GÜVENLİ, SÜNGER KENTLER


Türkiye’nin hangi bölgesinde, hangi kentinde olursa olsun yağmur biraz çok yağdığında sular sele dönüşüp yurttaşlarımıza büyük felaket yaşatmakta. Taşkınlar; kentleri yıkıyor, insanları öldürüyor, kenti yaşanmaz duruma getiriyor? Peki, niye?

Yaşamın kaynağın suyun öldürücü bir canavara dönüşesine neden olan, insandan başkası değil. Ülkemizi ve kentlerimizi yönetenler, doğanın dilini, dengesini, kurallarını bilmiyor ve bilse de bunlara göre davranmıyor. Cebini düşünen yöneticiler kentlerimizin, ülkemizin ve insanlığın en büyük düşmanları. İkincisi ise kentleri oluştururken bilimsel ilkelere uyulmuyor. Bilim, insanın yaşamını kolaylaştıran bir şey. Ne yazık ki bilimi kendine kılavuz edinmeyen yöneticiler kentleri yaşanamaz yerlere dönüştürmekte. Öncelikle söyleyeyim ki kentlerde yaşadığımız su baskınlarının suçlusu doğa değil, kentleri yönetenler.

Dünyanın birçok ülkesinin Türkiye ile karşılaştırıldığında daha çok yağmurlu olduğunu görürüz. O zaman usumuza şu soru takılıyor: Bu ülkelerde sel baskınları niye olmuyor? Çünkü bu ülkelerde doğayla uyumlu, bilime dayalı bir kentleşme söz konusu. Son yıllarda gelişmiş ülkelerde sünger kentler öne çıkmakta. Peki, nedir ve nasıl oluşuyor bu sünger kentler?

Beton ve asfalt gibi geçirimsiz yüzeyler yerine yağmur suyunu sünger gibi emen, süzen, depolayan ve yeniden kullanıma sunan doğanın kurallarına uygun tasarlanan kentlerdir. Bu kentlerde yağmur suları doğrudan kanalizasyona değil, toprağa verilir. Sular cadde sokaklarda birikerek dereye dönüşmez. Kavşaklarda, kent alanlarında, dinlençlerde[1], eğleklerde[2], yollarda, alt geçitlerde göletler oluşmaz. Yağmur sularının önemli kısmı yer altında depolanır ve sonrada kullanılır. Böylece bir yandan kentleri su baskınlarından korurken diğer yandan da su hasadı yapılır. Günümüzde doğamız ve insan yaşamı için çok değerli olan su, boşa harcanmaz. Bu yolla yeraltı suları beslenir. Bu da doğal dengenin sağlanmasına önemli bir katkı yapar.

Yağışlı günlerde yapılan su hasadı, kentlerde ısı adalarının oluşmasının önünde durur. Sıcağın yapay biçimde aşırı artmasını önler sünger kentler. Betonun yazın oluşturduğu aşırı sıcağı engellediği gibi, kışın da aşırı soğuğu azaltır.

Sünger kentlerin olmazsa olmazı çatı bahçeleri. Kentler oluşturulurken yapıların üstü bahçe olarak düzenlenir. Bu bahçelere birçok gelişmiş ülke kentlerine rastlamak olanaklı. Buralarda kolayca yetişen meyve ve sebzeler yetiştirilir. Bu bahçeler yağmur sularıyla sulanır. Bazı bahçelerde kümes hayvanları bile var. Ayrıca fazla yağmur suyu sarnıçlarda biriktirilerek kurak geçen günlerde kullanılır bu birikim. Kentin ve evlerin boş alanlarında bitki yetiştirilir. Bu da yağmur sularının değerlendirilmesini sağlarken suyun sele dönüşmesini önler. Taşıtların toplu olarak bırakıldığı eğleklerin tabanları suyu geçiren bir yapıda olmalı. Ayrıca kentin belli yerlerinden yağmur suyunu biriktirip taşıyacak biyolojik kanallar açılmalı. Bazı boş alanlarda göletler yapılmalı.

