8 Şubat 2009 Pazar

YOLSUZLUĞUN İNANILMAZ BOYUTU

Yerel seçimler yaklaşırken kamuoyu inanılmaz yolsuzluk söylentileriyle çalkalanıyor. Yolsuzluk; toplumun değerlerini, umudunu, moralini ve geleceğini zehirli bir örümcek ağı gibi sarmış durumda. Her şeyimiz (maddi-manevi) fütursuzca yağmalanıyor. Ne Moğal istilasında ne de Haçlı seferlerinde bu topraklar böyle yağma gördü. Böylesine büyük yağma karşısında toplumun suskunluğu ise, yolsuzluğa karşı duyarlı yurttaşları şaşkına çeviriyor.

Son otuz yılda tüm ekonomik sistem neredeyse dışarıdan alınan borçlara dayandırıldı. Üretim küçümsendi, yok sayıldı. Üreten desteklenmedi,kösteklendi. Üretmeden tüketen toplumlarda yolsuzluk artar; yasalar önemini ve ağırlığını yitirir. Yolsuzluklara karşı yargının bir şey yapamaması da ilginçtir. Çünkü yasalar, çıkarılan ekonomik aflarla yolsuzluğa adeta prim vermektedir.

Yolsuzluğun en çok yapıldığı yerler de ne yazık ki belediyeler. Peki, belediyelerde yolsuzluklar nasıl yapılır? İmar planlarında değişiklikler yapılarak fırsatçılara yeni kazanç kapıları yaratılır. Yaratılan bu rant; rantiyeci, bu değişikliğe imza atan başkan ve meclis üyelerinin bir bölümü (Bazı meclis üyeleri iş bilmezliğinden, bazıları sürüden ayrılmamak adına, grup kararına uymak için...oy verir.) tarafından paylaşılır. Bu yasadışılığa "Hayır" diyen meclis üyeleri inanılmaz baskı ve karalamalarla suçlanır. Kentin kalkınmasını istemediği, sermaye düşmanlığı ve uyumsuzluk başta gelen suçlamalardır. Ayrıca burada yazamayacağım mafyavari tavırlar işin vazgeçilmez yanı. Bu "uyumsuz" meclis üyesi ne olur? Olasıdır ki bir seçim sonra aday yapılmaz ve seçilemez. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, 2004-2009 döneminde beş bin imar değişikliği yaptı. Bu değişikliklerle yaratılan haksız kazanç yaklaşık iki yüz elli milyar Türk lirası. Ülkemizin tümü düşünüldüğünde korkunç rakamlarla karşılaşabiliriz. Yasalara uygun davranan kentini,dolayısıyla ülkesini koruyan belediyeler yok mu? Var, ama çok az.

Yolsuzluğun en çok yapıldığı ikinci alan ise belediyelerin ihaleleridir. Yani kaldırımların / yolların yapılması; park ve bahçelerin düzenlenmesi, bakımı; inşaatların yapımı; temizlik hizmetleri...gibi. Bire yapılacak işler, yirmiye yaptırılır. Aradaki fark malum yerlere!.. Neden iki de bir kaldırımların sökülüp yapıldığını anladınız mı?

Belediyelerde diğer bir kazanç kapısı da mal alım satımıdır. Belediyelerin gayri menkulleri yok pahasına satılır. Satmakta gerekçe hep aynıdır: Borcumuz var, ödememiz gerekir. Alımlarda ise hep eş dost kollanır. Onlara inanılmaz kazançlar sağlanır. Devlet ihale kanunu zaten kuşa çevrilmiştir. Alımlarda açık eksiltme, satımlarda açık artırma pratikte pek uygulanmaz. Her şey bir "düzen" içinde halledilir.

Yukarıda anlattıklararımıza ekleyeceğimiz birçok alan daha var,yazımızı uzatmamak adına en çarpıcı olanları yazdık. Hesapsız harcamalar, belediyeleri ödenemeyecek borçların altına sokuyor. İBB, 2004'te nerdeyse borçsuzdu. Bugün ise borcu beş milyar Türk lirasını aşmıştır. Bu borca İstanbul'daki ilçe ve belde belediyeleri dahil değildir. Ülkemizin tümü düşünüldüğünde borçlanmanın, geleceğimizi nasıl ipotek altına aldığını görürüz. Belediyelerde bunlar olurken merkezi yönetimlerde olanları siz tahmin edin.

Eğer belediyelerdeki yolsuzluklar önlenirse, kaynaklar doğru yerlerde kullanılırsa, savurganlık son bulursa kentlerimiz cennete döner. Türkiye'nin dış borçlarının beş yüz milyar dolar olduğu düşünülürse savurganlığın boyutu anlaşılır.

Bu yağma düzeni yalnızca akonomik değerlerimizi mi yağmalıyor? Hayır! Asıl yağmalanan: insanlığımız, kültürümüz, tarihimiz, doğamız, zevklerimiz, umudumuz, geleceğimiz, dayanışma ve yardımlaşma duygumuz, onurumuz, ulusal bilincimiz... Bu değerlerimizi nasıl onaracağız? Toplumsal çözülmemize nasıl "Dur!" diyeceğiz?

"Ecdat" diye diye yok ettiğimiz ecdat yadigarlarını nasıl geri getireceğiz? Sadakayla gururunu kırdığımız insanımızın, moral değerlerini yeniden kazandırmak kolay olmasa gerek. Yok ettiğimiz doğal varlıklar ne olacak? Birkaç tane görgüsüz varsıl yaratma adına harcadığımız insalık değerlerimizi nerede bulacağız?

Önümüzdeki yerel seçimlerde tüm partilerin bu durumu görüp ona göre davranmaları gerekir. Günü değil, Türkiye'yi kurtarmanın planını yapmalı herkes. Adaylar, kendini değil; ülkeyi düşünmeli. En büyük görev CHP'ye düşmektedir. Çünkü devleti ve demokrasiyi kuran partidir. Bu nedenle sorumluluğu büyüktür. Eserlerine sahip çıkmalıdır.

Unutulmamalıdır ki; açlığın kol gezdiği, yasadışılığın yasa haline geldiği toplumlarda demokrasi olmaz. Böyle bir durumda Cumhuriyet değerleri de korunamaz. Tarihten ders çıkarmalıyız. Çöken, yok olan, parçalanan devletlere baktığımızda rüşvet ve yolsuzlukların ayyuka çıktığını görürüz. Yedi düveli yendik. Herkesi şaşırtan Cumhuriyet devrimini başardık. Biz bu beladan da kurtulacağız. Sıkıntılarını aşan Türkiye'yi gönençli, mutlu bir gelecek beklemektedir.
Adil Hacıömeroğlu
08.02.2009

6 yorum:

  1. Yazınızı ilgiyle okudum , güzel tesbitler yapmışsınız . Haklısınız , kendi gözümüzle görüyoruz , bir hat döşenmesi için kanal açılıyor , aralarında anlaşma olsa diğer hatlar da aynı anda döşenebilecekken ,diğer şirket : sen işini bitir kapat , ben tekrar açarım düşüncesi sonucunda hem ayrı ayrı masraf çıkıyor , hem vatandaş zorluk yaşıyor.
    yolsuzluk ve boçlanma hakkındaki görüşleriniz çok doğru ,teşekkür ederim .

    YanıtlaSil
  2. SIZINLE AYNI FIKIRDEYIM, YORUMLARINIZDAN DOLAYI SIZI KUTLUYORUM ..

    YanıtlaSil
  3. Bu değerlendrimeleri ya da buna benzerleri okudukça aklıma hep Ziya Paşa'nın terkib-i bendinden bir dize gelir.
    "Milyonla çalan mesned-i izzete serefraz
    Birkaç kuruşu mürtekibin cay-i kürektir"
    maalesef toplumumuz şark kurnazlığını bir felsefe ilan etmiş ve bu bilinçle çalanı kahraman kendisini de bir gün çalabilecek bir insan olarak hayal etmiş, burda "meslek terbiyesi ve tüyü bitmemiş yetimin hakkı gibi cümleleri bilen ve uygulyan insanları tenzih ediyorum" dün Yeni Çağ gazetesinde Hasan Demir'in yazısı milli olmayan ve içi boş bir eğitimden bahsetmektedir. hangi yıla tekabül eder bilemem ama bir dönemden sonra memlekette sırf maaş almak ve hayatını idame ettirmek için memur polis ya da öğretmenlik mesleğini seçmiş insanların kamuya akın etmesiyle toplumun olmazsa olmazı kamu talan rejiminin arenası haline glmiş, herşeyden önce insanlara kaybettikleri onuru ve gururu vermeliyiz bu partilerle olur mu bilmem ama fikir adamlarını örgütlüce korumalı ve insanlara ulaştırmalıyız.
    Paylaşımınız için çok teşekür Ederim Adil Abi
    Saygılarımla Deniz OTLU

    YanıtlaSil
  4. Oldu olacak Türkiye'yi tamamen satışa çıkarsınlar toptan satıyoruz desinler ama 72 milyona da pay versinler;herkesin bir evi bir arabası bankada da parası olsun.Haydi referanduma götürsünler kısa yoldan tam satış.Yine evet çıkar boşuna uğraşıyor iktidar akıllı olalım!

    YanıtlaSil
  5. Adil Bey yaznız çok güzel...ıSeçim sonrası koltuk blundumu?herşep tüm vaadler biter...gününü kurtarma sevdasında ki yöneticiler oluverirler...Vatandaşı için,Vatanı için kimse uzun vadeli bir şey koymaz ortaya...Bu sorun muhakkak ki eğitimle, ekip çalışmasıyla yapıllandırılabilir....Ben merkeziyetciliğinden çıkılır BİZ merkez e dönüşebilir...Zor olsada dile getirelim değil mi?...

    YanıtlaSil
  6. DÜZEN İKTİDARA YARIYOR ELBET AMMA MUHALAFETTE BU DÜZEN DEĞİŞMELİDİR VE YERİNE ŞU DÜZEN GELMELİDİR DİYE BİR ŞEY DUYDUNUZMU .BİZ KIRK KİŞİYİZ BİRBİRİMİZİ İYİ BİLİRİZ SÖMÜRÜ DÜZENİNİN İKTİDARI,MUHALEFETİ HATTA PARANIN,ÇIKARIN DİNİ İMANI ASLA YOK.ÇOK BEKLERİZ DAHA YÖRÜK

    YanıtlaSil