12 Mart 2011 Cumartesi

DÜZELTMEK Mİ, YIKMAK MI?


Ülkemizde yaşayan insanların büyük çoğunluğu, yaşamları boyunca devlet kurumlarında bir haksızlığa uğramıştır. Bu haksızlıklar, dost sohbetlerinde ve iş ortamlarında zaman zaman dile getirilir.

Çok büyük suçlar işleyip mahkemelerde beraat eden kişileri, gazete ve televizyonlarda gördüğümüzde şaşkınlığımızı gizleyemeyiz. Kimi zaman da suçsuz denilebilecek insanların da büyük cezalara çarptırıldığına çoğumuz tanıklık etmişizdir. Devletin trilyonlarını çalanların, birçok kişiyi öldüren bölücü ya da irticacı örgüt üyeleriyle mafya tetikçilerinin sokaklarda dolaştığını hep hayretler içinde görmedik mi? Bu arada baklava çalan çocukların yaşamlarının nasıl zindan edildiğini içimiz yanarak izlemedik mi? Yasaların, büyük sinekler tarafından delinip geçilen, küçük sineklerinse takılıp kaldığı örümcek ağı olduğu gerçeği defalarca kanıtlanmadı mı?

Birçok kişiyle konuştuğumuzda poliste ya da jandarmada nasıl dövüldüğünü anlatır. Toplumda biraz aykırılıkları görülenleri tehdit için, “Karakola söyleyip iyicene ıslattırmalı keratayı.” sözü bu toplumun belleklerinde yıllarca yer etmedi mi?

Askerlikte bile yapılan torpillerin hayal kırıklıklarını yaşamadık mı? Varsıl çocuklarının “arazi bölüklerinde” askerlik bitirdiğini biraz üzgün biraz da masum izledik.

Birçok yurttaşımız eğitim yaşamı boyunca okullarında birtakım sorunlarla karşılaşmadı mı? Sayıları az da olsa sınava girdiği dersten hak ettiği notu alamayanlarımız yok mu? Bir yılı yan gelip yatarak geçiren ve derslerde en kolay soruları bile yanıtlayamayan eşraf ve ensesi kalınların şımarık çocuklarının mezuniyetleri karşısında içimizdeki isyan duygularını dizginleyebildik mi?

Okullarımızın en çalışkan, sevilen, idealist öğretmenlerinin sürgünlerle oradan oraya gönderildiklerinde hep birlikte üzüldük. Böylece de okula yeni başlayan çocuklar, yaşamlarının ilk ve en önemli adımlarını attıkları bir anda en büyük hayal kırıklıklarıyla karşılaşmadılar mı?

Hastanelerimize sağlam girip sakat çıkanların sayısı az mıdır sanıyorsunuz? Yanlış teşhis ve tedavilerle umut çiçeklerinin nasıl solduğuna birçok kez tanık olduk. Varsılların beş yıldızlı otel konforunda tedavi gördüğü, yoksullarınsa hastane kuyruklarında ömür tükettiği bir ülkede yaşamak çoğu zaman yüreğimizi burkmuştur.

Vergi dairelerinde, su ve elektrik idarelerinde, belediyelerde her şey yolunda mı gidiyor? Büyük cezaların bir kalem darbesiyle (şimdilerde bilgisayar tuşlarıyla) sıfırlanıp kuşa döndürüldüğünü şaşkınlıkla karşıladık hep. Çocuk parklarına dikilen gökdelenlerin gölgelerinden nefret etmedik mi?

Öğretmen, doktor, savcı, yargıç, vali, kaymakam, polis, hemşire, mühendis, büro memuru… gibi birçok kamu görevlisinin haksızca yer değiştirmeleri, görevden alınmaları bu kişilerin belleklerinden silindi mi sanıyorsunuz?

Birtakım beceriksiz, yeteneksiz kişilerin hiç hak etmediği halde bürokratik kademelerde yükselişleri içimizdeki adalet duygusunu harap etti. Mahallemizden, ilçemizden, ilimizden işinde başarısız birçok kişinin politika limanına sığınmasının bizi memnun ettiğini söyleyebilir miyiz?

Devlet kurumlarımız, çok partili yaşama geçtikten sonra hızlı bir aşınma süreci yaşadı. Bunun nedeni de popülist siyasetçinin oy alabilmek için, torpil denilen mekanizmayı hep canlı tutması ve devlet eliyle yandaşlara ulufe dağıtmasıdır.

Devlet, bir ulusun içine sığındığı büyük bir yapıdır. Bu yapının zaman zaman duvarlarındaki boyalar dökülebilir. Kimi zaman çatısı akabilir bu koca binanın. Bazen duvarlarda şiddetli sarsıntılar sonucunda çatlaklar oluşabilir. Zamanla kapı ve pencerelerde aşınmalar sonucu soğuk hava geçişleri bizi rahatsız edebilir. Yapılacak iş, binayı tamamen yıkmak değil; sorunları iyi bir onarımla ortadan kaldırmaktır. Hele ki bina içindeki aile fertleri arasında birtakım anlaşmazlıklar varsa, bunun çözümü de burada olmalı.

Yaşamımız boyunca uğradığımız haksızlıkları intikam duygusuyla ortadan kaldıramayız. İntikam, kin ve nefretle hareket edildiğinde bina yıkılır, üzerimize çöker. Kurumlar ayakta tutularak ıslah edilmeli, çağdaş ölçülerle görev yapmaları asıl amaç olmalı. İktidarın demokrasi ve özgürlük adına yaptığı birtakım uygulamalar, devlet denilen büyük yapının temellerini sarsmakta. Kurumların özgüvenini yok ettiği gibi, halkın da kurumlara olan güvenini sarsmakta. Amaç üzüm yemek mi, yoksa bağcıyı dövmek mi?

11 Mart 2011

Not: 14 Mart 2011 tarihli Ulus Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

6 yorum:

  1. Muhalif tüm seslerin haksız hukuksuz susturulmaya, bastırılmaya çalışıldığı bu dönemde şu dediklerinizin düzeleceğini ummak hayalprestlik olur kanımca.
    Zulme uğrayanın yanında olmayı geçelim kendi uğradığı haksızlığa hayır diyemez hale gelen bu halk ancak acı bir bedelle kendine gelecek gibi görünüyor. Dileyelim de öyle olmasın, her zamanki gibi işimiz yine Allah'a havale...
    Ellerinize sağlık Hocam, zihinleri uyanık tutmayı başaran yazınız için teşekkürler.
    A.Özçelik

    YanıtlaSil
  2. ONLARIN AMACI HEM ÜZÜM YEMEK,HEM BAĞCIYI DÖVMEK,HEMDE BAĞI BAŞKALARINA PEŞKEŞ ÇEKMEK....

    YanıtlaSil
  3. Adalet'in terazisi, hiç bir zaman ince ayarlı olamadı... Lakin, hiç bu kadar da ayarı kaçmamıştı...

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Adil Hocam, yazılarınızla bizleri bilgilendiriyor ve de fikir doygunluğuna eriştiriyorsunuz. Teşekkür ederiz. Bizler de sizi bizlere bağışlayan sevgili annenizin ellerinden öpüyor ve babanızın ışıklar için de uyumasını dilerken "DOĞUM GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN" diyoruz. SEVGİLERİMİZLE. EDİTÖRDEN

    YanıtlaSil
  5. Teşekür ederim Adil Bey meğine sağlık bizleri bir güneş gibi aydınlatıyorsun emeğine sağlık:BİZ" Mustafa Kemal'in çocukları!
    Saymakla bitmeyiz, gözaltılarla tükenmeyiz!!!

    "BİZ" devrimciyiz hala,
    "BİZ" halkçıyız hala,
    "BİZ" laikiz hala,
    "BİZ" cumhuriyetçiyiz hala,
    "BİZ" devletçiyiz hala,
    "BİZ" milliyetçiz hala,
    Ve "BİZ" asla bu yoldan dönmeyiz,
    "BİZ" AntiEmperyalistiz,
    "BİZ" sömürücülere ve sömürgecilere karşıyız,
    "BİZ" yobazlara karşıyız, mücadelemiz devam edecek,
    "BİZ" Türk halkının yurttaşlarıyız,
    Ve bu yurttaşların yüreği durana kadar,
    Mustafa Kemal'in ışığı Anadolu'nun bütün camlarından dışarı taşana kadar kavgamızı sürdereceğiz
    Köy köy, mahalle mahalle, tek tek insanlara anlatmaya devam edeceğiz.
    Zannediyorlarsa zindanlara atmakla biteriz,
    Bir ölüp bin diriliriz

    YanıtlaSil
  6. ayas07
    UGUR MUMCU VURULDUK EY HALKIM DEMISTI.

    BIZLER DE, SATILDIK EY HALKIM DIYELIM, ADRESTEKI HAINLERI IYI BILELIM.

    YanıtlaSil