10 Ekim 2009 Cumartesi

ERMENİSTAN AÇILIMI

Ermenistan’la “barışa gidecek(!)” protokol bugün İsviçre’nin Zürih kentinde imzalandı. İmzalanan bu protokol, amaçlanan tarihsel uzlaşmayı getirecek mi? Başka bir deyişle Ermenilerle Türkler arasındaki yüz yıllık sorunları ortadan kaldıracak mı?

Ermenistan’la Türkiye arasındaki futbol maçı protokole giden ilk adım oldu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, önkoşulsuz olarak Erivan’a maça gitti. Bursa’da oynanacak rövanş maçına Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan davet edildi. Ancak Ermeni tarafı bin bir bahane öne sürdüler. Sarkisyan’ın maça gelip gelmeyeceği son günlere kadar açıklık kazanmadı. Protokol hazırlandı. Yine de bir açıklık yoktu. Nihayet protokolün imzalanacağı tarih kesinleştikten sonra Sarkisyan’ın maça geleceği kesinleşiyor. Ama ben yine de son dakikada bir sorunun çıkma olasılığının az olmadığını düşünüyorum.

Maçın oynanacağı Bursa’da olağanüstü önlemler alınıyor. Maçta Türk bayrağının dışında hiçbir bayrak, flama ve pankart alınmayacak. Maçlarda zaman zaman istenmeyen sloganlar atılıyor, pankartlar asılıyor, en yüz kızartıcı küfürler koro halinde bağırılıyor. Kimi zaman bilinçsizce ırkçı tavırlar ortaya çıkıyor. Bütün bunlar yanlıştır ve çok da ayıptır. Ancak Azeri bayraklarının maça getirilmemesinin yasaklanması da son derece yanlıştır. Bu Azeri kardeşlerimizi kırdığı kadar bizi de kırar.

Bugün atılan imzalardan önce üç saatlik bir gecikme yaşandı. Gecikmenin nedeni, Ermeni tarafının itirazıydı. İtiraz neyeydi? Türk tarafının yapacağı açıklama metninin içeriğiydi. ABD Dışişleri Bakanı Clinton’ın çabalarıyla kriz aşıldı ve imzalar atıldı. İmzalardan sonra iki taraf da açıklama yapmadı. Peki, krizin aşılmasında kimin dediği olmuş oldu? Bence Ermenistan’ın. Çünkü itiraz nedeni olan Türk tarafının konuşması yapılmamıştır. Yani futbol deyimiyle “dakika bir, gol bir” oldu.

Türkiye’nin yıllardan beri dile getirdiği Dağlık Karabağ’daki işgalin kaldırılması koşulundan vazgeçildi. Son günlerde gerek hükümet kanadının gerekse Çankaya’nın “Azeri kardeşlerimizi kıracak bir çözüme yanaşmayacağız.” sözü ise havada kalmış oldu. Azeri kardeşlerimiz nasıl kırılır? Karabağ konusunda verilen sözlerin tutulmamasıyla kırılır. Ermenistan’ın, Karabağ’ı işgal ederek yaptığı zorbalığa pirim vermek, zorbalığı cesaretlendirir. Gerçek bir barış, zorbalığı görmezden gelmekle değil, zorbalığı AAmahkûm etmekle kurulur.

1958’de Cezayir’in BM’de bağımsızlığının oylanmasında Menderes hükümetinin çekimser kalması, yıllarca onaramayacağımız sorunlara yol açtı. Çünkü o günkü yönetim, ulusun çıkarları doğrultusunda değil; NATO’nun çıkarları doğrultusunda tavır takınmıştı. Şimdi de Azerbaycan’la benzer bir sorunun yaşanması üzücüdür.

Protokol imzalanmadan krizin çıkması, bu yakınlaşmanın beklenen olumlu sonucu vermeyeceğini göstermektedir. İki tarafın da ABD’nin zorlamasıyla anlaşma masasına oturdukları anlaşılıyor. Bu nedenle her iki kamuoyunun da içine sinmiş değildir protokol maddeleri.

Başta Ermenistan’la olmak üzere tüm dış sorunlarımızın halledilmesi beni çok mutlu eder. Ulusumuzun, barış dolu bir coğrafyada yaşaması tabi ki memnuniyet vericidir. Ancak barış yapacağız diye ulusal çıkarlarımızdan vazgeçmek, ödün verici bir siyaset izlemek doğru değildir. Türkiye’yi yönetenler, yönettikleri ülkenin gücünü iyi bilmelidirler. Büyük bir devleti yönetmenin bilinç ve sorumluluğunu taşımaları gerekir. Aksi bir durum, Türk Ulusu tarafından kabul edilemez.

Türkiye, iç ve dış sorunlarını çözmek istiyorsa haklılığından doğan üstünlüğünü kullanmalıdır. Küresel güçlerin dayatacağı hiçbir çözüm, sorunları ortadan kaldırmaz; aksine yeni sorunları ortaya çıkarır. Çünkü emperyalistler, sorunları çözer gibi yaparlar, ancak hiçbir zaman çözmezler. Sorunları çoğaltarak, sorunlu tarafları sürekli olarak kendilerine mahkûm ederler.

Yıllar önce yaşanmış bir takım olayların hesabını sormak, ancak ilkel kabilelerde rastlanacak intikam duygusuyla açıklanabilir. Barış isteyen kişiler ve toplumlar dünü değil, yarını düşünerek barışı inşa ederler. Eğer Ermeniler, Türkiye ile sorunlarını gerçekten halletmek istiyorlarsa saplantılarından kurtularak davranmalıdırlar. “Kavm-i sadıka” olan bir ulusun, hangi emperyalist dolduruşla bir maceraya atıldığının nedenleri üzerinde durmalıdırlar. Geçmişle ilgili halledecekleri soru da sorun da budur.

Adil Hacıömeroğlu
10 Ekim 2009

3 yorum:

  1. Yazıda da belirtildiği gibi Karabağ sorunu çözülmeden veya bunu dile getirmeden imza atmak ciddi bir risktir. Çünkü bu kadar önemli bir noktayı teğet geçmek veya bu konuda taviz vermek herzaman taviz verileceği anlamına gelmektedir. Bakalım bu imzanın arkasından ne tavizler verilecek merakla bekliyoruz.

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil