21 Nisan 2012 Cumartesi

İNTİKAM ATEŞİ

Defalarca yumruklarımızı sıkardık, dudaklarımızı ısırırdık. Hep 'ya sabır' derdik. Allah mazlumun yanındadır, alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Biliyorduk ki Türkiye genelinde gerek şahsım gerek arkadaşlarım gibi, niceleri dişlerini, yumruklarını sıktı, bağırlarına taş bastı ama büyük dirayet ve metanetle sabrettiler...   İşte bugün sabrın selamete erdiği gündür. Bugün, mazlumun ahının aheste aheste çıktığı gündür, adaletin tecelli ettiği gündür." Bu sözleri son grup toplantısında RTE gırtlağını patlatırcasına haykırıyor. 28 Şubatçıların tutuklanması karşısındaki sevincini herkese duyuruyor. İntikam ateşinin yıllarca alevlendirdiği yüreğini dışa vurmakta konuşmasıyla.

     RTE sevinir de yandaş yazarlar susar mı? Onlar daha da çok sevinir; çünkü "kraldan çok kralcılık" ruhlarına işlemiş. Toplumun bir kesiminde linç kültürü egemen. Madımak'ta, Çorum'da, Kahramanmaraş'ta bunu görmedik mi? Yüzyıllardır aydınlara, bilim adamlarına reva görülen neydi?
         "Ben rövanşın alınmasını istiyorum. Bu milletin ahının darbecilerde kalmamasını, intikamının alınmasını bekliyorum. İtiraf ediyorum...  ‘Dar tutulsun’, "cadı avına dönüşmesin" itirazlarına da bozuluyorum... Ben intikam istiyorum. Hem de en şiddetlisini... İntikam çok güçlü bir duygu. İnsanı diri ve tetikte tutuyor." Bu sözler de RTE'nin gözüne girmek, onun yakınında bulunmak için bin takla atan bir yandaş yazara ait. 2011 seçimleri öncesi kendisini AKP listesinde seçilebilecek bir yerde garanti gören, bu nedenle de gazetesinde veda yazısı yazan ve listeler açıklandığında hayal kırıklığına uğrayan "intikamcı" bir yazar(!). Karşıtının yok edilmesinden, linç edilmesinden keyiflenecek biri. Ne Müslümanlığın hoşgörüsünden nasibini almış ne de çağdaş hukuk kurallarını içine sindirebilmiş bir kişi. Aklınca hükümeti de yargıyı da halkı da kışkırtıyor. Böylece tam gaz giden AKP otobüsünün şoför mahallinden yer kapacak güya.
      Gaziantep'te, 17 Nisan günü seksen yaşındaki kanser hastası dedesinin hastanede ölmesi üzerine bir genç, dedesinin intikamını almak için gencecik doktoru katlediyor. Soğukkanlı katil, "Dedemin intikamını aldım." diyor. Üstelik dedesinin hastanede yattığı sürece ziyaretine de gitmemiş. Bu bilgiyi, bir televizyonun canlı yayınına katılan servis hemşiresi veriyor. Bu, çok önemli uzun süredir hastanede yatmakta olan dedesinin ziyaretine beş dakika olsun ayırmamış, onu merak etmemiş, hastanın halini hatırını sormamış bir torun, neden intikam alma gereği duyar? Üstelik intikamı alınacak bir şey de yok ortada. Dedesinin ziyaretine gitmemesinin bir eksikliği var içinde, bu durum yakınlarına karşı da mahcubiyet tabi ki. Aile üyelerinin gözünde vefasızlık olarak kabul edilebilecek bir davranış içinde bu genç. Bu da onu ezmekte çevresinde. Bu ezikliği kişisel sorun durumuna getiriyor. Doktoru öldürmekle aile içinde, çevrede itibar kazanıp adam olacağını düşünüyor bu zavallı.
      "İntikam sözcüğünün anlamı TDK sözlüğünde şöyle açıklanmış: "Kötü bir davranış ya da sözü cezalandırmak için kötülükle karşılık verme isteği ve işi." Yani "intikamda” hukuk yok! Çağdaş düşünce biçimi yok! Vicdan mı? O da ne?
      İntikam insanoğlunun ilkel bir duygusu. Çağdaş hukuktan haberi olmayan Ortaçağ kafalarının işi. Var olan mağduriyetlere daha büyük mağduriyetler eklenir intikamla ve bunun sonu da gelmez. Hakkaniyet yoktur burada. Yargılama söz konusu değildir. Nice günahsız insan, intikam ateşiyle yanmıştır.
      Siyasetçi karşıtından, irticacı laik düzenden, aşiretler birbirlerinden, PKK Türkiye'den, hasta doktordan, öğrenci öğretmeninden, cahil aydından intikam almakta. Kişilik ve özgüven eksiklikleri, ezilmişlikler, suçluluk kompleksleri, yaranma duyguları intikam ateşiyle örtülmek istenmekte. Birilerini linç ederek ya da ettirerek haz almak, ancak bozuk kişiliklerin ve diktatör ruhluların işi. Hz. Muhammed, fetihten sonra Mekkeli müşrikleri katletti mi? Yoksa onları affederek büyük adam olmanın örneğini mi verdi? Atatürk, savaş alanında esir alınan düşmanın başkomutanı Trikopis'e saygı göstermeseydi Balkan Paktı yaşama geçer miydi?

Adil Hacıömeroğlu
19 Nisan 2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder