Sosyal
medya sayesinde epeyce arkadaş kazandım. Çoğuyla yüz yüze tanışamadık ne yazık
ki. Bu arkadaşlarımdan biri de Tuna Şahin… Tuna Bey’le de yüz yüze tanışmadık
henüz. Ancak onunla kırk yıllık dost gibiyiz. Ankara’da yaşamakta. Eğitim
işiyle uğraşıyor. Yazılarımı okur, arada sırada telefonla konuşuruz onunla.
Konuşmalarımız içtendir, bu nedenle keyif alırım onun her sözcüğünden. Sesi
sevecen, saygılı ve içtendir. Onunla düşünce alışverişinde bulunmaktan mutlu
olurum. Arada sırada tartışırız karşılıklı saygımızı yitirmeden. Trabzon ilinin
iki farklı ilçesindeniz. O, Maçkalı; ben ise Ofluyum. Yani yerdeşiz. Ortak
kültürümüzün bizi bağlamaktaki rolünü yadsıyamam.
Dün
sosyal medyada bir video paylaştı. İzleyince beni çocukluğuma döndürdü o görüntüler.
Konuşmaları dinlerken Tuna’nın annesi olduğunu öğrendiğim tipik bir Doğu
Karadeniz kadını elinde belle[1] mendil kadar daracık biraz
uzunca bir toprağı kazıyordu. Zaten Doğu Karadeniz Bölgesinde geniş tarım
alanları bulmak neredeyse olanaksız. İnsanlar taştan, kayadan, bayırdan dişleri
ve tırnaklarıyla ekmeklerini çıkarır. Bu yönüyle çalışkanlığıyla ünlü yöre
insanları bir tansığın[2] da kahramanları. Tuna, bir
yandan görüntüyü çekerken diğer yandan da annesiyle söyleşiyordu. Konuşmalarda
yapmacıklık, önceden planlama yok! Tamamen doğaçlama bir söyleşi var.
Söyleşinin her tümcesi derslerle dolu. Yalnız
ders alınacak sözler, Tuna’nın annesi Emine Hanım’ın söyledikleri. Emine Hanım,
yaşamın, toprağın dersini veriyor herkese. Özellikle de topraktan kopup dört
duvar arasına sıkışıp yaşadığını sananlara.
Tuna:
“Anne, insanlar bu spor için
büyükşehirlerde bayağı para ödüyorlar, biliyor musun?” diye soruyor.
Emine
Hanım: “Gelsinler, ben onlara faydalı sporu öğreteyim.” diyerek yanıtlıyor onu,
hem de çalışmasına hiç ara vermeden. “Hem bu toprak insanın kötü enerjisini
alıyor.” sözcükleri dökülüyor dilinden. Evet… Anadolu’nun emekçi kadını duyana
duymayana, anlayana anlamayana felsefe dersi veriyor. İnsan kötü enerjiden,
içindeki kuruntulardan kurtulmak, tinsel bozukluklarını bunalımlarını atlatmak
için toprağa gereksinimi var. Toprak kişinin sağaltım yeri.
“Derdin
sıkıntın varsa eğer onu belle, kazmayla toprağa gömüyorsun.” diyor Emine Hanım.
Bu tümce örnek oluyor tinsel ve tensel sağaltım isteyenlere. Toprak, dünyadaki
tüm pislikleri olduğu gibi içimizdeki kötü düşünceleri, duygusal sıkıntıları da
örtüyor. Böylece insanlar rahatlıyor toprak sayesinde.
Yukarıdaki
son tümceyi işitince Tuna’yı aradım annesinin söylemiş olduğu bilgelik dolu
sözü için. İlk tümcemden sonra telefonu, Emine Hanım’a verdi. Yüreğiyle konuşan
biri... Çocukluğumda bana öğütler veren yengelerden, teyzelerden, halalardan,
ninelerden farksız ses tonu, sözcükleri, içtenliği, bilgeliğiyle telefona
sığmayan yüreğime dolan bir Doğu Karadeniz kadını. Sanki beni kırk yıldır tanıyormuş,
aynı derenin balığıymışız, komşu evlerde büyümüşüz gibi içten konuşuyor.
Torunlarının topraktan uzak oluşundan yakındı biraz. Şimdiki çocukların ekrana
bağlı yaşadıklarından ve bunun da önemli bir sorun olduğundan dert yandı. Toprağı
tanısalar hem ağızlarının tadının geleceğini hem de sıkıntılarının çaresinin
bulunacağını söyledi. Çocukların doğal ortamda yetişen meyve ve sebzelerin
tadını bilmediklerinden yakındı.
Konuşmamız
sürdü biraz. Ne ekeceğini sordum bellediği yere. Birçok sebze saydı. Sebzelerin
özelliklerinden lezzetlerinden söz ettik. Kabaktan söz edince çocukluğumun
damak toyuna götürdü beni. Tatlısı yapılan ak kabağa, yörede kastanica kabağı
denir. Onun kabuğunu soyup dilimledikten sonra ya fırında ya da suda
pişirirdik. Buna yörede “feli” denir. Hiçbir katkı maddesi olmadan tamamen
doğaldı feli. Lezzetine doyum olmazdı bu doğal yiyeceğin. Hele felileri pekmez
kazanında pişirdiğimizde lezzeti bayıltacak türdendi. Bu özlemimizi konuştuk
onunla.
Ne
yazık ki sanal ortamda zaman geçiren günümüz çocukları doğal tatlardan çok uzak
yaşamakta. Birçok ürünün nerede, nasıl yetiştiğini bilmemekteler. Çoğu kişiye
gülünç gelecek, ancak söyleyeyim. Çocukların çoğu, yiyip içtiklerinin
marketlerde üretildiğini sanmakta.
Tuna
Şahin, eğitim işinin yanı sıra turizm işiyle de ilgilenmekte. Maçka’ya bağlı
Coşandere mahallesinde bir konaklama yeri var dere, vadi, dağ, orman görünümlü
doğanın kucağında cennetten bir köşede. Mahalle dediğime bakmayın. Büyükşehir
yasasına göre köylere mahalle deniyor artık. Ancak buralar, her şeyiyle köy. Coşandere
Maçka-Sümela Manastırı yolu üzerinde. Maçka’ya 3, Sümela’ya 15 km uzaklıkta.
Doğa tutkunları için iyi bir dinlence yeri. Bu arada Tuna Bey’in mahallelerinin
adı Kılıbıklar…
Güzel
bir söyleşiden sonra karşılıklı iyi dileklerde bulunup telefon görüşmemizi
bitirdik. Çocukluğuma, doyamadığım toprağıma döndüm. Emine Hanım’ın bilgeliğini
düşündüm uzun uzun. Büyük ozanımız Âşık Veysel: “Benim sadık yârim kara
topraktır.” deyişiyle Emine Şahin’in kötülükleri toprağa gömmesi aynı
düşünüşün, duyuşun, inanışın farklı yörelerdeki yansıması değil mi? Topraktan
gelip toprağa gitmenin doğal bir kuralının anlatımı değil mi tüm yönleriyle? Toprağın
eğitici, sağaltıcı gücünü fark etmeyip ekranlara kilitleneler başlarını
kaldırıp bakmalı dört bir yana. Toprak, vazgeçilmez yaşam gerçeğimiz. Doğa,
bizi var eden ana... Seni var eden anandan ayrılıp ona sırtını dönersen küresel
güçlere alet olursun. Bir domatesin sofrana nasıl geldiğini de bilmezsin.
Böylece yaşama küser, sorunlarına çare bulamaz, kendine ve toprağına yabancılaşarak
yaşadığını sanırsın. Toprak da Emine Şahin de anadır. Bu nedenle birbirlerinin
dilinden anlarlar. Ekranlar ise ne anadır ne de baba… O, toprak ananın
çocuklarını doğasından uzaklaştırıp tutsaklaştıran insanları öz benliğinden
koparan bir araç. Bu nedenle ana gibi yar olmaz, diyoruz.
Adil
Hacıömeroğlu
3
Nisan 2026