Ülkemizde İzmir ve Antalya büyükşehir belediyeleri, sünger kent oluşturma konusunda ilk adımı attı. Çin’in Şanghay, Wuhan, Haikou, ABD’de Seattle, Almanya’da Berlin ve kent devleti olan Singapur bu konuda ilk sayılabilecek örnekler.

Sünger kentlerin ilk örneklerinden biri ülkemizdir. Eskiden cadde ve sokaklarımızda Arnavut kaldırımları vardı. Bu kaldırım biçimini ülkemize getiren Arnavut taş ustalarıydı. Doğal taşların düzensiz döşenmesiyle yapılırdı bu kaldırımlar. Taşlar aralıklı olduğundan sular toprakla buluşurdu. Kent içinde taşıtların geçtiği yollar bile bu taşlardan oluşurdu. Bu yollar çok dayanıklı ve uzun ömürlüydü bu kaldırımlar. Yıllarca aynı kaldırımların üzerinde yürürdü insanlar. Taşıtlar için de bu durum geçerliydi. Sökülüp yapılması da çok kolaydı. Bu kaldırımlarda tek sorun, sivri topuklu ayakkabı giyen kadınların yürüme zorluğuydu. Bu konuda kadınların karşı çıkışı vardı. Zamanla bu doğal kaldırımlar söküldü. Yerine su sızdırmaz kilit taşlar döşendi. Taşıt yolları baştan sona asfaltlandı. Bazı yollara beton döküldü. Ne yazık ki bize özgü olan bir sistemi kendi ellerimizle yok ettik.

Su baskınlarından kentleri korumak için ivedilikle yapılacak iş, yeşil alt yapıdır. Kent mimarisi oluşturulurken öncelenmesi gereken yeşil alanlar olmalı, çünkü kentler bir yaşam alanı. Yalnızca insanların değil, tüm canlıların yaşaması gereken bir yer. Diğer canlıların yaşayacağı ortam oluşmadığında kent yaşanmaz olur. Doğayı da kentleri de tüm canlıların ortak yaşam alanı olarak bellemek, bilmek gerek. Diğer canlıları yok sayan kent, kent olmaz.

Yağmur tarımsal bolluğu sağlayan ve doğal yaşamı var eden vazgeçilmez bir varsıllık, bizler için olmazsa olmaz toprak, hava, güneş gibi. Doğanın var olması için yağmur yağmalı. Sorun, yağmurun yağmasında değil; doğayı yok sayarak yaşanmaz kentleri oluşturan insanoğlunda. Bu gerçeğin ışığında ders çıkarmalı doğal olaylardan.

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       17 Ekim 2026

 



[1] Parklarda

[2] Otoparklarda

1 yorum:

  1. Saygıdeğer , Adil öğretmenim ,

    Kentlerin sel gerçeği, coğrafyanın doğa yasalarıyla; sosyolojinin ise rant, yönetim anlayışı ve toplumsal sorumlulukla kesiştiği noktada yatıyor. Çözüm, suyla savaşmak değil, suya kentte yaşam alanı açmaktır. Bilimsel planlama, geçirgen yüzeyler, yeşil alanlar, yağmur suyu hasadı ve etkin denetimle kentlerimizi afete dirençli yaşam alanlarına dönüştürebiliriz.

    Unutmayalım: Doğayı yok sayan kentleşme felaketi büyütür; doğayla uyumlu kentleşme yaşamı korur.

    Sünger kentler yaklaşımını bilimsel, coğrafi ve toplumsal boyutlarıyla ele alarak çözüm odaklı farkındalık yaratan kaleminizi kutluyor, bu duyarlı ve yol gösterici kıymetli yazınıza teşekkür ediyorum.
    👏👏🙏🏻📚✨💐🍀

    YanıtlaSil