerine iyi davranacaklarını söylemekteydi. Buna karşın halk,
olan biteni çıplak gözle görüyordu. Çünkü öldürmeler, soygunlar, işkenceler ve yakıp
yıkmaların yakın tanığıydı yurttaşlarımız. Padişaha bağlılık gösteren, kasabalarda
halkın sırtından geçinen kimi asalak varsıllarla gelene ağam, gidene paşam
diyen her dönemin adamı olan kimileri işgalcilerle işbirliği yapmaktaydı. Ayrıca
gerçek din adamları, dindarlar işgale karşı halkı örgütlenerek direnmeye
çağırırken halkın dinsel duygularını sömürerek dünyalıklarını kuran dinciler
ise işgalcilerin yanında yer almaktaydı. İşgalcilerle işbirliği yapan güya
softaların ne dini bilgisi vardı ne de halkına saygısı ve sevgisi.
Talip
Apaydın’ın Toz Duman İçinde romanında yurtseverlerin ve işbirlikçilerin durumu
çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriliyor. Her yer işgalciler yüzünden toz duman
içindeyken İstanbul hükümeti, aşar vergisini toplamak için köylünün nerdeyse harmanının
tamamına el koyuyordu. Buna karşı çıkan köylüler, zaptiyelerce sövülüp
dövülerek, kimi zaman da tehdit edilerek elinden varı yoğu alınıyordu. Bu durum,
bazı fırsatçıları da ortaya çıkarıyordu. Bunların en başında romanın geçtiği
Uşak’ın Tacım köyüne komşu olan Kökezli Hacı Nuri’dir. Ayrıca Tacımlı Kadir Ağa
da mültezimin köye gelmesini dört gözle bekleyen bir fırsatçıdır.
Mültezim,
yanındaki birkaç memurla harman zamanı köye gelir. Herkes, çoluk çocuk demeden
harman yerindeyken daha tınaz savrulmadan samanla tane birbirinden ayrılmadan mültezim,
göz kararı belirler ne kadar vergi alınacağını. Bu belirleme genellikle
gerçekçi değil, abartılıdır. Köylü elindekini vergi olarak verince tefecinin
eline düşer. İşte bu durumda Hacı Nuriler, Kadir ağalar ve kentten gelen
asalaklar devreye girer. Köylünün elinde ne var ne yoksa alınır yok pahasına.
Köylü yoksullaştıkça yoksullaşırken asalaklar da varsıllaştıkça varsıllaşır. Oğlu
askerde olan ve çalışmayacak durumda olan yaşlılar, eşi savaşlarda şehit olmuş
genç gelinler de bu asalakların eline düşer. Ağlamak sızlamak para etmez. Tefeciler,
acımadan mültezim ve zaptiyelerin baskısıyla çiftçinin iliğini söküp alır.
İşgal
güçleri, Tacım’a da yaklaşmıştır. Ne yazık ki köyün imamı Ziver Efendi, Kadir
Ağa, Hacı Nuri ve Testici Bayram halkın direnişini kırmak için canla başla
uğraşırlar. Başvurdukları en büyük koz da yalandır. İşgalcilerin her yerde olduğu
gibi burada da halka iyi davranacaklarını yaymaktalar. Ziver Efendi’nin dinsel
bilgisi çok azdır. Yalan yanlış, uydurmalarla halkı kandırmaktadır. Bu yolla
iyi bir geçim sağlamıştır kendine. Bu nedenle düzenin değişmesini istemez.
Romanda,
işgale baştan beri karşı çıkan Çanakkale Gazisi Molla Mahmut’tur. Mahmut, iyi
bir medrese eğitimi görmüş dindar bir yurtseverdir. Ziver’in dinsel bilgisinin
olmadığını kanıtlarla ortaya koyar. Ancak köy halkı ona değil, Ziver’e inanır.
Köye, Yunanlılar girmeden önce köyün varsıllarından İbrahim Bey ile bir çete
kurarlar. Onlar için kurtuluş, Kuvayı Milliye’de ve Ankara’ya gelmiş olan
Mustafa Kemal Paşa’dadır. Onların çete kurması, halkın sırtından geçinen asalakları
rahatsız eder. Molla Mahmut ve arkadaşları hem işgalcilerle hem de
işbirlikçilerle amansız bir savaşımın içine girer.
Talip
Apaydın, işgal yıllarında neredeyse ülkemizin her yerinde yaşanan yalın gerçeği
bütün çıplaklığıyla anlatmakta. Kendisi de on altı yıl cephelerde savaşmış bir
Kurtuluş Savaşı gazisinin oğludur. Toz Doman İçinde romanını herkes okumalı.
Okumalı ki tarihimizden ibret alınmalı. Ülkemizin nasıl zor koşullarda yeniden
ayağa kalktığının tanığı olmalı. Tarihini unutup ondan ders almayan uluslar,
yeniden emperyalistlerin tuzağına düşer. Bugün ülkemiz siyasetinde yaşanan
savrulmaların nedeni de yakın tarihimizi yeterince bilmemek ve ondan ders
almamak değil mi?
İşgal
ve Kurtuluş Savaşı dönemini anlatan yapıtlar okunmalı, okutulmalı. Kendi
tarihsel gerçeğini bilmeyen bir toplum, emperyalist tuzaklara düşer. Bunun
olmaması için tarihteki köklerimize sıkıca bağlanmak gerek. Çünkü önümüzde
başka bir seçenek yok!
Talip
Apaydın’a binlerce teşekkürü ve minneti bir borç bilirim. Bu dünyadan göçüp giderken
bizlere uyarılar ve derslerle dolu önemli yapıtlar bıraktı. Sonsuzluk evinde
uyurken yattığı yerden bizi aydınlatmakta gönül ışığı ve yurt sevgisiyle donanmış
bilinciyle.
Adil
Hacıömeroğlu
18
Temmuz 2026