TİNSEL BAĞIŞIKLIĞI OLMAYAN ÇOCUKLAR


Çocukların günümüzdeki en büyük sorunu, evlerde kapanıp kalmaları. Çok kısa süreli de olsa çocukların zaman geçirdikleri yerler, ailecek gittikleri AVM’ler ve bazı aşevleri. Kısacası bir çocuğun yaşamı ev, okul, AVM’ler gibi kapalı alanlarda geçmekte.  Böylece çocuklar, kapalı alanlarında bulunmaktalar uzun süre doğadan ve arkadaşlarından soyutlanarak. Bir de diğer çocuklarla görüşüp oyun oynayamıyorlar. Bu durum, onların tinsel ve eğinsel gelişmelerini engellemekte.

Çocuklar; kapalı, dar alanlarda, dört duvar arasında tutsaklaştırılmakta. Buralarda ne güneş ne toprak ne de doğanın bin bir güzellikleriyle rengârenk varlıklarını görüyorlar. Farklı insanlarla tanışıp konuşma olasılıkları çok az. Doğanın gizlerini çözme olanakları yok! Doğanın güzelliklerini ne yazık ki içselleştiremiyorlar. Farklı çocuklarla tanışıp oyun oynamaları olanaksız bir şey... Oysa çocuğu her yönden büyüten, ona kişilik kazandıran, onun bilgisine bilgi katan eylemse oyun. Çocuğu böylesine zorunlu bir gereksinmeden uzak tutmak, onun gelişimini engellemekten başka bir şey değil. Ne yazık ki bu engeli koyan da bilerek ya da bilmeyerek çocuğun ailesi.

Balık denizde, karınca toprakta, kuş havada yaşar. İnsan yavrusu da bir toplum içinde var olur. Balığı, denizden çıkardığınızda yaşayamaz. Karınca, toprak altında yuvalanmasa dünya üzerinden yok olup gider. Kuşun kanatlarını yolup bıraksak uçamayacağı için hem avlanıp kendini besleyemeyeceği hem de kendini yırtıcılardan koruyamayacağı için yaşama tutunamaz. Kanatlarından yoksun olan kuş, kısa sürede yırtıcılara yem olur. Her canlı kendi doğasında, kendi türünün özellikleriyle yaşamalı.

Ormanların kralı sayılan aslanı, kutup bölgesine alıp götürsek ne avlanabilir ne de buzullar üzerindeki sert soğuğa dayanabilir. Kısa sürede yaşamı sona erer. Bir kutup ayısını da Afrika’nın boğucu sıcağına götürsek dayanamayıp yok olur orada. Demek ki her varlık, kendi, doğasına uygun bir biçimde yaşamalı.

İnsan sosyal bir varlık… İnsan, insanların olduğu yerlerde yaşamak zorunda. İnsanlar arası ilişki bir yandan onların sosyalleşmelerine yardım ederken diğer yandan da onların zekâlarının gelişmesini sağlar. Bir çocuğun gelişeceği yaşam alanı diğer insanların, özellikle de çocukların bulunduğu ortamlardır. Aslında kişi, topluluk içinde yaşayarak çok ayırdına varmadan eğitilmekte. Bu eğitim, insanoğlunun binlerce yıllık birikiminin imbikten geçirilmiş özüdür. Çocuklarını dört duvar arasına tutsak eden anne ve babalar, onların böylesine önemli bir eğitim alanından mahrum ediyorlar. Böylece çocuklarının tinsel ve tensel gelişmelerini engelliyorlar ne yazık ki.

Bir balık, tinsel bağışıklığını suyun içinde yaşadığı türdeşleri ce diğer su canlılarıyla sağlar. Bu tinsel bağışıklık, onun yaşam yolculuğundaki en büyük gücüdür. Çocuklar da tıpkı balıklar gibi tinsel bağışıklığa gereksinim duyar. Ona tinsel bağışıklığı kazandıracak olan diğer çocuklarla oynayıp kaynaşması; konu komşu, eş dost, hısım akrabayla içtenlikli iletişimler kurmasıdır. Tinsel bağışıklığı olmayan çocukların bağımsız iş yapabilme güçlerinin, üretken olmalarının, özgüvenlerinin, çevresiyle sağlıklı iletişim kurmalarının, kendileriyle barışık olmalarının, karşılarına çıkan sorunları çözmelerinin önü kapanır. Yaşam boyu türlü sorunlarla boğuşur.

Dört duvar arasına tutsak edilen çocuklar, yalnızlıklarını ne yazık ki sosyal medyada gidermekteler. Günleri ekran karşısında geçmekte. Oyun gereksinimini sanal ortamda karşılamaktalar. Yaşamın somut gerçeklerinden uzaklaşıp sanal ortamın soyutluğunda giderek yaşamdan koparlar. Aslında onu, yaşama bağlayacak, onu gerçekleriyle yüzleştirecek, sorunları çözme yeteneği kazandıracak olan oyun oynaması ve doğayı tanımasıdır. İşte, günümüz çocuklarının ekran uğruna feda ettiği yaşamın bu gerçeğidir.

Her anne ve babanın görevi, çocuklarının tinsel bağışıklık kazanmaları için gerekli ortamları, olanakları yaratıp hazırlamaktır. Bunu yapmak için de geleceğimiz, umudumuz olan çocuklarımızın ekran bağımlılığından kurtarılması için duyarlı davranmaktır. Bu durum; savsaklanacak, geçiştirilecek, görmezden gelinecek, ertelenecek, kulak arkası edilecek bir konu değil. Çünkü söz konusu olan çocuklardır, onların gelecekleridir.

Hiçbir anne, baba ve öğretmenin bu konuya uzak durmaları bağışlanamaz. Çünkü çocuklar yalnızca ailelerin değil; toplumun geleceği, umududur. Hiçbir toplum, kendi geleceğini, umudunu bile bile yok edemez.

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       31 Ocak 2026

 

                                                      

1 yorum:

  1. Değerli Adil öğretmenim,

    Yazınız ,teknoloji çağının hızla akan gürültüsü içinde sessizce yaralanan çocuk ruhlarına tutulmuş bir ayna niteliğinde.
    Tinsel bağışıklığın fark edilmeden nasıl zayıfladığını, yalın ama çarpıcı bir anlatımla ortaya koyuyor.
    Okuru suçlamadan düşünmeye çağıran, yargılamadan farkındalık uyandıran bu yaklaşım son derece kıymetli.
    Her satırda, çocukların görünmeyen yaralarına gösterilmiş samimi bir dikkat hissediliyor.
    Bu duyarlılık ve emek için içtenlikle teşekkür ederim.

    Bir çocuğun kalbi, dört duvar arasında kaldığında fark edilmeden daralır.
    Doğayla temas etmeyen, arkadaşlıkla güçlenmeyen, oyunla nefes almayan bir ruh,
    zamanla tinsel bağışıklığını yitirir; yalnızlaşır, kırılganlaşır
    ve hayatla kurduğu bağ giderek zayıflar.

    Gerçek dünyanın kokusunu almadan sanal dünyada büyüyen her çocuk,
    içinde eksik kalan bir alan taşır.
    Bu eksikliği onarabilecek en etkili kaynak ise,
    sevgiyle paylaşılan, özgüvenli,temas edilen, canlı bir yaşamdır.
    Usunuza, ruhunuza sağlık👏👏Kaleminizin izi daim olsun.🙏🏻💐📚✨Var olunuz.
    Saygılarımla

    YanıtlaSil