15 Ekim 2010 Cuma

İNSANIN DEĞERİ

Şili’de 5 Ağustos’tan beri yerin yedi yüz metre altındaki maden ocağında mahsur kalan otuz üç madenci en sonunda, sağ salim kurtarıldı. Günlerdir bütün dünyanın merakla bekleyip izlediği kurtarma çalışmaları büyük bir başarıyla sona erdi.

Kazadan sonra işçilerin sağ oldukları öğrenildiğinde akılcı bir kurtarma yöntemi izlendi. Öncelikle yer altıyla iletişim kuruldu. Onların kurtarılacağına dair güvence verildi. İşçilerin yer altında beslenmesi, hava alması, moral güçlerinin diri tutulması, temizlikleri, giyimleri iyi bir planlamayla yerine getirildi. Tüm Şili, ardından Güney Amerika kıtası, sonrasında ise dünyanın dört yanındaki insanlar madencilerin kurtulacağına inandı. Şili, sorunu ulusal bir dava haline getirdi. Devlet başkanı, halkına işçileri kurtaracaklarına dair söz verdi.

Nihayet, 13 Ekim günü işçiler kurtarıldılar. İşçilerin, yakınlarının ve tüm Şili halkının sevinci görülmeye değerdi. Şili Devlet Başkanı Pinyera, çıkarılan her madenciyle tek tek kucaklaştı. Sözünü tutan bir insanın haklı gururunu duydu. İçimden, işte siyasetçi böyle olmalı, dedim. Halkına yalan söylememeli, dediğini yapmalı.

Birden aklıma göçük altında çaresizce ölüme terk edilen madencilerimiz geldi. Televizyonda, Şili’deki kurtarma çalışmalarını izlerken kameralar Zonguldak’ta göçük altından çıkarılamayan işçimizin ailesini göstermeye başladı. İşçilerimizden birinin eşi, çaresiz ve umutsuz bir halde ağlamaktan bitip tükenmiş bedeninden hıçkırıkla çıkan bir sesle acısını dile getirmeye çalışıyor. Bir yanda toprak altından günler sonra çıkan eşine sevgiyle sarılan bir kadın; diğer yanda ise ağlamaktan tükenmiş, yetim çocuğunun eline sıkıca sarılmış Zonguldaklı bir anne.

Her kazada, her afette, her türlü olumsuzlukta gözyaşı dökmemiz makûs talihimiz midir acaba? Zonguldak’ta en son meydana gelen göçük sonrası yaşamını yitiren işçilerimiz için “Güzel öldüler.” dememiş miydi ilgili(!) bakanımız? Yine kaza yerine giden başbakanımız, halkın tüm acılarına aldırış etmeden ve herkesin gözünün içine baka baka “madenlerde ölmenin kader olduğunu” söylemedi mi? İşte bu anlayıştır ki insanın dirisini bırakın, ölüsünü bile yerin altından çıkaramıyor.

Şili’deki kurtarma çalışmalarıyla ilgili Çalışma Bakanımız, bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada “Zonguldak’ta grizu patlaması ile kazaya uğradık. Şili'de ise göçük oldu. Şayet Zonguldak’ta grizu patlaması yerine, göçük olsaydı, işçilerimizden hayatını kaybeden olmayacaktı ve işçilerimizi beş yüz altmış metreden üç günde çıkarırdık." diyor. Sekiz yıllık hükümetleriniz döneminde kaç maden kazasından, kaç kişiyi kurtardınız Bakan Bey? Bunca kazadan sonra ders çıkarıp gerekli önlemleri aldık mı acaba? Hamasi söylevlerden başka ne yapar bizim politikacılarımız?

Tam da yazıyı yazmaya oturmuştum ki ekranlarda bir haber: “Aşırı yağışlar nedeniyle Bursa’da okullar bir gün tatil edildi.” Ardından Vali’nin açılaması geliyor. Tehlikeli yerlerdeki yurttaşlarımızın, yakınlarının evlerine gitmesi konusunda uyarıyor. O zaman sormazlar mı adama: Tehlikeli yerlere neden bu insanların yerleşmesine izin verildi?

Yağmurun başlamasıyla İstanbul’da trafik kilitleniyor, insanlar çaresiz. Koca kent, her yağışta olduğu gibi Allah’a emanet. Yöneticiler mi? Bu kentin bir yöneticisinin olup olmadığını düşünmeden alıkoyamıyorum kendimi.

Deprem, göçük, sel, çığ, trafik kazası… her türlü doğal felakette, kazada çaresiz bir toplumuz. Her şeyi “kader” deyip geçiştiriyoruz. İnsanımızın beş paralık değeri yok. Değeri olsa, canını kurtarmak için önceden önlemler alınır, can güvenlikleri sağlanır.

Şili’de göçükten her çıkarılan işçiden sonra herkesin gururla haykırdığı “Yaşasın Şili! Yaşasın madenciler!” sözleri her yanı inletirken göçük altından çıkarılamayan Zonguldaklı madencimizin eşinin gözyaşları ciğerimizi dağlıyor.

Ulusal birliği korumanın en iyi yolu yurttaşını korumak değil midir?

Adil Hacıömeroğlu
14 Ekim 2010

Yazılarımı http://adiladalet.blogspot.com dan okuyabilirsiniz.

9 yorum:

  1. Adil Hocam kaleminize sağlık... Yazdıklarınızın her kelimesine hak vermemek mümkün değil.

    YanıtlaSil
  2. İNSANİ AÇIDAN ÇOK DOĞRU AKTARIMLAR.ANCAK MADEN OCAKLARI KOŞULLARI VE TÜRLERİ FARKLI.BİRİ BAKIR MADENİ GÖÇÜĞÜ DİĞERİ TAŞ KÖMÜRÜ.TAŞ KÖMÜRÜ YATAKLARINDA GRİZÜ PATLAMASI VE GÖÇÜK BİRLİKTE OLUYOR VE SONUÇ ZEHİRLENMEYLE ÖLME.ANCAK HER MADEN GALERİSİNDE ZORUNLU OLARAK BİR YAŞAM KLÜBESİ ÇELİKTEN KURULABİLMELİ VE İAŞELER YEDEK OLARAK KONULMALI HATTA İLETİŞİM DÜZENEKLERİ DE.%19 DA OLSA KURTOLMA ŞANSI BUNU KULLANABİLMELİ MADENCİLER.İŞTE O ZAMAN İNSANA VERDİĞİMİZ DEĞER YÜKSELİR.KADER Mİ BİLMEM AMA AVRUPANIN YURTTAŞI AYDA 6-7 BİN EURONUN 4.000 İNİ ANCAK TÜKETİYORKEN 2.000 İNİ NEYAPIYOR YÖNETİCİLERİNİN AKLI ERMEZKEN:BİZDE 454 TL ASGARİ ÜCRET VE EMEKLİ MAAŞIYLA AÇLIK SINIRI OLAN 1000 TL Yİ NASIL DENK GETİRİYOR YURTTAŞ SİYASETÇİLER BU MUCİZEYE ŞAŞIRMIYORLAR.İŞTE İNSANA VERİLEN DEĞER BU.TÜRK MİLLETİ ZEKİDİR,TÜRK MİLLETİ ÇALIŞKANDIR.....

    YanıtlaSil
  3. Keşke bu kadar haklı olmasaydınız. Yüreğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  4. Malesef her konuda plansız ve programsız yaşıyoruz.Bildiğim kadarıyla maden kazalarında dünyada Çin'den sonra ikinci,Avrupa'da ise birinci sırada yer alıyoruz.Çİn'in müfusu ve maden sayısı dikkate alınıp,bir oranlama yapıldığında muhtemelen dünya da da birinciyizdir.Ülkemizde iş güvencesi ve güvenliği olmadığı sürece her olan bitene kader demek tabii ki kolaycılık.Bu tür iş kollarında taşeron firmaların yer almasına denetimsizlik de eklenirse daha farklı sonuçlar beklenemez.Bizim madencilerimiz perişan görünürken Şili'deki madencilerin giysilerine bakın iş güvenliği elemanlarının ne kadar önemli olduğu anlaşılır.Kimse oradaki altın madeni grizu patlaması yok demesin.O sondajlar tesadüfi yapılmamıştır madenin planı vardır ve sığınak yerleri milimetrik olarak bellidir.Önlem alınmazsa herşey kaderdir.Bu kader gelişmiş ülke insanlarına neden uğramıyor acaba?Sizinle aynı düşünceleri paylaşmamak mümkün değil.Teşekkürler.Saygılarımla.Işılsu ACAR

    YanıtlaSil
  5. Kuzey'in Kızı16 Ekim 2010 00:14

    Çalışanları eğitmedikçe ve gereken önlemler alınmadıkça bu acılar yaşanacaktır.İnsana verilen değer kaçıncı sırada acaba?
    Teşekkürler Adil Bey...

    YanıtlaSil
  6. Bütün kalbim acıyarak sizin duygu ve düşüncelerinizi paylaşıyorum.Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
  7. Burda göze çarpan sevgi insan sevgisi insana verilen değer.
    Beraberlik dayanışma ve işbilirlik işin ehli olma
    özelliği .Devletin halkına sahip çıkması bütün olanaklarını seferber etmesi müthiş bir olay bence, izlerken göz yaşlarımı tutamadım bizim insanımıza bu özen niye gösterilmiyor kader deniliyor.Bu kdar cahillik olurmu? bakan bol keseden atıyor ne yapıp yapamadıklarını görüyoruz
    oy uğruna insanlar tehlikeye atılıyor ev yapmalarına izin veriliyor sonuç ortada her şey yanlış bizim ülkemizde veteriner bankacı bankacıda doktor çoban müdür müdürde kapıcı olursa olacağı bu Adil bey saygılar efendim Zerrin Tayfur..

    YanıtlaSil
  8. bizde insana verilen değer belli.kalan sağlar bizimdir örneği her alanda görülmektedir.Önemli olan başbakanımızın sözünü dinleyen onun için üç cocuk doğuran vatandaşlarıdır ki böylece embesil bir halk yetişecektir .Bu insan üzerinede bir yatırımdır madenciler ölmüş önemlimi,hatta daha iyi ailesi her alanda tam anlamıyla onlara mahkum olacak:((((

    YanıtlaSil
  9. KADER Mİ YOKSA BECERİ Mİ? Sayın yazarımız yine gönlinüzü üzdüğünüzle kalacaksınız, biz Türk halkı bu kadar duyarsızlaşmışken sizlerin gözümüzü açmaya çalışmanız zor.Allah kuvvet versin.Kaleminize,yüreğinize sağlık...

    YanıtlaSil