Ünlü
Türk düşünürü Ziya Gökalp: “Ben, sen yokuz; biz varız” diyor. Ne güzel bir söz…
Günümüzde bencilliğin tavan yaptığı ve toplumsal çözülmenin kaygı verici bir
duruma geldiği bir dönemde bu sözün değeri, yol göstericiliği daha da önem
kazanmakta. “Biz olmak” insanoğlunun yaşamda var olmasının, geleceğe güvenle
bakmasının biricik yolu. Çünkü insan, tarih boyunca biz olduğunda varlığını sürdürebilmiş.
Ben sen dilinin egemen olduğu nice topluluklar yok olup gitmiş.
Toplumları,
dolayısıyla insanları çökertip yok eden ben, sen dil ve kavgası. Değişen
siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik koşullar nedeniyle insanlara “ben”
dili egemen olmuş kimi zaman. “Ben dünyanın merkezindeyim, sen ikincilsin hep.
Ben varsam sen varsın. Ben yoksam ne dünya ne de evren var” benzeri sözleri çok
işitir olduk. Bencillik, toplumsal çıkarları yok saymakta. Bu yüzden toplum
olmanın, diğer insanlarla dayanışma ve yardımlaşma içinde bulunmanın sağlayacağı
yararların farkında değil çoğu kişi. Üstelik biz olduğumuzda bu dünyada var
olabileceğimizin ayırdına da varamıyor çoğu insan. Oysa güç bende değil, bizdedir.
Toplumum
en küçük yapıtaşı aile. Biz anlayışının var olup kök salacağı yer, burası. Aile
olmasa toplum da olmaz. Sağlam bir toplumu oluşması için sağlam, güçlü ailelere
gereksinim var. Bu nedenle biz olmanın benimsenip yaşama geçirileceği yer,
gözümüzü açtığımız anne baba ocağımız. Bu ocakta filizlenir çocuğun kişiliği, toplumsal
anlayışı, dünya görüşü, yaşama bakışı. Aile üyeleri, biz olduğunda yıkılmaz
olur. Bu kutsal ocaktaki her birey, kendi çıkarını diğerlerininkinden üstün
tutmadığında biz olunur. Anne, baba ve çocuklar bu ocakta sevgi, saygı, güven, özveri,
dayanışma ve yardımlaşmanın kişiye ve aileye kazandırdığı sonsuz gücün ayırdına
varır. O güçtür ki, biri düştüğünde diğerleri düşmüş gibi duygudaş olup yerdekini
kaldırır.
Aile,
toplumun en küçük yapı taşı dedim, ancak onun parçalanamaz çelik çekirdek
olduğunu söylesem yanlış olmaz sanırım. Çünkü aile parçalandığında toplum da
parçalanıp yok olur. Bu nedenle çelik çekirdeği sağlam tutmak gerek. Çoğu
ailede karı koca arasında sen ben tartışması sürüp gider. Bu, çelik çekirdeği
içten parçalar. Biz yerine, sen ben olmayı yeğleyen karı koca, çocuklarının
yüreklerini de parçaladıklarının farkında değil. Oysa aileyi aile yapan biz
olmak. Biz olunmadığında ben sen tartışmalarıyla kutsal ocak içten içe kaynar. Sonunda
da parçalanıp dağılma kaçınılmaz olur. Beceri ben sen olmakta değil, biz
olmakta. Biz olduğumuzda güçlü olur, kuşaklar boyunca tüten ocağa kök salarız.
Ailede,
amaç ve ülkü birlikteliği olmalı. Kutsal çatı altında yaşayan tüm bireyler, bir
ortak amaca varmak, ülkülerini gerçekleştirmek için omuz omuza vermeli. Bu
konuda anne ve baba, çocuklarına örnek olmalı. Çünkü çelik çekirdeği ilk
oluşturup var eden onlar. Anne ve baba biz olduğunda, bu dille konuştuğunda
çocuklar da biz anlayışını benimseyecekler doğal olarak. Çünkü arka tekerlek,
ön tekerleği izleyip onun yolundan gider.
Aile,
özverinin boy attığı toplumsal birim. Buradaki biz dili bencilliği değil,
sencil olmayı gerektirir. Karşındakinin çıkarlarını, haklarını gözetip korumak
dayanışmanın, yardımlaşmanın, duygudaşlığın en güzel biçimi. Her bireyin
diğerine, varlığına, kişiliğine, farklılığına, yeteneklerine saygı göstermeli. Bireyler
arasında saygı ve sevginin olmadığı bir sosyal ortamda biz anlayışı gelişip boy
atmaz. Sevgi ve saygı karşılıklı güveni de ortaya çıkarır. Sevgi, saygı ve
güvenin olduğu yerde duygudaşlık olmazsa olmazdır. Duygudaş olmak, insanı insan
yapar. Onun vicdanını geliştirir. Böyle birinin başkasına zarar vermesi, toplumsal
çıkarları hiçe sayması düşünülemez bile.
Biz
dili yalnız aileye değil, buradan başlayarak sınıfa, okula, takıma, mahalleye
ve giderek tüm toplumsal birimlere egemen olmalı. Sen ben tartışmalarının,
kavgalarının olduğu bir sınıftaki başarı, biz dilinin egemen olduğu ve eyleme
dönüştüğü sınıfa göre daha düşüktür. Bunu genişletip okula yayarsak başarının,
verimin gözle görülür bir biçimde yükseldiğinin tanığı oluruz. Biz dili, toplumun
tüm birimlerine egemen olmalı hangi alanda olursa olsun. Ben sen çekişmesiyle
yok olur, biz olduğumuzda varlığımız sonsuza dek sürer.
Ailede
başlayan sen ben tartışması, ister istemez topluma da yansır. Topluma sen ben
anlayışı egemen olduğunda ne birlikten ne yardımlaşma ve dayanışmadan ne de
ortak amaçtan söz edilebilir. Bir toplumun el ele, gönül gönüle peşinden koşacağı
ortak amacı, erişmek için özveriyle bir araya geleceği ülküsü olmalı.
Toplumdaki ben sen dili, bireyleri birbirinden ayrıştırır. Toplumu oluşturan
bireyler değişik yönlere savrulup gider kurumuş yaprak gibi. Kurumuş yaprağın
gideceği yönü kendi istenciyle değil, yelin estiği yöne ve gücüne göre
belirler. Yel nereye savurursa oraya gider. Bu nedenle en küçük yelde sağa sola
savrulan kuru yaprak değil, dalına sıkı sıkıya tutunmuş, bağlı capcanlı bir
yaprak olmalı.
Ziya
Gökalp’in dediği gibi ben sen yokuz; biz varız. Çünkü ben sen demek, çekişip
kavga etmek demek değil mi? Biz ise güven, saygı, sevgi, dayanışma, yardımlaşma,
özveri, duygudaşlık, amaç ve ülkü birlikteliğini sağlar. Biz olmanın gücünü,
mutluluğunu, erincini birlikte yaşamak toplumun tüm bireylerinin kayıtsız,
koşulsuz hakkı olmalı.
Adil
Hacıömeroğlu
7
Ağustos 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder