Günümüz
anne ve babaları ne iş yaparsa yapsın, hangi koşulda çalışırsa çalışsın, nerede
yaşarsa yaşasın çok yorgunlar. Evlerine geldiklerinde ne konuşacak ne bir iş yapacak
ne de çocuklarıyla ilgilenecek güçleri kalıyor. Birçok kişi, bu durumun büyük
kentleriyle ilgili olduğunu düşünecek bir anda. Ülkemizin orta büyüklükteki
kasabalarında da durum böyle.
Çalışan
anne ve babaların işleri ağır ve yorucu olmasa da onları yaşam yoruyor. Eskiden
işe gidenler boş zamanlarında söyleşirlerdi. Şimdi öyle değil… Boş zamanlarında
herkes telefonun içine gömülüyor. Kendince gündemi izleyenler, oyun oynayanlar,
sosyal medyada gezinenler… Bu durum işe gidip gelirken yolda da sürüyor nedense.
Eve geldiklerinde herkes koltuğuna gömülüp ya telefon ekranından ya da televizyondan
gözünü ayırmıyor. Önemli bir işi izleyen dedektif gibi ekranlardan gözlerini
ayırmayıp dikkat kesiliyorlar. Çocuklarda odalarına çekilip kendilerini ekranların
güvenli(!) kucağına bırakıyor ister istemez.
Evlerin
çoğunda genellikle düzenli olarak yemek pişirilmiyor. Çoğu zaman dışarıdan
hazır yemekler söyleniliyor. Anında getiriyor motosikletli kuryeler yemekleri. Tencere
yemekleri olmayınca abur cuburla karın doyuruluyor. Bunun için anne, baba ve
çocuk sağlıksız beslendiğinden şişmanlıyorlar erkenden. Bu kez zayıflamak,
sağlıklarına kavuşmak için uğraşıyorlar. Evlerde bireyler arasında iletişim
neredeyse yok! Herkesin ailesi, evi ekran olmuş durumda.
Evlerde
yemeklerin çok az pişirilmesi, aile bireylerinin elbirliği, dayanışma, yardımlaşma,
ortak emek kullanma anlayışlarını geliştirmemekte. Çocuklar bu yüzden bedensel
ve ruhsal gelişme fırsatını yakalayamıyor. Böylece ev içi bir eğitim fırsatı
kaçırılıyor.
Çocuklar,
bir şey sorduklarında yanıt alamıyorlar anne ya da babalarından. Bunun birinci
nedeni, velilerin çok yorgun olduklarını öne sürmeleri. “Yorgunum, sonra sor”
ya da “Şu anda çok önemli yapmam gereken bir işim var internette, daha sonra
seninle ilgilenirim” denerek çocuk geri çevriliyor.
Anne
ve babaların çocuklarıyla ilgilenmemelerinin ikinci nedeni, dayanma güçlerini
yitirmeleri. Bu nedenle ne çocuklarının sordukları soruyu anlıyorlar ne de
onların bir birey olarak varlıklarının ayırdındalar. Çocuklarının ne sorularına
ne de davranışlarına anlayış gösteriyorlar. Çoğu evde çocuk ağzını açtığında terslenmekte.
Birçok anne ve baba; çocuklarının varlıklarına, seslerine, evde dolaşıp
oynamalarına dayanamıyor. Çocuk ne yapsa yanlış ne dese gereksiz… Bu durumu,
bazı öğretmenlerde de görmekteyiz. Onlar da iyi, etkili öğretmen olmanın yolunu,
öğrencilerini baskıyla susturmakta bulmuş. Soru soranı terslemekte kimi
öğretmen. Çocuk sesine dayanamayan veli, öğretmen, komşu, akraba çok…
Çocukların
öğrenme, araştırma, paylaşma, tartışma, merak etmesini ne yazık ki başta anne
ve babalar olmak üzere diğer büyükleri engellemekte. Bu engellemeler, zamanla
çocuğu içine kapatıyor. O da zorunlu olarak kendini ekranlara teslim ediyor. Ekran
bağımlısı olan çocukların çoğunu, bu yola düşüren başta anne ve babaları olmak
üzere diğer büyükleri. Sonra da kendi elleriyle ekran canavarına teslim ettikleri
çocuklarından yakınmaktalar.
Anne
ve babaların çocuklarına karşı dayanma güçlerinin bu denli yok olmasının nedeni,
ekranlar. Her şeyden önce anne ve babaların geniş çaplı bir sağaltıma
gereksinmeleri var. Onların da bağımlıktan kurtulmaları öncelikli bir sorun.
İçinde
yaşadığımız ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel koşullar toplum içindeki
ilişkileri yok ediyor. İnsandan uzaklaşan kişi, ekrana ve sanal ortama
sığınıyor. Çalışanları, anne ve babaları iş değil; insansızlık yoruyor. Bu
yorgunluk, onların en sevdikleri varlıkları olan çocuklarına karşı olması gereken
anlayış, hoşgörü, sabır ve dayanma güçlerini tüketiyor ne yazık ki.
Adil
Hacıömeroğlu
1
Mayıs 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder