Atasözlerimiz,
atalarımızın uzun deneyimleri sonunda söyledikleri özlü sözler… Az sözle çok
şey anlattıkları için çekici anlamları var. Çok sayıda tümcenin vereceği
anlamı, bir tümceyle anlatıverir. Ataların sesine kulak vermeli ki onların
deneyimlerini, bizlere verdikleri dersleri, yol göstericiliklerini kolayca
anlayalım. Atasından öğrenmeyen, kendine yanlış kılavuzlar bulur. Bu da onu
çıkmaz sokaklara sürükler.
Köyde
geçen çocukluk ve gençlik yıllarım olağanüstü bir öğrenmeyle geçti. Her durum,
olay karşısında söylenen özlü sözlerle tanıştım. Her söylenen sözü, belleğime
yazdım silinmez seslerle. O günkü konuşmaları unutmama olanak var mı?
Köyde
en çok tavuk besleyen bizdik. Evde, bu işi ben üstlenmiştim. Baharın gelmesiyle
tavuklar, kuluçkaya yatardı. Onların altına yumurtaları seçip koyardım. Tavuğun
büyüklüğüne göre yumurta sayısını belirlerdim.
Sabahleyin
gün ışımaya başladığında horozlarımız ötmeye başlardı. Onlar ötmeye
başladığında ben kalkardım yatağımdan hızlıca. Önce tavukları dışarı çıkarıp
yemlerdim. Ninem ya da babam onlara göz kulak olurdu köpeğimizle. Sonra
inekleri çözüp otlatmaya götürürdüm. Kuşluk vakti sıcak bastırmadan dönerdim
eve ineklerimizle. Sıcak bastırınca karasinekler üşüşürdü ineklerin her yanına.
Böyle olunca da hayvanlar otlayamazdı.
Bazı
horozlar ötme zamanını şaşırırdı. Akşam karardıktan sonra öterdi hayvancağız.
İşte, bu herkesçe uğursuzluk kabul edilirdi. Uğursuzluk çok farklı biçimlerde
karabasan gibi çökerdi ocaklara. Kimi bu vakitsiz ötüşü ölüme, kimi ise evden
birinin sayrılanmasına yorardı. Bazıları bu zamansız ötmeyi; sel, yangın,
ineklerin ölümü, tavukların çakallarca yenmesi, tarlaların domuz sürüsünce talanı,
yararlı bir ağacın devrilmesi, ailedeki bir ayrılık ve bir akrabanın boşanması
gibi konulara yorardı. Bu nedenle vakitsiz, yani sabah değil de akşam öten
horozun başı kesilirdi uğursuzluğu ortadan kaldırmak için.
Horozun
kesilmesi, ev için sevindiriciydi. Çünkü aile için bir toy olacaktı bu. Doğada
beslenen hayvanın tüylerini çabucak yolardık. Ardından kuzinenin üstünde koca
kazanda kaynatılırdı o. Suyundan çorba ve pilav yapılırdı. Horoz piştikçe
kokusu her yana yayılırdı.
Evet,
horoz vakitsiz ötmemeli. Her söz uluorta söylenmemeli. Günlük yaşamda olmayacak
yerde, olmayacak sözleri söyleyenler vardır. İçinde bulunduğu koşulları, zamanı
düşünmeden, hesap etmeden konuşanlar çok. Yani söz, uygun zamanda söylenmeli. Vakitsiz
ötenin ötüşü bir işe yaramaz. Zamanında ötersen hem senin için hem de ötüşü
dinleyenler için yararlı olur. Böyle vakitsiz ötüp ağzına geleni söylersen
senin de sözünün de bir değeri olmaz. Her şeyin bir zamanı var, sözün de…
Adil
Hacıömeroğlu
27
Şubat 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder