Türkiye’nin
nüfus artış hızı her geçen gün düşüyor. Böylece genç nüfusumuz gittikçe
azalıyor. Bu durum, yaşlı sayısını artırmakta. Yaşlıların çalışıp işgücüne etkin
olarak katılması olanaksız. Ancak onların deneyimlerinden yararlanmalı. Yaşlıların
ekonomiye katkılarını sağlamak için onların çalışabilecekleri iş alanları oluşturmalı.
Bu, onların sağlıkları için çok yararlı olur.
Genç
sayısının azalıp yaşlıların çoğalması üretim açısından önemli sorunları
karşımıza çıkarıyor ne yazık ki.
Nüfus
yaşlandıkça birçok toplumsal, ekonomik, sağlık açısından sorunları ortaya çıkarıyor.
İnsan ömrünün uzaması, sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerini zorlamakta.
Sağlık giderleri hızla artıyor. İnsan yaşamının uzamasıyla emeklilerin aldıkları
aylık sayısı da çoğalıyor. Genç nüfusun azalması demek, çalışan sayısının
düşmesi demek. Bu da sosyal güvenlik sistemine daha az prim girişini birlikte
getirmekte. Böylece sosyal güvenlik sisteminin gelir-gider dengesinde ters
orantılı bir durum söz konusu.
Ülkemizde
nüfus artışının düşmesiyle aileler küçülüyor. Bir de buna ekran tutsaklığı
eklendiğinde insanlar giderek toplumsal ilişkilerini yitiriyor. Sosyalleşmeden
uzak, kendi kabuğuna çekilmiş bir insan tipi, geleceğe yön verecek bireyci bir
yaşam kişiyi tinsel sağlıktan ve yaşama bağlılık açısından zor durumda
bırakıyor.
Türk
ailesi anne, baba ve bir çocuktan oluşuyor genellikle. Üç kişilik aile tipi
birçok toplumsal, tinsel, kültürel, köksel, geleneksel sorunu da birlikte
getiriyor. Bu, bazı akrabalık adlarının günlük yaşamdan silineceğini de
göstermekte. Öncelikle çocukların çoğunun kardeşi yok! Bu da “kardeş” sözcüğünü
dilimizden, toplumsal yaşamımızdan, kültürümüzden, ailenin kavramsal evreninden
çıkaracak. Gelecekte birine “Kaç kardeşsiniz?” sorusu sorulmayacak artık. Çünkü
bu, gerçeklerle bağdaşmayan, yersiz bir soru olacak önümüzdeki yıllarda.
Kardeşle ilgili dilimize yerleşmiş birçok atasözü ve deyim geçerliliğini
yitirip unutulacak.
Günlük
yaşamımızda, toplumsal ilişkilerimizde önemli yer tutan “amca, hala, dayı,
teyze, yenge, gelin, enişte, bacanak, elti; amca, dayı, hala, teyze çocuğu…”
gibi birçok akrabalık adı tarihe karışacak. Bu durum, geleceğin çocukları için
önemli bir sosyal yoksulluk ve yoksunluk olacak. Bu toplumsal eksikliğin yerini
tutacak bir şey yok! Bu tinsel yoksulluğun giderilmesi olanaksız.
İnsan,
toplumsal bir varlık… O, toplum içinde mutlulukla doğup insanlarla yanlışıyla
doğrusuyla iç içe yaşayarak çevresindekileri üzüntülü bırakarak bu dünyadan göç
eder. Onu, toplumsal ilişkilerden yoksun bırakmak hiçbir anne ve babanın hakkı
olamaz. Hiçbir gerekçe bir çocuğu, akrabalık
duygularından soyutlayarak yaşamaya zorunlu kılamaz. Bir çocuğa yapılabilecek
en büyük kötülüklerden birdir bu.
Bir
kişi hısım akraba, konu komşu, eş dostla yaşar. Bu yaşam, onu sosyal ve tinsel
açıdan varsıllaştırır. Yaşamına renk, düşlerine türlülük getirir. Her şeyden
önce bir çocuğun yaşamın zorluklarını aşmada sırtını kayıtsız ve koşulsuz yaslayacağı
akrabaları, yani arkası olmalı. İyi günde, kötü günde sevincini, mutluluğunu,
acısını, üzüntüsünü paylaşacak bir insana gereksinmesi var. İşte, tek çocuklu
ailelerde yetişen kişinin yaşam boyu yaşayamayacağı bir durum, bir duygu bu. Ne
yazık ki bazı bilisiz[1], sorumsuz, bencil, asosyal
kişiler de günümüzde çocuklarını akrabalık ilişkilerinden koparıyor en
sevdikleri varlıklarına adeta ihanet edercesine. Doğaldır ki bu yoksunluk,
çocukta yaşamı boyunca içten içe büyüyen kapanmaz tinsel, sosyal biyara olarak
var olacak onun yaşamı boyunca.
Atalarımız:
“Ağaç yaprağıyla gürler” sözünü söyleyerek günümüz insanlarına yol göstermekte.
İnsanlar aileleri, sevenleri ve yakın dostlarıyla yaşadıklarında, onlarla dayanışma
içinde bulunduklarında daha güçlü, üretken, yaratıcı, verimli, mutlu ve yaşama
bağlı olacaklarını vurgular bu söz. Ne yazık ki dünyaya getirdiğimiz çocukların
dallarını, budaklarını kırıp yapraklarını tomurcuk olmadan yok ediyoruz. Böylece
kupkuru bir ağaç kalıyor ortada ne gürleyecek ne de diğer varlıklara gölge
edebilecek.
İnsan,
geleceği düşünen bir varlık… Bu nedenle dünyaya getirdikleri çocuğu dalsız,
budaksız, köksüz ve yapraksız bırakma hakları yok!
Adil
Hacıömeroğlu
14
Mayıs 2024