Türkiye,
Pakistan ve Suudi Arabistan 7 Ağustos 2026 Cuma günü Mekke Anlaşmasını imzaladı.
Anlaşmanın Mekke’de yapılması, hem de cuma gününe denk getirilmesi dünyanın
dört bir yanındaki Müslümanlara dinsel bir iletiyi de içinde barındırmakta. Bu
üç ülkenin ABD ve diğer batılı emperyalistlerle ilişkileri öne çıkmakta. Yine
anlaşmaya imza koyan ülkelerin İsrail’le gizli ya da açık ilişkileri de kesintisiz
sürmekte.
Öncelikle
şunu söylemeliyim ki Mekke Anlaşması, Batı Asya’daki ABD-İsrail
saldırganlığına, yıkıcılığına karşı değil. Anlaşmayı imzalayan devletler arasında
İran, Filistin, Yemen ve Lübnan’ın bulunmaması bir önceki tümcede belirttiğimiz
düşüncemizin kanıtı. Çünkü İslam coğrafyasında ABD-İsrail’le yıllardır kana
kan, cana can, dişe diş savaşan bu dört ülke. Ayrıca anlaşmaya imza koyan üç
ülkenin Sünni duyarlıklarının olması mezhepçi bir cepheleşmeyi de ister istemez
uslara getirmekte.
Bir
anlaşmanın emperyalizme karşı olmadığını kanıtlayan en önemli belirti, dünyayı
kana bulayanlara karşı savaşan ülkelerin bu birlikte yer almamaları. Üstelik Batı
Asya’da, ABD-İsrail saldırganlığıyla savaşan ülkelerin dışlandığını da
görmekteyiz bu anlaşmada.
Mekke
Anlaşması’nın temeli “Taraflardan birine yönelik yapılacak silahlı bir saldırı,
tüm üye ülkelere yapılmış sayılmaktadır” maddesinde kendini göstermekte. Burada
söz konusu olan ülke, Suudi Arabistan... Çünkü bu ülke zaman zaman komşusu
Yemen’le çatışmakta. Bu çatışmalarda Riyad yönetimi zor durumda kalıyor çoğu
zaman. Ayrıca İran, Suudi Arabistan’da bulunan ABD üslerine saldırıyor. Suudi
Arabistan, dünyada silahlanmaya en çok para harcayan ülkelerden biri olmasına
karşı ne Yemen’e, ne de İran füzelerine karşı bir savunma ortaya koyamadı. Bu ülkeyi,
ABD de savunamadı bir türlü. Çünkü dünyanın Süper Gücü, kendini savunmaktan
aciz. Riyad yönetimine sattığı silahların bir işe yaramaması ise ayrı bir konu.
Vaşhington, Riyad’ı deyim yerindeyse haraca bağladı silah satışlarıyla.
Son
günlerde Yemen-Suudi Arabistan çatışmaları yeniden başladı. Yemen, Hürmüz
Boğazı’nı kapattı emperyalistlere ve onların işbirlikçilerine. Bu durum petrol
ederlerini yükseltti. Bu işten en çok zarar gören ülke de Suudi Arabistan.
Aslında Yemen’e karşı saldırgan olan Suudlar. Yemen, kendi ülkesini savunmakta.
İsrail,
Filistin’de büyük bir soykırıma giriştiğinde ona ilk tepkiyi gösteren ülkedir
Yemen. En baştan beri safını belirleyip füzelerini İsrail’e ateşlemiştir bu
ülke. Neredeyse Arap ülkelerinin çoğu İsrail’in yanında dizilirken o, büyük bir
kararlılık ve yüreklilikle Filistin’in yanında yerini aldı. Bu nedenle Yemen’i
askeri olarak yok etmek, en çok İsrail’e yarar ve Filistin bu işten zarar
görür. Yemen’in ABD-İsrail’e karşı direnişi örnek alınmalı.
Yemen,
Suud Yönetimi’nin yıkıcılığına sert tepki gösterince Riyad, Mekke Anlaşması’nı
öne sürdü. Ne yazık ki Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, olumsuz bir tavır takındı.
Onun açıklamaları ABD-İsrail’e güç veren konuşmalardı. Yemen’e karşı yapılan
açıklamalar, İsrail’e güç verirken Filistin direnişini zayıflatır. Fidan’ın bu
tavrı sorumsuzdur. Hiç kimse Türkiye’yi Yemen’e karşı savaştıramaz. Böyle bir
şeyi bir yetkilinin usundan geçirmesi bile tehlikeli ve ülkemiz aleyhinedir.
Mekke
Anlaşması’nın ABD-İsrail saldırganlığını durdurmasına yönelik olması için
bölgede emperyalizmle savaşan İran, Filistin, Yemen ve Lübnan’ın bu bağdaşmanın
içinde olması gerek. Ayrıca Çin, Rusya, Mısır ve diğer bölge ülkeleri de anlaşmada
yer almalı. Böylece emperyalist saldırganlığa karşı bir Avrasya birliği oluşturulur.
Bu yolla Türkiye de kendini emperyalizmin bölücü, yıkıcı eylemlerine karşı
savunur duruma gelir. Bu nedenle böyle bir anlaşmaya Ankara öncülük etmeli.
Türkiye,
emperyalizme karşı ilk Kurtuluş Savaşı’nı vererek dünyanın tüm mazlumlarına
öncü olup yol gösterdi. Biz bu savaşı yalnız kendimiz için değil, tüm ezilen uluslar
için yaptık. Böylece dünyada devletlerin bağımsızlık, ulusların kurtuluş
mücadelesi başladı. Bu nedenle ülkemize, emperyalistlerin çıkarlarına uygun anlaşmalar
değil, onlara karşı bağdaşmaları oluşturmak yakışır.
Adil
Hacıömeroğlu
2
Ekim 2026