Türkiye,
yıllarca İsrail’den sebze tohumu aldı. Bu tohumlar ne yazık ki hibrit… Hibrit
tohum, bir sonraki yıla saklanamaz. Yani ondan üretilen bitkinin tohumu
çoğalmaz. Bu tohumlar kısır… Böyle olunca her yıl, İsrail’den yeniden tohum
almak zorunda kalıyor ülkemiz. Bu da dışa bağımlılığı getiriyor.
Hibrit
tohum; aynı bitkinin üstün özelliklerini taşıyan farklı türünün çaprazlanmasıyla
elde edilen, yüksek verimli, bitkisel sayrılıklara dirençli, nitelikli melezlenmiş
tohumdur. Bu tohumlar ekildiğinde verim yükselir. Ancak bunlar, sürekli
ekildiğinde ata tohumu giderek yok olur. Oysa ata tohumu, türün tüm doğal
özelliklerini taşır. Ata tohumunun yok olması demek, hibrit tohuma bağımlılık
demek. Bunlar İsrail’den alındığına göre ülkemizin Tel Aviv’e bağımlı olması
anlamına gelir. İsrail’den başta domates, biber ve salatalık tohumları alındı
yıllarca. Ne yazık ki bu tohumlardan üretilen sebzelerin tadı, biçimi, niteliği
ve dayanma süresi değişti. Sebzeler aynı fabrikadan çıkmış gibi biçimsel
özellikler göstermekte ve erken çürümekte.
Türkiye’nin
İsrail’den tohum satın alması ve dolayısıyla bu ülkeye sebzecilik alanında
bağımlı olması kamuoyunda çok eleştirildi. Bu bağımlılığın ülkemizin yerli
tohumlarını yok etme noktasına getirdiği sıkça söylendi. Ne yazık ki iktidarda
bulunanlar; bu eleştirilere, karşı çıkışlara, ata tohumlarımızı koruma isteğine
kulak asmadı.
Türkiye,
Cumhuriyet’in kuruluşuyla başlayarak özellikle devlet üretme çiftliklerinde
tohum ıslağı konusunda önemli çalışmalar yaptı. Köylüye bu konuda devletçilik
ilkesi, çerçevesinde destek oldu. Çiftçinin üretimini artırmak için ona, tohum
desteği verdi devlet. Bunun yanı sıra bahçe ve tarlalardaki zararlıları yok
etmek için ilaç, toprağın verimini artırmak için gübre desteği verildi. Ayrıca
çiftçinin ürününü değerlendirmek, tüketiciye rahat ulaşmasını sağlamak için
üretici birlikleri kuruldu yurdun dört bir yanında. Ne yazık ki 24 Ocak 1980
kararlarının 12 Eylül darbesiyle yaşama geçirilmesiyle başlayan
özelleştirmelerle üretici birlikleri yok olmayla karşı karşıya geldi. Devlet
destekleri azaldı. Yerli tohum ıslahı çalışmaları savsaklanınca İsrail gibi
ülkelerden tohum alınır oldu. Bu da en yaşamsal üretimde dışa bağımlılığı
getirdi.
İsrail
devleti kuruldu kurulalı Filistinlileri hem yurtlarından sürüp atıyor hem de
soykırıma uğratıyor. 7 Ekim 2023 günü başlayan savaşla Filistinlilere soykırım
hızlandı. Çoluk çocuk Filistinliler topluca öldürülmeye başlandı. Günümüze dek
Batı Şeria ve Gazze’de bu öldürmeler, topraklara el koymalar sürdü. Bundan
sonra da süreceğe benzemekte.
7
Ekim 2023’te başlayan Gazze saldırısıyla AKP hükümeti, İsrail’e karşı sert
söylemlerde bulundu. Ancak el altından bu ülkeyle ticaret sürdü. Bu durum,
kamuoyunca anlaşıldığında büyük tepkiler oldu hükümete karşı. Tohum konusu da
gündeme geldi. En sonunda tarım bakanı, 2023’ten beri İsrail’den tohum
alınmadığını açıkladı. Ancak İsrail firmalarıyla görünürde ortak üretim yapan Türk
olan firmalar var. Kısacası İsrail, kendi ülkesinde değil; Türkiye’deki
işbirlikçileriyle tohum üretip çiftçimize satmakta. Eğer bu durum gerçekse
kabul edilemez. Halkı bu yolla kandırmak yakışık almaz. Bir hükümet, her konuda
halkına doğruyu söylemek zorunda. Hülle yoluyla İsrail tohumunu köylüye satmak
halkı aldatmaktan başka bir şey değil.
Türkiye’nin
üçüncü ülkeler aracılığıyla İsrail’den tarım için tohum satın aldığı
savlanmakta. Bu doğruysa böylesi bir aldatmacayı kabul etmek olanaklı mı?
Hükümet,
İsrail’le ilişkilerine ve ticaretine açıklık getirmeli. Tohum konusunda yerli
üretime önem vermeli. Türkiye tohumculukta dışa bağımlılığın her türlüsünden
kurtulmalı. Ulusal olanaklarla yerli tohumculuk desteklenmeli. Hangi alanda olursa
olsun dışa bağımlılık bir ülkenin çökmesine neden olur. Bu nedenle dışa
bağımlılık ortadan kaldırılmalı. Her alanda tam bağımsız Türkiye ülküsüne
ulaşmak, ulusumuzun asıl amacı olmalı. Bu da Atatürk’ün gösterdiği yolda
yürüyerek olur.
Adil
Hacıömeroğlu
2
Mayıs 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder