Yapay
zekânın insanlara birçok alanda kolaylık sağladığı bir gerçek. Ancak yapay zekânın
kimin istenci ve yönlendirmesi altında olduğu çok önemli. Yapay zekâ kamu
çıkarları için mi, yoksa bir egemen gücün etkisini artırmak için mi
kullanılmakta? Konuyu şu yalın örnekle açıklayayım. Bıçak da bir buluş...
Bıçakla ekmek keserseniz yararlı bir araç, ancak insan keserseniz zararlı olur.
Ne
yazık ki ülkemizde ve dünyanın birçok yerinde sık sık başvurulan yapay zekâ,
ABD’nin kontrolünde. Böyle olunca da emperyalizmin kendi düşüncesini, isteklerini
dünyanın dört bir yanındaki insanlara kabul ettirme amacı taşıyıp aracı olmakta.
ABD
emperyalizmi, yapay zekâyı kullanarak kendi egemenliğini sürekli kılmak için onu
araçsallaştırıyor. Bu amaca ulaşmak için kendi isteklerinin ışığında bir bilgilendirme
söz konusu. Birçok bilgilendirmenin Vashington’un istediği biçimde verildiği
görülmekte. Bu yolla gerçek bilginin yerini uydurma, yalan bilgilerin aldığı
kaygı yaratıyor.
ABD
merkezli yapay zekâ uygulamasının gerçek, doğru bilgiyi insanların belleğinden
silmek ve öğrenmek isteyenlerin bu amacını engellemek için bir çalışması var. Özellikle
yoğun bilgilerin yer aldığı ansiklopedilerin daha yapay zekâ günlük yaşamda
etkin olmadan önce bir yana atılması savunuldu. Arama motorlarından her bilgiye
kolayca ulaşıldığı düşüncesi geniş kitlelere kabul ettirildi. Buna koşut olarak
yıllardır insanların ellerinin altındaki bu bilgi pınarlarının kurutulması
istendi. Böylece ansiklopediler toplanarak yok edildi. Ne yazık ki kütüphaneler
bile raflarında ansiklopedilere yer vermez oldu. Ciltler dolusu bu kitapları çöpten
kâğıt toplayanlar bile almıyor. Yüzyılların bilgi depoları yok olmayla karşı
karşıya bırakıldı.
Ansiklopedilerden
sonra ikinci yok edilmesi gereken hedef olarak kitaplar seçildi. Öncelikle
ekrandan kitaplara kolayca ulaşılıp okunabileceği savunuldu. Kitapların gerçek
biçimleriyle oraya yüklenip yüklenmediğine, çevirilerinin doğruluğuna
bakılmadı. Zaten bunları kontrol etmek de oldukça güç. Çünkü kitleleri tek
merkezden yönetip tek boyutlu toplum oluşturmak isteyen emperyalist merkezler, kitaplara
karşı bir savaş başlattı. Kitapların evlerde çok yer kapladığından söz edildi. Ayrıca
onların toz tutarak konutların kirlendiği söylendi. Artık bunların satın
alınmasına, evleri işgal etmelerine gerek yoktu bu merkezlerce. Böylece
insanlar, kitaplardan adım adım uzaklaşıp yapay zekânın doğrular içine serpiştirdiği
yanlışların, yalanların tutsağı olmaya başladı. Bu yolla insanlar, yanlış
amaçlar edinip gerçekçi olmayan hedeflere yöneliyor. Ne yazık ki yapay zekâ
tutkusu, kitapların evlerden kapı dışarı edilip çöp kutularına atılmasına neden
oluyor.
Özellikle
bilim, tarih, dil, coğrafya, her türlü kültür kitaplarının yok edilmesi küresel
merkezlerin anacı. Bu da toplumları tarihinde, dilinden, yaşadığı coğrafyadan
koparıyor. Kitapların yok edilmesiyle insanların kültürsüzleştirilmesi ve bilinçsiz,
kendi usuyla özgürce düşünemeyen canlılar olması hedeflenmekte.
Bazı
istihbarat ve özel şirketeler çöpe atılan kitap ve ansiklopedileri bilinçli bir
biçimde topluyor. Bunları toplu olarak imha ediyorlar insanlar bir daha
yararlanmasın diye. İnsanlığın binlerce yıldır oluşturduğu değerlik[1] olan kitap ve ansiklopediler
bilgiye düşman emperyalist güçlerce yok edilmekte göz göre göre. Yani kitapları
yakarak yok etmek isteyen Hitler’in bile başaramadı bir şeyi yaşama geçiriyor
küresel merkez. İnsanlık, bilgi kaynaklarının elinden alınıp yok edilmesine ses
çıkarmalı. Böylece hem kendini hem de geçmişten geleceğe uzanan bilgi
değerliklerini korumalı. Ansiklopedilerine, kitaplarına dört elle sahip
çıkmalı. Bu yolla küresel merkezlerin dayattığı tek boyutlu insan tipinin oluşmasını
engellemeli. Kitap ve ansiklopedilerin sayfalarından kendi özgür, özgün
düşüncesini oluşturmalı. İnsan doğası, tek boyutlu düşünmeyi, yaşamayı
reddeder.
Adil
Hacıömeroğlu
23
Ekim 2026