Harf
Devrimi, halkımızın okuma yazmayı öğrenmesi için zorunluluktu. Çünkü Arap
abecesinde[1] sesli harflerin azlığı,
yazıp okunmasının Türkçeye uymaması bu değişikliği gerekli kılmaktaydı. Aslında
abece değişikliği, Osmanlı döneminde de tartışılan bir konuydu. Bu konuda bazı
çalışmalar yapılsa da yeni harflerin kabul edilmesi konusu yaşama geçmedi.
Atatürk,
9 Ağustos 1928 Perşembe akşamı Sarayburnu’nda bir halk eğlencesine katılır.
Halkın coşkun sevgisiyle karşılanır. Gazi’nin aralarına katıldığını gören halk,
eğlenceye ara verir. Sessizlik içinde onun konuşmasını bekler. Gazi, halka bir
söylevde bulunur. Bu söylevinde, Harf Devrimi’nden söz eder.
“Bu
vaziyetin bana ilham ettiği hissiyatı huzurunuzda ufak notlar halinde tespit
ettim. Bunları içinizden bir vatandaşa okutacağım. Arkadaşlar, benim bu
notlarım asıl Türk harfleriyle yazılmıştır. (Atatürk’ün Bütün Eserleri Cilt 22,
Kaynak Yayınları, Birinci Basım: Ağustos 2007, s. 155)” Atatürk, kendisini
dinleyenler arasından rast gele birini çağırdı. Yeni harflerle yazılmış metni,
çağrılan kişi okuyamadı. Bunun üzerine Atatürk, gencin elinden notları alarak
şunları söyledi:
“Vatandaşlar,
bu notlarım Türk harfleriyle yazılmıştır. Kardeşiniz bunu derhal okumaya
teşebbüs etti ve okuyabilir de. Ancak henüz tamamen alışmamış olduğu görülüyor.
İsterim ki, bunu hepiniz beş on gün içinde öğrenesiniz. Arkadaşlar, güzel
dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Arkadaşlar, bizim
güzel, ahenkli, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir.
Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve
anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve lüzumu anlamak mecburiyetindeyiz.
Anladığınızın belirtilerine yakın zamanda bütün kâinat şahit olacaktır. Buna
katiyetle eminim. Şimdi yeni Türk alfabesiyle yazdığım bu notları bir arkadaşa
okutacağım. Dinleyiniz, göreceksiniz ki, çok kolay yazılmakta ve okunmaktadır.
(Aynı yapıt, s. 155)” diyerek Atatürk, elindeki kâğıdı Falih Rıfkı Atay’a
verir. O da yazılanları halka okur.
Daha
sonra Atatürk sözlerini şöyle sürdürür: “Vatandaşlar, arkadaşlar! Çok söz, uzun
söz, bir şey için söylenir: Hakikati anlamayanları hakikate getirmek için… Ben bu devirleri geçirdim ve şimdi sözden
ziyade iş zamanıdır. Artık benim için, hepimiz için çok söz söylemeye ihtiyaç
kalmadığı kanaatindeyim. Bundan sonra bizim için faaliyet, hareket ve yürümek
lazımdır. Çok işler yapılmıştır. Ama bugün yapmaya mecbur olduğumuz, son değil,
lakin çok lüzumlu bir iş daha vardır:
Yeni
Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Yeni Türk harflerini her vatandaşa, kadına,
erkeğe, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik ve
milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki, bir
milletin, bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma yazma bilir, yüzde sekseni,
doksanı bilmezse, bu ayıptır. Bundan insan olanların utanması lazımdır. Bu
millet, utanmak için yaratılmış bir millet değildir. İftihar etmek için
yaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Fakat milletin yüzde
sekseni okuma yazma bilmiyorsa, bu hata bizde değildir. Türk’ün karakterini
anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Artık mazinin
hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları düzelteceğiz. Hataların
düzeltilmesinde bütün vatandaşların faaliyetini isterim. En nihayet bir sene,
iki sene içinde bütün Türk toplumu yeni harfleri öğreneceklerdir. Milletimiz
yazısıyla, kafasıyla bütün medeniyet âleminin yanında olduğunu gösterecektir.
(Aynı yapıt, 157)” Bu sözler, Türk tarihine altın harflerle kazındı. Böylece yurdun
her yanında açılan kurslar ve okullaşmayla başlayan bir süreçte yurttaşlarımız,
okuma yazmayı hızla öğrendi.
Yeni
Türk harfleri, 1 Kasım 1928’de TBMM’de kabul edilen 1353 numaralı yasayla resmileşir.
Daha sonrada Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girer.
Atatürk,
1 Kasım 1928’de Türkiye Büyük Millet Meclisi 3. Devre 2. Toplantı Yılını Açılış
Konuşmasında Harf Devrimi ile ilgili şunları söyler:
“Aziz
arkadaşlarım, her şeyden evvel her gelişmenin ilk yapıtaşı olan meseleye temas
etmek isterim. Her vasıtadan evvel büyük Türk milletine, onun bütün emeklerini
kısır yapan çorak yol haricinde kolay bir okuma yazma anahtarı vermek lazımdır.
[Sürekli alkışlar.] Büyük Türk milleti cehaletten az emekle kısa yoldan ancak
kendi güzel ve asil diline kolay uyan böyle bir vasıta ile sıyrılabilir. [Alkışlar.]
Bu okuma yazma anahtarı ancak Latin esasından alınan Türk alfabesidir.
[Alkışlar.] Basit bir tecrübe, Latin esasından Türk harflerinin Türk diline ne
kadar uygun olduğunu, şehirde ve köyde yaşı ilerlemiş Türk evlatlarının ne
kadar kolay okuyup yazdıklarını güneş gibi meydana çıkarmıştır.[Alkışlar.]
Büyük
Millet Meclisi’nin kararı ile Türk harflerinin katiyet ve kanuniyet kazanması,
bu memleketin yükselme mücadelesinde başlı başına bir geçit olacaktır. (Aynı
yapıt, s. 282)” Atatürk, bu sözleriyle toplumu geri bırakan bilgisizlikten
zaman geçirmeden kurtarmak istemekte. Çünkü gelişmiş bir toplum olmanın yolu
eğitimden geçer. Eğitim de okuryazar olmakla başlar.
“Efendiler,
Türk harflerinin kabulü ile hepimize, bu memleketin bütün vatanını seven yetişkin
evlatlarına mühim bir vazife düşüyor. Bu vazife, milletimizin tamamen okuyup
yazmak için gösterdiği şevk ve aşka bilfiil hizmet ve yardım etmektir. Hepimiz,
özel ve genel hayatımızda rast geldiğimiz okuyup yazma bilmeyen erkek kadın her
vatandaşımıza öğretmek için büyük arzu göstermeliyiz. Bu milletin asırlardan
beri hallolunamayan bir ihtiyacının birkaç sene içinde tamamen temin edilmesi,
yakın ufukta gözlerimizi kamaştıran bir muvaffakiyet güneşidir. [Alkışlar.]
Hiçbir muvaffakiyetin hazlarıyla kıyas kabul etmeyen bu muvaffakiyetin heyecanı
içindeyiz. Vatandaşlarımızı cehaletten kurtaracak bir sade muallimliğin vicdani
hazzı mevcudiyetimizi doldurmuştur. (Aynı yapıt, s. 282)” Büyük Önder’in
cehaletle savaşı övgüye değer.
Atatürk,
yukarıdaki konuşmasında TBMM üyelerinden başlayarak herkesin ulusal bir
seferberlik bilinciyle davranması gerektiğini vurgulamakta. Herkes, rastladığı
yurttaşa okuma yazma öğretme görevini üstlenmesi gerek. Okuryazarların halka
okuma yazma öğretmek için öğretmen olmasını istiyor. Çünkü toplumumuzun bu
gerilikten kurtulması zorunluluk. Bu konuda toplumsal bir bilinç, özveri ve çalışma
olmalı.
Harf
devrimi ile eğitim ve kültür yaşamımız, gelişmiş ülkelerin düzeyine yaklaştı.
Yüzyılların geriliği, toplumsal bir seferberlik, bilinç ve özveriyle aşıldı.
Çağdaş Türkiye’nin oluşmasında Harf Devriminin çok önemli katkısı var, bu
yadsınamaz. Bugün ulusça görevimiz, Harf Devriminin getirdiği kolaylıkla eğitim
ve kültür yaşamımızı daha da ileriye götürmek değil mi?
Adil
Hacıömeroğlu
1
Kasım 2026
[1] “Alfabe”
sözcüğü yunanca kaynaklı Fransızcadır. Bu nedenle Türkçesini kullanmak dilimizin
gelişmesine önemli katkı yapar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder