2 Ekim 2010 Cumartesi

ÖCALAN’A AF MI?

Hükümet, anayasa değişikliğiyle ilgili halkoylamasından istediği sonucu aldıktan sonra terör konusunda hızlı adımlar atmaya başladı. İçerde ve dışarıda yapılan yoğun görüşmeler dikkat çekici boyutlara ulaştı. Peki, bu yoğunluğun ve hızlılığın nedeni ne?

İç politika açısından bakıldığında tüm koşullar hükümetin manevra yapmasına uygun. Referandumdaki yüzde elli sekizlik halk desteği, iktidar partisine birçok konuda olduğu gibi terör konusunda da cüretkâr adımları atması için cesaret vermekte. Ana muhalefet partisi liderinin halkoylaması kampanyası sırasında genel aftan söz etmesi, daha sonra bazı parti sözcülerinin düzeltme yapmasına rağmen, “terörle mücadele(!)” konusunda iktidarın elini güçlendirmiştir.

MHP’nin halkoylaması sonuçlarıyla yaşadığı şaşkınlık henüz geçmiş değil. Ülkücü tabanın bir kısmının AKP’nin anayasa değişikliğine evet demesi, yönetimi parti içine dönük politika yapmaya yöneltebilir. Bu da kısa bir süre de olsa bocalamaya neden olabilir. Öyle görülüyor ki MHP, önümüzdeki günlerde dinsel kimliği biraz daha öne çıkaran bir politik süreci yaşayacağa benziyor. Bu nedenle TBMM’deki iki muhalefet partisinin, RTE’nin planlarını bozacak, onu engelleyecek manevraları yapması biraz zor.

Ayrıca türban konusunun yeniden gündeme oturması ve yüksek perdeden tartışmaya açılması da ülkenin asıl, yaşamsal konularının kamuoyunun dikkatinden kaçmasına neden oluyor. Bu da AKP’nin manevra alanını genişletiyor. Her zaman olduğu gibi iktidar partisi, gündemi saptırarak asıl konuyu ulusun dikkatinden kaçırmakta.

BDP ise bölücü örgütün taleplerini sürekli dile getirerek İmralı’nın muhatap alınması konusundaki ısrarlı tutumundan vazgeçmiyor. Olanaksız gibi görünen isteklerini usanmadan dile getirmeleri, tartışmaya açmaları ve bunun sonucunda da birtakım tavizler koparmaları cesaretlerini daha da artırmakta.

Hükümet kanadı ne kadar inkâr etse da devlet/hükümet yetkililerinin İmralı ile görüştüğü apaçık. Yani bölücü başı, ister istemez sürece dahil edilerek muhatap alınmıştır. Bu durum, PKK’nın birçok talebinin kabul edileceğinin bir işareti olarak görülmelidir. Bölücülerin istekleri nelerdir?

Her fırsatta istedikleri genel aftır. Hem dağdaki teröristlerin hem de İmralı sakininin affedilmeleri asıl istekleridir. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi, terör örgütünün zaferi demektir. Bundan sonra bölücü örgütün diğer taleplerinin reddi de olanaksızdır. İlk etapta KCK operasyonuyla tutuklananların serbest bırakılması isteği, genel affa giden önemli bir adımın atılmasını sağlamak içindir. Pek yakında Ergenekon sanıklarıyla bölücü örgüt mensuplarının birlikte affedilmesi ve böylece de “toplumsal barışın sağlanması(!)” konusunun kamuoyunda tartışmaya açılması kimseyi şaşırtmasın. Çünkü uzun süredir, teröristle teröre karşı mücadele edenleri, ulusal birliğimizi korumak için çırpınanları aynı kefeye koyma çabasını ibretle izliyoruz. Ülkemizde her olayın sorumlusu olarak Ergenekon’u göstererek halkın beyni adeta yıkanıyor. Böylece genel affa giden yolun taşları döşeniyor.

Bölücü örgütün ısrarla savunduğu ve gerçekleşmesi için de çaba gösterdiği konu ise demokratik özerkliktir. Bunun gerçekleşmesi için Türkiye’nin kuruluş ilkelerinden vazgeçmek ve üniter devlet yapısını terk etmek gerekir. Bu da anayasamızın değiştirilemez maddelerinin değiştirilmesi anlamına gelir. Bu konuyu bazı medya organları zaman zaman tartışmaya açıyor. Anayasada değiştirilemez maddelerin olmasının çağdaş, demokratik bir devlet anlayışıyla bağdaşamayacağı görüşü halkın belleğine yavaşça enjekte edilmekte. Kamuoyu, içten içe böylesi bir değişikliğin yapılması için hazır hale getiriliyor. Bu konuda bazı hukukçuların, siyasetçilerin, sivil toplum kuruluşu yöneticilerinin açıklamalarını ibretle izlemekteyiz. Hele konuyla ilgili yüksek yargı organlarımızdan birinin hukukçu olmayan başkanının açıklaması ise dikkat çekicidir. Anayasayı, dolayısıyla da devleti korumakla görevli bir kurumun başındaki bir kişiden böylesi açıklamalar duymaksa içler acısı.

Terörü bitirme gayretleriyle ABD’nin Irak’tan çekilmesinin eşzamanlılığı önemlidir. Son günlerde Ankara’ya gelen Amerikalı sivil ve asker yetkili trafiğindeki yoğunluk da ilgi çekici. Irak’ın kuzeyindeki aşiret devletçiğini Türkiye’nin kucağına atma gayretleri de gözden kaçmamakta. Türkiye, Ortadoğu’da ABD adına bir jandarmalığa soyunmamalı. Böylesi bir durum, bölgede yeni düşmanlıkların fitilini ateşler.

Terörün bitmesi için uluslararası her türlü desteğin, ki bu ülkelerin birçoğu dostlarımızdır, sona ermesi, komşu ülkelerdeki PKK üslerinin lağvedilmesi, bölücü örgütün yurt içinde ve dışındaki ekonomik kaynaklarının ortadan kaldırılması başta gelmektedir. Buna paralel olarak bölgedeki feodalizmin tasfiyesi ve geri kalmışlığın önlenmesi de ivedilik göstermektedir.

PKK taleplerine boyun eğerek bölücü terör önlenemez. Hele Türkiye’nin kuruluş felsefesinin yok edilmesi mevcut terörü artıracağı gibi, yeni karışıklıkların da ortaya çıkmasına neden olur. Bu tür adımları atarken Yugoslavya, Çekoslovakya ve Sovyetler Birliği örnekleri anımsanmalıdır.

Demokrasicilik oyunu bir komediyle sürerken yürekleri yakan bir trajediye dönüşmemeli. Bu oyunu bozmak ulusumuzun yeni bir utkusu olacak.

Adil Hacıömeroğlu
1 Ekim 2010
Not: 4 Ekim 2010 tarihli Ulus Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Yazılarımı http://adiladalet.blogspot.com dan okuyabilirsiniz.

8 yorum:

  1. Emeğinize sağlık Adil bey...Bu Ülkede "Laik liği tehlikede görmeyen" bir muhalefet lideri varsa! Tüm şartlar da akp den yana iken,af da çıkar ,hatta hatta milletvekili olarak görürsek de şaşmayalım bu katili!

    YanıtlaSil
  2. PKK ve bağlantılarıyla hergün işbirliği içinde olan siyasilere artık toplumdan hiçbir tepki yok. Neden diye soruyorum. Ancak mantıksal bir cevap bulup yerine oturtamıyorum. Adeta toplumun sinirleri alınmış gibi. Veya karşı koyma, tepki gösterme özelliğini yitirmiş. Birilerin yazıpta toplumumuza şu an oynattıkları sessiz oyun mu yoksa? MUZO

    YanıtlaSil
  3. Öcalan'a af gelecek mutlaka. Arkasından bu bebek katilini TBMM'de milletvekili olarak da göreceğiz gibi. Bunlar benim hissettiklerim. ÇEKİRGE

    YanıtlaSil
  4. Düşüncelerinize katılmamak mümkün değil.Yinede AKP iktidarının Öcalan'a af konusunda sekiz ay sonra yapılacak seçimi düşünerek ihtiyatlı davranabileceği söylenebilir.Ayrıca devletin bürokrasisi ve tüm ekonomik kaynaklarının referandum hizmetinde kullanılması,akıl almaz baskılar,korkutma ve sindirme politikalarına rağmen yüzde elli sekizlik oyun farkında olmalılar.Belirttiğiniz gibi oyunlarını bozacağız.

    YanıtlaSil
  5. Teröristbaşı Öcalan'ın tahliye edileceği günü düşündüm bir an. Büyük bir karşılamayla ve de destekle Öcalan omuzlarda. Diğer tarafta ise ülkede askerlik görevini yaparken PKK tarafından öldürülüp şehit düşmüş evlatların aileleri. Bir taraftan teröristlerin ve de PKK destekçilerinin sevinci diğer tarafta ise asla kapanmayacak yürek acısı. Dileyelim bu şekilde bir ortam yaratılmasın. Duygu KORKMAZ

    YanıtlaSil
  6. Düşüncelerinize katılıyorum.Yinede AKP iktidarının Öcalan'a af konusunda sekiz ay sonra yapılacak seçimi düşünerek ihtiyatlı davranabileceğini sanıyorum.Ayrıca devletin tüm ekonomik kaynakları ve bürokrasisinin referandum hizmetinde kullanılması,akıl almaz baskılar,korkutma ve sindirme politikalarına rağmen alınan yüzde elli sekizlik oyun ne anlama geldiğini yorumluyor olmalılar. Sabri YAVUZYILMAZ

    YanıtlaSil
  7. Zaten belliydi, buda olucak böyle bir hükümet varken başımızda güneydoğu'yu bölmek memleketimizi iki'ye bölmek halve hazırda planları yürütüyorlar.Askerlerimizin kanlarını çabuk unuttular.AKP'e bu şehitlerimizi çabuk unuttu.Demekki bizim ''TÜRKİYE CUMHURİYETİ''i kanunlarımızı çiğnemek yok etmekmi,kimse buna dur diyemiyecekmi.Ne oldu bize Adalaet savunma sistemimize göz yummamalıyız.Muzi Erğl.

    YanıtlaSil
  8. BOP Eşbaşkanının başka türlü düşünmesini beklemek hata değil midir?...Sayın yazarımızın kalemine ve yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil