14 Haziran 2018 Perşembe

ARİFE



Bayramlarda kapı kapı dolaşıp el öperek para ya da başka bir şey almayı oldum olası sevmem. Zaten köy enstitülü babam, kardeşlerim ve bana bunu çok küçük yaşlarda bize yasaklamıştı. Hem de gerekçelerini anlatarak… Bu nedenle çocukluğum boyunca yaşlıları bayramlarda ziyaret edip onların gönlünü aldım. Ancak onların verdikleri paraları asla kabul etmedim. Bayramlarını kutladığımız kişilerin aşırı ısrarlarına karşın verdikleri paraları kibarca reddederdik. Babam: “Emek harcamadığınız, hakkınız olmayan paraya el sürmeyeceksiniz.” derdi ısrarla. Ancak ikram edilen şeker, meyve ya da kuruyemişlerden bir tane alır teşekkür ederdik.
Bayramlarda çocukları sevindirmek çok güzel bir şey… İnsanların özel günlerde birbirlerine armağanlar vermeleri hem bireyler arasındaki ilişkileri geliştirmede hem de toplumsal dayanışmayı güçlendirmede önemli rol oynadığı kanısındayım. Ancak çocukları kapı kapı dolaştırmanın yanlışlığı da ortada. Küçük yaştaki bireylere el avuç açtırmak, onları gelecekteki davranışlarını da belirlemekte.
İsabey… Denizli’nin Çal İlçesine bağlı bir kasaba… Selçuklular döneminin akıncılarınca kurulmuş. Kasabaya, Selçuklu beylerinden İsa Bey’in adı verilmiş. Ancak eski uygarlıkların da izlerine rastlamak olanaklı. Okumuş yazmışı oldukça çok. İsabey halkı, modern yaşama uyum sağlamakla birlikte geleneklerini de korumakta.
İsabey’de yüzyılları aşıp gelen ve modern yaşamın yok edemediği bir gelenek var. Arife…
Arife gününden önceki gece çocuklar yıkanır. Arife sabahı, çocuklar bayramlık giysilerini giyerler. Kasabanın her mahallesinde bulunan alanlarda toplanırlar. Alanın bir kenarında dizilirler. (Son zamanlarda kasaba çok göç verdiğinden ve nüfus planlaması gereği az çocuk yapıldığı için çocuk sayısı oldukça azaldığından bu toplanmalar yalnızca belediyenin önünde yapılmakta.) Toplanan çocukların boyunlarında ya da ellerinde küçük torbalar asılıdır. Bazı çocuklar ise torba yerine kutu getirirler yanlarında.
Büyükler, sabah erkenden bayramlık kıyafetleriyle önce mezarlık ziyareti yaparlar. Ziyaretten sonra ivedilikle mahallelerine dönerler. Çünkü onları bekleyen çocuklar vardır. Yazın sıcağında, kışın ayazında çocukları bekletmemek gerek. Kimi kasaba bakkallarından şeker, çikolata, bisküvi… gibi çocukların sevdiği şeyler alırlar. Kimileri ise evlerinden meyve ve kuruyemişler getirirler. Bazı evlerde akşamdan ocaklar yakılır bazlama ve katmer için. Pişirilen bazlamalar, katmerler çocukların yiyeceği ölçülerde bölünür. Çocuklar arasında ayrım yapmadan sırayla hepsinin torbasına ya da kutusuna şekerler, çikolatalar, bisküviler, elmalar, armutlar, bademler, cevizler, fıstıklar, kuru üzümler, bazlamalar, katmerler… eşit olarak dağıtılır.
Ne büyükler ne de küçükler törenin ciddiyetini bozar. Her şey büyük bir ağırbaşlılık içinde yapılır. Elleri dopdolu gelen büyüklerin yanına koşan, biriken çocuk olmaz. Bağırıp çağırana da rastlanmaz. Verilenlerden bir tane olsun fazla isteyen çıkmaz. Armağan dağıtanların başına üşüşülmez. Dağıtıcılar sağından, solundan, önünden, arkasından çekiştirilmez. Çocuklarda yoksul olsun, varsıl olsun olağanüstü ölçüde bir tok gözlülük vardır. Büyüklerde de belirgin bir adalet duygusu.
Arife’de, çocuklara armağan verilirken ilgi çeken en önemli şey, burada el öpmenin olmaması. Çocukların dilinden yalnızca “Sağolun!” sözü işitilir. Burada boyun bükme, yalvarma, diliyle olmasa bile bakışlarıyla el avuç açma yok!
Sekizinci sınıfı İsabey Ortaokulunda okudum. Ayrıca bazı bayramlarda Ailecek dedemi ziyarete geldiğimizden birkaç Arife’ye tanık oldum. Bu da benim için ayrıcalıklı, büyük bir mutluluk…
Son yıllarda Arife’de çocuklara kalem, defter, silgi, oyuncak… gibi armağanlar da verilmekte. Böylece Arife’de dağıtılanlar da çağa ayak uydurmakta.
Arife akşamı, çocuklar topladıkları çalı çırpı, odunlarla büyük bir ateş yakar. Bir derenin iki yanında bulunan Mozalar ve Serdarlar mahallelerinin çocukları iki takım oluştururlardı. Tanar ateşi her iki yanda da yakılır. Hangi ateşin daha çok alev çıkardığına bakılarak kazanan takım belli olurdu. Her iki mahallenin çocukları da kendi ateşlerine yakından baktıkları için kendi ateşlerinin dana büyük olduğunu düşünürlerdi. Bu nedenle de herkes kendi takımını birinci sayardı.
            Bayramlarda her yörede küçükler büyüklerin ayağına giderken, İsabey’de büyükler küçüklerin ayağına gitmekte. Bu gelenek, bu kasabada çocuklara (yani yarının büyüklerine) verilen önemi, değeri göstermekte. Çocuklarına değer veren, onlara saygı gösteren toplumlarda demokrasi gelişir, davranış biçimine dönüşür. Böylece toplumlar, geleceklerini güvence altına alır. Çocuklar özgür bir gelişim gösterdiklerinden yaşam savaşımında başarılı olurlar.
Arife’den söz açılmışken annemden dinlediğim önemli bir anıyı anlatmadan geçemeyeceğim.
Annem, övünmek gibi olmasın, ama İsabeylidir. On-on bir yaşlarında bir çocuktur. Kendisinden iki yaş küçük teyzem var. Arife’ye gidilecek bir sonraki gün, ama annemle teyzeme yeni elbiseler alınmamış. Annem, “Yeni elbisem yok, Arife’ye gitmem.” diye tutturmuş. Teyzem de ona uymuş. İkisi de ağlamaklı ve üzgün. Dedem, anneannem, annemden büyük olan dayılarım yalvar yakar… Annem de teyzem de ikna edilememiş bir türlü. Dedem çaresiz, çocuklarının bu üzüntüsüne dayanamamış. Gecenin bir yarısında giyinmiş, çıkıp gitmiş. Nereye mi? Çulfa’ya…
Çulfa, eskiden köy ve kasabalarda genellikle gezici olarak kumaş satan kimse. Satacağı malları evinde bir odada saklar. Sabah erkenden atına ya da at arabasına kumaşları yükleyerek köy köy, kasaba kasaba, pazar pazar gezerek satış yapar. Köy ve kasabaların dükkânı olmayan manifaturacısıdır çulfa.
Kırsal yerleşimlerde insanlar erkenden uyurlar. Gün, güneşin doğuşuyla başlar; güneşin batışıyla biter. İşe, güce yetişmek için erken kalkmalı. Yatacak değil, çalışacak zamandır. Tarlada, bahçede neredeyse tüm işler insan gücüyle yapılmakta. Yorgun bedenler günbatımında kuş gibi yatağa düşer. Birtakım işleri, loş karanlıkta yapmak için uyku meleğiyle adeta savaşılır.
O zamanlar köy ve kasabalarda elektrik yok. Gaz lambası en önemli aydınlanma aracı. Televizyon yok! Radyo çok az evde bulunmakta. Radyoyu sürekli açık tutmak, pil masrafını artırmakta. Gece çok oturmak ise gazyağı tüketimini çoğaltmakta. Devir tutumlu olma devri…
Dedem, gece karanlığında, Çulfa Dayı’nın Orta Mahalle’deki evine varıyor. Çulfa Dayı, dualarla “hayırdır inşallah!” diyerek kapıya yöneliyor. Dedem, kapıyı çalarken kendi adını söylemeyi unutmuyor tabi ki. Kapı açılınca dedem: “Hayırdır, hayır…” diyor. Çulfa Dayı’dan, iki kızına Arife için elbiselik kumaş istiyor. Çulfa; dudaklarında gülümseme, gözlerinde sevgiyle loş ışıkta birkaç top kumaş getiriyor dedemin önüne. Dedem de birini seçiyor. Kumaşlar kesilip parası ödendikten sonra evin yolu tutuluyor. Ev ahalisi ayakta. Dedem, kumaşları getiriyor. Anneannemler, hemen işe girişiyorlar. Gece annemle teyzemin Arife giysileri dikiliyor. İş bitince ikisi de mutlulukla yataklarına girip uyuyorlar. Sabaha az kalmıştır. Uykuyla uyanıklık arasında geçen bir gecenin sabahında yeni elbiselerini giyip Arife için mahallede Dibek Başı denen alana koşuyorlar mutlulukla. Dedemin mavi gözlerinde su damlacıklı bulutlar geçip gidiyor ardı ardına.
Annem, yukarıdaki anısını anlattıkça hüzünlenir, dedeme olan özlemi bin kat daha artar. “Ah babacığım ah…  Bizi mutlu etmek, sevindirmek için gece yarısı Çulfa’ya gidip elbiselik kumaş aldı.” Der ve gözleri buğulanır yıllar öncesinin bu güzel günlerine giderek.
İşte, İsabey’de çocuklar böylesine değerlidir. Anne ve babalar çocukları arasında cinsiyet ayrımı yapmazlar burada. Yıllardır babadan ya da anneden kalan mal mülk eşit olarak paylaşılır. Oysa ülkemizin birçok yerinde kızlar itilip kakılır. Anne baba kalıtından pay alamazlar.
Arife geleneği benim bildiğim kadarıyla bir tek İsabey’de var. Önemli bir gelenek. Bu gelenek; ruhbilimciler, toplumbilimciler, eğitimciler, tarihçiler, siyasetbilimcilerce incelenmeli. Böylesi bir geleneğin yok olmaması için Kültür Bakanlığı harekete geçmeli. Yüz yılları aşıp gelen bu geleneği tüm Türkiye, sonrasında ise tüm dünya tanımalı.
Atatürk, dünyada ilk kez çocuklara bir bayram armağan ederken belki de bu gelenekten esinlenmiştir. Ne dersiniz?
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       30 Mart 2018 
Not: 15 Haziran 2018 tarihli Aydınlık Gazetesinde "İsabey'de Arife Günü" başlığıyla yayımlanmıştır.


1 yorum:

  1. Sonsuz tesekkurler bizler böyle büyüdük b uyutulduk beni en az 55 yıl geriye g oturdunuz Bizler bas egmemeyi saglun teşekkür ederim demeyi kimseden para kabul etmemeyi daha 4,5 yaşlarındayken öğrendik Cocuklarimizida ayni gorenekle buyuttuk simdi etrafima bakiyorum cok az kalmisiz ne yazikki bize geleneklerimiz unutturulmak Turk kimligimiz yok edilmek isteniyor kaleminize, yureginize saglik

    YanıtlaSil