18 Temmuz 2018 Çarşamba

MEYVE VE SEBZE NEDEN PAHALI?


                                    
Tüketici, meyve ve sebze fiyatlarının pahalılığından; üretici ise ürettiği ürünleri maliyetinin altında sattığından dertli. Neden üretici de tüketici de piyasa koşullarından memnun ve mutlu değil?
Basın ve yayın organlarında sık sık şu haberlere rastlarız:
“Türkiye’nin turp gereksiniminin yüzde yetmişini karşılayan Kadirli’de tarlada elli kuruşa satılan ürün, İstanbul’da üç lira.”
“Gazipaşa halinde salatalığın fiyatı on beş kuruşa düştü.”
“Bursa’nın Yenişehir İlçesinde sofralık sırık domatesler tarlada kaldı.”
“Bilecik’te tarlada kırk kuruşa satılan marul, İstanbul’da pazarda üç liraya satılıyor.”
“Bafra Ovasında erkenci karpuz otuz kuruşa satılıyor.”
Neyse sözü uzatmayalım. Nerdeyse her gün benzer haberlerle karşılaşmaktayız. Tarlada, bahçede yok pahasına satılan meyve ve sebze tüketiciye neden astronomik fiyatlarla ulaşmakta?
Öncelikle söyleyelim ki ülkemizde tarım, üstünkörü yapılmakta. Özellikle Özal döneminden itibaren planlı ekonomi terk edilmiştir. Türk tarımı merkezi plansızlığın, ilgisizliğin, desteksizliğin, uzağı görememenin, hem üreticiyi hem de tüketiciyi düşünememenin, modernleşememenin sıkıntısını yaşamakta. Bu plansızlığın en çarpıcı örneği, bu yıl içinde gördüğümüz soğan ve patates fiyatlarıdır. Üretimin planlanamaması, ülke gereksinmelerinin belirlenememesi, çiftçinin bilinçlendirilmemesi, üreticinin yönlendirilmemesi nedeniyle soğan ve patates fiyatları el yaktı.
Türkiye’de sebze ve meyve, serbest piyasa gereğince oluşturulan hal sistemiyle üreticiden tüketiciye ulaştırılır. Bu nedenle aracı kişiler, malı üretenden daha çok kazanır. Bu sistemde hem üretici hem de tüketici zararlı çıkmakta.
Peki, hem üreticiyi kazandıran hem de tüketicinin ucuz sebze ve meyve edinmesini sağlayan bir sistem oluşturulamaz mı? Tabi ki oluşturulur. Üstelik bu konuda oldukça deneyimi olan bir ülkeyiz.
Üreticiyi de tüketiciyi de koruyan sistemin iki ayağı vardır.
Birincisi, üretici de tüketici de kooperatifler kurmalı. Yani üretici ve tüketici kooperatifleri kurulmalı, tıpkı 12 Eylül (Özal) öncesi olduğu gibi. Türkiye’nin dört bir yanındaki üretici kooperatifleşmeli ve ürününü elbirliğiyle pazara sunmalıdır.
Tüketiciler; köy, mahalle, işyeri, sosyal gruplar temelinde örgütlenerek tüketici kooperatiflerini kurarak sebze, meyve alımını doğrudan üreticiden yaparak ve çok az kar koyarak üyelerinin tüketimine sunmalıdır. Böylece hem üretici, hem tüketici hem de kooperatif üyeleri kazanmalı. Burada kazanç iki yoldan olmakta. İlki, üreticinin zararına mal satması önlenmekte. Tüketici de aracısız ucuz mala kavuşmakta. Kazancın bir diğer yönü de kooperatif üyelerinin kooperatifin kârından pay almalarıdır.
Unutmadan söyleyelim: 12 Eylül (Özal) yönetimi ilk olarak kooperatifleri kapatmış, mallarına da el koymuştur. Çünkü liberal ekonomik sistem, kooperatifleşmeye izin vermez.
Meyve ve sebzenin üreticiden tüketiciye ulaşmasında en önemli görev belediyelere düşmekte. Bu da bu işin ikinci yoludur. Yıllar öncesine baktığımızda birçok belediye halk pazarları, tanzim satış dükkânları, “üreticiden tüketiciye” adlı kampanyalar örgütlerdi. Bu yolla halk ucuz ürüne ulaşırken üretici de yetiştirdiği ürünün yok pahasına gitmemesinden mutluluk duyardı. Belediyeler (Burada parti ayrımı yapmıyorum.), kendilerini zamanla liberalizmin uyuşturucu rüzgârlarına kaptırarak halk pazarlarının amaç dışına çıkmasına, tanzim satış dükkânlarının kapanmasına göz yumdular. Böylece üretici ile tüketiciyi birbirine bağlayan büyük ve önemli bir köprü yıkıldı.
Türkiye, dünyanın önemli bir tarım ülkesi olarak üreticisini de tüketicisini de korumak zorundadır. Bunun yolu da kooperatifleşmenin ivedi olarak yaşama geçirilmesi, belediyelerin gereksiz işleri bırakarak halk pazarlarını, tanzim satışları yeniden yurttaşın hizmetine sunmasıdır. Ayrıca destekleme alımı yapmayan bir hükümet, çiftçisine, tarımına, tüketicisine ihanet eder.
Çiftçinin ucuz tohum, gübre, mazot, elektrik, araç ve gereç gereksinimi devletçe karşılanmalı. Sulanmayan toprak olmamalı ülkemde. Tarımsal sorunlar üreticiye kulak verilerek çözümlenmeli. Dışalım gibi kolaycı yöntemlerle üreticilik yok edilmemeli.
Siyasal iktidarlar hem üreticiyi hem de tüketiciyi aracılara soyduran bir sistemden yana olmamalı. Olursa eğer, bu onların halk karşıt olduklarını gösterir. Türkiye’den çok küçük ve verimsiz arazilerde büyük çapta üretim yapan ülkelerden öğrenilecek çok şey var. Ancak asıl öğreneceğimiz kendi geçmişimizdir. Cumhuriyet’in üreticiye, köylüye verdiği değerdir.
            Bugün başta ABD olmak üzere liberalizmin öncüsü olan birçok ülke, halkı ezen bu sistemden vazgeçmekteler. Türkiye’yi yönetenlerin halâ bu liberal politikalarda ısrar etmeleri anlaşılamaz bir durumdur. Tek çözüm, devletimizin kurucu anlayışındadır.
                                                                                               Adil Hacıömeroğlu
                                                                                               18 Temmuz 2018





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder