Ara
sıra gittiğim bir AVM var yolumun üstünde. Kimi zaman yemek yiyip çay içerim
orada. Çalışanların bazılarıyla dostluk da kurdum. Onlarla ayaküstü söyleşirim
kimi zaman. Soluklanmadan çalışan bu kişilerle uzun boylu konuşmak olanaksız.
Çünkü sürekli dolaşmak zorundalar. İşleri hiç bitmiyor. Müşterilerle
konuşmaları, onlarla dostluk kurmaları yasak sanırım. Bunu bildiğim için kısa
ve öz konuşurum onlarla. Benim yüzümden çalışanların yöneticilerince
uyarılmasını, hatta işlerinden olmasını istemem.
AVM’ye
gittiğimde çoğu zaman bilgisayarım da yanımdadır. Yanımda yöremde oturanlarla
selamlaşır, söyleşirim. Gençler çoğunluktadır bu kişiler arasında. Bu
söyleşilerde ilginç bilgiler edinir, farklı yaşamlara tanık olurum. Bilmediğim
şeyleri öğrendiğim de çoktur. Olaylara, durumlara değişik bakış açılarıyla
tanışırım. Her insanın sorunları çözmedeki yöntemleri birbirinden çok değişik.
Otururken çevremdeki kişilerin, aile ya da arkadaş kümelerinin ilişkilerini, davranışlarını
gözlemlerim. Nedense AVM’lerde bir araya gelen kişiler, kendi aralarında çok
sesli ve gürültülü konuşuyorlar. Konuşmalar uzun sürmüyor. Bir masayı çevreleyen
insanların çoğu, ya telefonla konuşuyor, ya da ekranda bir şeyler yapıyor.
Çevresindekilerle konuşsa bile gözleri telefonda… Halkımız bu durumu “Eli işte,
gözü oynaşta” diyerek anlatmakta.
AVM’ye
kışın gelenlerin önemli bir kısmı yaşulu emeklilerden ve gençlerden oluşmakta.
Yaşuluların buralara gelmelerinin nedeni ısınmak... Yoksulluk sınırının altındaki
bir aylıkla geçinmek zorunda kalan emeklilerin çoğunun evinde ısınma olanakları
yok! Bazı evsizlerin de AVM’ler kapanıncaya dek buralarda bir köşeye sinip
beklediklerini görüyorum.
Gelir
durumu iyi olan gençler bolca yiyip içmekte. Bu gençlerin çoğu, çokça yemek
aldıklarından bitiremiyorlar tepsiye doldurduklarını. Bu durumu, çocuklu
ailelerde de görmekteyiz. Ne yazık ki yiyeceklerinden çok fazlasını almaktalar.
Aldıklarının yarısı da çöpe gitmekte. Bunun yanı sıra bazı öğrenci gençler,
ortak alıyorlar yiyeceklerini. Aldıklarını bölüşüyorlar kendi aralarında.
Böylece az ödeyip az yiyorlar. Bu gençlerin yiyeceklerinin çoğunu, patates
kızartması oluşturmakta.
Birkaç
kez ilgimi çekti bazı gençlerin durumu. Bu kişiler, boşalan masaları dolaşıyor
ve tepsilerin içindekileri inceliyorlardı. İlk başta çok ilgilenmedim bu
konuyla. Bazı yaşuluların da aynı biçimde masaların çevresinde dolaştıklarını görmüştüm.
Dün akşama doğru yine aynı AVM’ye gittim. Her zaman oturduğum yer dolu olduğu
için hamburgercilerin olduğu bölümde oturup kitap okumaya başladım. Arada
masalara, önümden gelip geçenlere göz atıyordum. Önümdeki masada beş kişi
yemeklerini bitirip kalktığı an, bir genç yaklaştı oraya. Yakışıklı mı
yakışıklı bir adam… Kabanının yakaları kalkık, önü ilikliydi. Sırt çantası
kabarıktı. Masanın üstündeki tepsilerden birini temizledi önce. Sonra el
değmemiş patates kızarmalarını tepsiye koydu. Yarısı yenmiş patatesleri de yanlarına
ekledi. Yenmemiş bir ekmeği aldı. Dilimlenmiş ve yarısı yenmemiş pideleri aldı
özenle ve çabucak. Kıymalı ve peynirli pideleri bütünleştirdi tepside. Soğan
halkalarını unutmadı. İçinde içecek olduğunu düşündüğüm kocaman bir kâğıt
bardağı da koydu tepsiye ve hızla uzaklaştı oradan. Ters yönde gözden
yitiverdi. Ardından masaları temizleyen kadın görevliler çabucak topladı
kalanları.
Kadın
görevlilerden biri, beni görünce selam verdi. Aldım selamını içtenlikle.
Sonrasında yerimden kalkıp yanına gittim. Gördüklerimi anlattım. Bu tür yiyecek
toplama işinin sıkça olup olmadığını sordum. “Evet, ağabey masalardan artık
yiyecekleri toplayan çok insan var.” dedi. “Daha çok kimler?” diye sorunca “Gençler
ve yaşlılar…” diye yanıtladı beni.
Zaman
geçmişti epeyce. Acıktığımı duyumsayınca yerimden kalkıp arada sırada uğradığım
bir aşevine gittim. İşletmecisini ve bazı çalışanlarını tanırım. Bir salata alıp
masaya oturdum. Bir de baktım ki, karşımda az önce masalardan yiyecek toplayan
genç, Yemek yiyen bir beyefendiydi. Her
lokmanın değerini bilip afiyetle yiyor yemeğini ivedilik göstermeden. Sırtı bana
dönüktü. Yemek yerken gösterdiği özen ilgimi çekti. Ancak yine de onu izledim
bir süre. Derken karnı doydu. Yiyemediklerini yanındaki bir kâğıt torbaya koydu
özenle. Telefonu çaldı sanırım. Açıp konuştu. Sonrasında üstündeki kalın kazağı
çıkarıp katladı çantasına yerleştirdi. Kazağın altında tişörtü vardı
pantolonuyla uyumlu. Saçlarını ve gözlüğünü düzeltip yerinden kalktı. Sırt
çantasını yüklendi, kabanının çantanın yanına sıkıştırdı, yürüdü AVM’nin diğer
yanına doğru özgüvenli emin adımlarla.
Genç
adam kalktıktan az sonra ben de genellikle oturduğum yere doğru gittim hem çay
içip hem de bilgisayarımda yazımı yazayım diye. Oraya gitmemin nedeni, bazı
masaların arkasında prizlerin bulunması. Çayımı alıp uygun bir masaya oturdum.
Yazmaya başladım. Bilgisayardan başımı kaldırdığımda karşımda ne göreyim? Az
önceki karnını doyuran yakışıklı genç, karşımda ve bana bakıyor. Karşısında güzel
bir kızla söyleşmekteler, Birer bardak çay önlerinde... Duygusal bir ortamları
olduğu belli… Rahatsız etmemek için yan döndüm ve uzun süre başımı
bilgisayarımdan kaldırmadım.
İşim
bitti. Toparlanmaya başladım. Bilgisayarımı ve diğer eşyalarımı sırt çantama
koydum. Kalkmak üzereyken gözüm onlara takıldı. Genç adam kızın yanına geçmiş,
sırtı bana dönük olarak. Gencin eli, kızın omuzunda… Mutlu olduklarını görünce içimden
güçlü bir sevinç esintisi geçip gitti. Kalkıp kıza: “Bu gençten adam gibi adam olur.
O, yaşamla en derin savaşını yapıyor. Sakın bırakma bu efendiyi!” demek geçti.
Yerimden
kalktım. Eve dönmek üzere yürürken bir aşevinin önünden geçiyordum. Önünde
duran işletmeciye selam verdim. Mutlandı, tokalaştık. Oturmamı istedi, hemen
iki çay söyledi. Söyleşimiz döndü dolaştı aratan yemekler konusuna geldi. Bunun
çok yaygın olduğunu, kendilerinin sürekli bedava yemek verdikleri birkaç evsiz
olduğunu söyledi. Bu evsizlerin emekli olduğunu da ekledi sözlerine.
Gördüklerim
karşısında içim yanarken onun anlattıklarıyla üzüntüm bine katlandı. Beş
yıldızlı otellerin pahalı iftar sofralarında gösteriş yapıp halka afra tafra
satan siyasetçilerin bu durumdan haberleri vardır kesinlikle. Uyguladıkları
ekonomik sistemin varsılı daha varsıl, yoksulu daha da yoksul yaptığını niye
anlamazlar bir türlü? Yurdun emektar insanlarının, geleceğe umutla bakması
gereken gençlerinin AVM’lerden artık yemeklerle karınlarını doyurduklarını görseler
ne yaparlar acaba? Birazcık duygudaşlık yapıp onlarının yerine kendilerini
koymaları nasıl olur?
Ülkemiz,
büyük bir ekonomik darboğazın içinde. Kurtuluş oldukça zor bu kafayla… Serbest
piysacılıktan niye vazgeçemiyor devletimizi yönetenler? Başarısız olan ve
ülkemizin geleceğini tehlikeye düşüren bir sistemde ısrar etmek neden? Bir
ülkenin emeklileri, gençleri artık yemekle doymaya layık mı?
Adil
Hacıömeroğlu
13
Mart 2026