22 Aralık 2016 Perşembe

İKİ TÜRK ŞEHİT: VOROVSKİ VE KARLOV


Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Karlov, polis kimlikli bir terörist tarafından kurşunlanarak öldürüldü. Türk-Rus ilişkilerinin hızla geliştiği, Türkiye’nin Atlantik’ten koparak Avrasya’ya doğru doludizgin gittiği bir dönemde böyle bir suikastın yapılması ilginçtir. Herkes tetikçinin arkasındaki gücü merak ediyor ve uzun uzun yorumlar yapılmakta bu konuda. Uzun söze gerek yok! Türk-Rus ilişkilerinin gelişmesinden rahatsız olan kimler? ABD, İsrail… O halde? Karlov cinayetinin planlayıcıları da apaçık ortada…
Rus Elçisi Karlov, Ortadoğu’nun dirliği, Türkiye’nin birliği için canını verdi. Tıpkı ülkemizin bütünlüğünü korumak için sınır boylarında şehit düşen Mehmetçiklerimiz gibi. Bunun içindir ki Karlov, Türkiye’nin şehididir ve milletimiz var oldukça da Karlov’u, şehidimizi saygı ve minnetle anacağız hep.
Peki, Türk çıkarları uğruna vurulan ilk Rus elçisi midir Karlov? Tabi ki hayır!
Kurtuluş Savaşı biter, Lozan görüşmeleri başlar. İngiliz, Fransız ve İtalyanlar kararlıdırlar emperyalist çıkarlarını korumak için. Konferans’a katılan irili ufaklı bazı devletler de emperyalistlerle birlikte davranmaktalar. Türkiye, İsmet Paşa başkanlığındaki bir kurulla katılır görüşmelere. Paşa, çetin cevizdir. İyi direnir, tıpkı savaş alanlarında olduğu gibi. Türkiye’nin tek destekçisi Sovyetler Birliği’dir. Can pahasına bir yoldaşlık oluşur iki ülke arasında. Sovyetlerin Türkiye’yi kararlılıkla savunması Emperyalistleri rahatsız eder. Rusya’yı Lozan’da saf dışı etmek için her türlü ayak oyununa başvururlar. Görüşmelerin ilk bölümü 22 Kasım 1922’de başlar. Sert tartışmalar olur. Neredeyse hiçbir konuda uzlaşma olmaz. Görüşmeleri yöneten İngiliz Lord Curzon kendisini hala sömürge valisi sanmakta. Her türlü entrika söz konusudur. Sinir harbi yaratarak İsmet Paşa’yı yıldırarak teslim almak ister Curzon. Sovyetler Birliği’ni, görüşmelerde Çiçerin temsil etmekte. Lozan görüşmeleri 4 Şubat 1923’te kesilir. Temsilciler dağılırlar.
Lozan Konferansı, 23 Nisan 1923’te yeniden toplanır. Konferans’ı, bu kez İngiliz Rumbold yönetmektedir. Sovyetler Birliği’ni de Roma Büyükelçisi Vorovski temsil edecektir. Ama Vorovski, bir türlü Roma’dan Lozan’a gidemez. Neden mi? İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilciler ondan Boğazlar konusunda kendi tezlerini desteklemesi konusunda söz vermesini isterler. İsviçre’ye girmemesi için her türlü diplomatik rezalete başvurur emperyalistler. Kendisine vize vermemek için bin dereden su taşıtırlar ona. Vorovski direnir. Türkiye’nin yanındaki duruşunu kararlılıkla sürdürür. En sonunda Lozan’a gider, Cecile Oteli’ne yerleşir iki arkadaşlarıyla. Bolşevik yönetimi, tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi diplomasi savaşında da Türkiye’nin yanındadır. Vorovski, Boğazlar konusunda emperyalist tezlere direnir. Lozan’da bulunan Rus Büyükelçi’yi görüşmelerle almamak için oyunlar başlamıştır bu kez.
Emperyalistlerin Vorvski’yi, Konferans’tan uzaklaştırma çabaları bir işe yaramayınca İsviçre faşistleri devreye girer. Protestolar yaparlar. Ardından Rus asıllı, Bolşevik karşıtı bir tetikçi bulunur ve Vorovski 10 Mayıs 1923 günü akşamı saat dokuz buçukta öldürtülür. Amaç, Sovyetler Birliği’ne gözdağı vermektir.
Vorovski’nin öldürülmesi, en çok Türk kurulundaki delegeleri şaşırtır ve üzer.
Vorovski’nin cenazesi ertesi gün, bulunduğu hastaneden kiliseye götürülür. Cenaze törenine İngiliz, Fransız ve İtalyanlardan kimse katılmaz. Cenazeye yalnızca iki Türk delege, üç buket çiçekle katılır ve sonrasında Vorovski’nin cansız bedeni, ülkesine gönderilir. (Lozan, Ali Naci Karacan, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2010)
 Lozan görüşmeleri yalnızca bir diplomasi savaşı olmadı. Emperyalistler, Türkiye dostu Sovyet elçisini öldürterek barış masasına kan bulaştırdılar. Vorolski, tarihe Türk şehidi olarak adını yazdırdı böylece. Çünkü Türkiye’nin çıkarları uğruna canını verdi.
Aradan doksan üç yıl geçti ve yine emperyalizme karşı Türk-Rus ittifakı gündeme geldi. 1920’li yıllarda oluşan Türk-Rus kardeşliği, İngiliz sömürgeciliğinin sonunu getirdi, mazlum uluslara kurtuluş yolunu açtı. Bugün oluşmakta olan Türk-Rus dostluğu Atlantik sistemini çökertmekte. Dünyanın mazlumlarına bağımsızlık, birlik, özgürlük yolunu açmakta.
Dün Vorovski, bugün Karlov… İkisi de Türkiye’nin daha güzel bir geleceğe kavuşması için canlarını verdiler. İkisi de Türk şehididir. Çünkü Türk vatanı için öldüler ve bu vatanda hep yaşayacak onların adları. Ölümsüzlükleriyle vatanımıza can verdiler. Bize can verenleri unutmamız olanaklı mıdır?
                                               Adil Hacıömeroğlu
                                               22 Aralık 2016


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder