ÇOCUKLAR, EKRAN BAĞIMLILIĞINDAN NASIL KURTARILIR?


Evet, birçok anne ve baba: “Çocuğumuzu ekran bağımlılığından nasıl kurtarırım?” diye soruyor. Bundan da anlaşılıyor ki bazı veliler, çocuklarının bağımlılığından rahatsız oluyor ve çözüm yolu arıyor. Bu nedenle de sorup soruşturarak, araştırarak ve türlü yollar deneyerek kendince çare arıyor her biri. İşlerinin zor olacağının bilincinde çoğu...

Çocukları önce ekrandan, sonra da diğer bağımlılıklardan kurtarmak için konuyla ilgili bilim adamlarının ortak usuyla çözümler oluşturulmalı. Ayrıca bu konuda ilgili bakanlıklar da gereken desteği vermeli. Bağımlılık sorunu çığ gibi büyümekte. Bu çığ, iyice büyüdüğünde yerinden kopar ve önüne ne gelirse ezer geçer. Bu nedenle çığın büyümesine izin verilmemeli. Hatta gerekli önlemleri alıp çığı, kar tanelerine dönüştürüp eritmeli. Bağımlılık konusu, ülkemizde ulusal güvenlik sorunu durumuna gelmekte. Bu tehlikeyi görüp ona göre köklü çözümler bulmalı.

Çocukları ekrana bağlayan en büyük etken, burada izledikleri kısa görüntülerin onlardaki dopamin etkisi yaratması. Buna mutluluk hormonu da diyebiliriz. Çocuğun beynine sanal, biraz da yapay bir mutluluk gönderiyor ekran. Bu da ona sürekli olarak mutluluk sağlıyor yaşamdan ve gerçeklerden kopma pahasına. Bu sanal, yapay mutluluk kısa zamanda bağımlılığa dönüşüyor. Çocuğun akranda mutlu olmasının nedenleri arasında sürekli başarılı olduğunu düşünmesi. Gerçek yaşamda sürekli başarısızlık içindeki birey, sanal ortamda başarıyı yakaladığından mutlu oluyor. Daha çok başarı kazanmanın yolu da ekranlarda daha çok zaman geçirip yeni oyunlar oynayarak aldatıcı, uydurma başarılar kazanmak. Böylece kendini ödüllendiriyor çocuk, genç ya da yetişkin.

Sanal dünyanın gerçek yaşamda hiçbir değeri olmayan ödüllerinin yerine öncelikle gerçekçiliği koymalı. Aslında gerçek yaşamda her bireyin, her çocuğun başarılı olacağı alanlar vardır. Her insanın ilgi duyduğu bir konu, yetenekli olduğu bir alan bulunmakta. Yeter ki çocuğun yeteneklerinin, becerilerinin, yapma ve üretme gücünün farkına varalım. Dünyanın hiçbir yerinde tamamen yeteneksiz, beceriksiz diyebileceğimiz kimse yoktur. Olamaz, çünkü bu doğanın kurallarına, işleyişine aykırı bir şey.

Çocuklar yeraltından çıkarılmayı bekleyen maden gibidir. Önce onları keşfetmek için harekete geçmeli anne, baba, öğretmen ve diğer ilgililer. Onun eğilimini, ilgi alanlarını iyi gözlemlemeli. Şunu söylemeliyim ki karşımızdaki çocuğu tanımadan, ilgi alanlarını ve eğilimlerini, yeteneklerini, becerilerini bilmeden onu eğitmemiz olanaksız. Bir kişiyi eğitmenin ilk ve biricik yolu, karşımızdakini her yönüyle tanımaktır. Onu eğitirken asıl ve öncelik verilmesi gereken ise yapabilme, başarabilme duygusunu vermektir çocuğa. Bu onda özgüveni oluşturur. Çünkü özgüvensiz birinin başarılı olması neredeyse olanaksız. Birçok veli ya da öğretmen, çocuğa: “Sen yapamazsın. Bu, sana göre bir iş değil. Senin yeteneğin bu konuda yok! Senin bunları başarabilmen için kırk fırın ekmek yesen yine de az” gibi benzer sözler söyler. Bu sözler, onun başarma, yapma, üretme, bir alanda girişimde bulunmasını önler. Çocuk, bu tür yanlışlarla korkaklığa alıştırılır.

Demek ki çocuğu, ekran tutsaklığından kurtarmak için öncelikle ona güvenmeli sonuna dek. Bunun yanı sıra onu gerçek dünyaya çekmeli. Peki, gerçek dünya neresi?

Gerçek dünya, öncelikle doğa… Çocuk; doğada uyumu, varsıllığı, yaşama tutunmayı, var olma gücünü, zorluklarla savaşmayı, farklı seçenekler üretmeyi, keşfetmeyi, arayıp bulmayı, sonsuz bir yaşam döngüsünü, zorlukların üstesinden gelmeyi, kendini disiplin altına almayı, yaşamanın ne denli değerli olduğunu, evrimsel gelişmeleri, dayanışmanın gerekliliğini, yardımlaşmanın vazgeçilmezliğini, ekip çalışmasını, aile olmanın bireye kattığı değeri öğrenir. Bu nedenle onları sık sık doğanın iyileştirici gücüyle sağaltmalı. Bu sağaltım hem eğinsel[1] hem de tinsel[2] rahatlamayı sağlayacaktır. Doğa, çocuğun ayaklarını yere bastırıp onu gerçekçi yapacak en büyük öğretmen. Bir çocuğun bu denli etkili bir öğretmenden yoksun kalması anlaşılamaz bir durum.

Çocuklar toprakla haşır neşir olmalı. Yaz ve kış dinlencelerinde köyü olan aileler köylerine, olmayanlar ise kentlerde bulabilecekleri küçük topraklarda onlara ekip biçmeyi, bitki yetiştirmeyi, hayvanlara bakmayı öğretmeli. Toprağın gücü, çocuğa özgüven kazandırır. Ona başarma inancını verir. Toprak onun olumsuz erkesini[3] alır. Toprağın gücünü keşfeden çocuk, zamanla kendi gücünün de farkına varır.

Kız ve erkek çocuklara yeteneklerine, ilgi alanlarına uygun elişi yaptırılmalı. Bu konuda onlara yardımcı olmalı. Dantel, kazak örme, oya, marangozluk, oyma kakma yapma, tel işleri, yontu, ev boyama gibi birçok işlerle uğraşması için yüreklendirilmeli.

Ekran bağımlılarını bu illetten kurtarmanın önemli bir yanı da onları; bilim, sanat, kültür ve spor alanlarına yöneltmektir. Bu alanların her birinin çok sayıda dalları var. Çocuğun bu çok seçenekli ve ayrı ayrı yetenek gerektiren dallardan birine kesinlikle eğilimi olacaktır. İşte, bu eğilimi fırsat bilen veli ve öğretmenler onun yönlendirmeli. Şuna inanmalı ki bu somut alanlarda elde edilecek başarılar, ekrandaki soyutlarından daha değerli ve kalıcı, mutluluk verici olacak. Bu da yaşam savaşımında ona üstünlük, başarı, istek sağlayacak.

Çocukları ekrandan uzaklaştırmanın bir başka yolu ise ev işleri yaptırmak. Yemek pişirme, sofra kurup düzenleme, yemek sonrası kap kacağı toplama, evdeki çiçeklere bakma ve onları sulama, alışveriş etme, ütü yapma, eşyaları yer değiştirme ya da yerleştirme gibi birçok iş onların sağlatımını sağlayacak. Bu da onları gerçek yaşama döndürerek ekrandan, dolayısıyla her türlü bağımlılıktan uzaklaştıracak.

Çocuklarla geziler düzenlemeli fırsat buldukça. Geziler yan gelip yatmaya, gün boyu yiyip içmeye dönüşmemeli. Doğal, tarihsel ve kültürel değerler birlikte öğrenilmeli ve keşfedilmeli. Gezilip görülen coğrafya tanınmalı. Yer biçimlerindeki ayrıntılar tartışılıp birlikte öğrenilmeli. Her öğrenme, ortak bir emeğin ürünü olmalı.

Ailelerin biricik varlığı, toplumun geleceği olan çocukları ekran bağımlılığından kurtarmak için öncelikle anne, baba ve öğretmenler ellerindeki telefonları bırakmalı, izledikleri dizileri, televizyonlardaki gündüz kuşağı izlencelerini azaltmalılar. Elinde telefon ve gün boyu televizyonun başından ayrılmayan bir büyüğün çocuğa örnek olması düşünülemez. Bu nedenle büyükler, küçüklere doğru örnek oluşturmalı. Demek ki önce büyükler ekran bağımlılığından kurtarmalı kendileriniz. Kıratın yanında duran ya huyundan ya suyundan, atasözünü her fırsatta anımsamalılar. Çocuklar düşüncelerinde, davranışlarında büyüklerini örnek alır. Bu nedenle onların doğru örneklere gereksinmesi var.

Elimizde onlarca fırsat varken çocukları, ekrana tutsak etmek niye? Onları ekran aracılığıyla birçok bağımlılığın pençesine düşürmenin usçu bir yanı var mı? Onlar bizim en değerli varlıklarımız, geleceğimiz... Tutsak, gerçekçilikten uzak, sanal dünyanın bilinmezliğinde yiten biri geleceği kurabilir mi?

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       30 Nisan 2026



[1] Bedensel

[2] Ruhsal

[3] Enerjisini