Yaşam,
her canlı için bir öğrenme, deneyim kazanma, becerilerini geliştirme alanı.
İnsan, doğduğu günden başlayarak sürekli öğrenir ve deneyimleriyle yaşamını
varsıllaştırır. Bu varsıllaşmanın en önemli ayağı, duygusal alandır. Bunu
yaparken her yaşın, her dönemin kendine özgü gereklilikleri var. Yaş ve döneme
göre yapılacak davranışlar, işler, duygusal alanda yaşamdan beslenme ertelemeye
gelmez. Zamanında yapılmayıp ertelenen davranış, duygu ya da işler, aslında
yaşamın ötelenmesinden başka bir şey değil.
Zamanında
yapılmayanlar, gelecekte kişide eksikliklere neden olur. Bunu, doğada tüm
canlılarda görebiliriz. Şöyle ki bir meyvenin çiçeği, açılma dönemini özgürce
tamamlayamıyorsa onun meyveye dönüşmesi neredeyse olanaksızdır. Ya da… Bir meyvenin olgunlaşma süresi
beklenmeden dalından koparılırsa hiçbir zaman olgunlaşamaz ve çürür. Çürüyen
bir meyve, yalnızca toprağa gübre olarak katkı yapar; olgunlaşmadığından çekirdeğinden
çoğalamaz; tadı ve güzelliğiyle sofraları süsleyip damaklara lezzet katamaz.
İnsanoğlu,
her dönemi doyasıya yaşamalı. Çocukluk, gençlik, yetişkinlik, yaşlılık
dönemlerini gereğince yaşamalı. Her dönemde yapması gerekenleri yapmalı. Her dönemin
deneyimlerinin, güzelliklerinin, ona sağladığı olanakların ayırdına varmalı. Çocukluk
dönemini, bu anlamıyla bir çocuğun çiçeklenme dönemine benzetebiliriz.
Çocukluk
dönemini gereğince yaşamayanlar; gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerinde
bunun eksikliğini hep duyumsar. Duyumsamakla kalmaz, çocukluk döneminin
eksiklikleri yaşamının bundan sonraki döneminin ağır aksak gitmesine neden
olur.
Çocukken
özgürce oynamayıp bu dönemi büyümüş gibi geçirenler, oyunun öğreticiliğinden ve
kazandırdığı motor becerilerinden yoksun kalır. Çocukluğunu doyasıya
yaşamayanlar, yaşamlarındaki varsıllığı yitirirler. Çünkü çocukluk dönemi, bir
kişinin yaşamının temeli ve tinsel varsıllığın boy attığı bitek toprağıdır.
Çocukluğu olmayanın gençliği de yetişkinliği de yaşlılığı da olmuyor. Yaşamın
temeli olan çocukluk olmayınca gençlik de sağlam temel üzerine kurulamıyor. Zaten
çocukluk ve gençlik temeli iyi, sağlam olmayan birinin yetişkinlik, yaşlılık
dönemi dayanaksız, temelsiz, sakat, eksik oluyor. Bu kişilerde hep geriye dönük
bir özlem duygusu vardır. Bu duygu, kişinin içini kemirir içten içe.
Gençliğinde
kız peşinde koşamayan bir delikanlı, yaşlanıp torun torba sahibi olduğunda bu
duyguyu yaşamak istediğinde çok gülünç durumlara düşer. Genç gibi giyinmeye, onlar
gibi davranmaya çalışır. Saçını, sakalını kırk kat boyar. Kendi üzerine
dikkatleri çekmek için ilginç bir giyim biçimini benimser. Bu da onu, çoğu
zaman gülünç olduğu kadar zavallı bir duruma da düşürür. Aslında bu kişi,
gençliğinde yaşamadığı ve türlü nedenlerle ertelediği bir duyguyu zamansız
yaşadığı için bu durumlara düşmekte. Halkımız bu durumu yaşayanlar için “Kırkından
sonra azanı teneşir paklar.” demiş. Yani bu kişilerin duygusal eksikliklerinden
kaynaklanan huyları, kolay kolay düzelmez ve ölünceye dek sürer bu aykırı
davranış. Çünkü o; gençliğinde yaşamadığı, eksikliğini duyduğu bir dönemi
zamansız yaşamanın peşindedir. Doğaldır ki bir şeyi zamansız yaşamak oldukça
güç.
“Çocuklarımız
çalınıyor” diyorum ısrarla. Çocuklarımızın çocuklukları, gençlerimizin
gençlikleri ekran bağımlılığıyla çalınıp yok ediliyor. Hem çocuklar hem de
gençler, yaşamlarının temeli oluşturacakları bir dönemi ekran uğruna feda ediyorlar.
Bu da gelecekte onların içinde büyük bir boşluk ve eksiklik bırakacak. Çocukluk
ve gençliğini ekran yüzünden yok eden bir kuşağın gelecekte önlerinde aşmaları
gereken birçok engel, çözüm bekleyen çokça sorunları olacak. Bunlarla baş
edecek ne birikimleri ne becerileri, ne zorluklara dayanma güçleri ne de yaşamlarını
üstüne oturtacakları temelleri var.
Ekran
bağımlılığı, çocuk ve gençlerin yalnızca bugünlerini değil; yarınlarını yok
ediyor. Bir yaşam boyu onların ağır aksak yürümelerine neden olmakta bu
bağımlılık hem de başka bağımlılıkların kapsını açarak. Durum buyken ve bir
kuşağın geleceğini, yaşamını yok eden bir bağımlılıkla savaşmak herkesin görevi
olmalı. Çünkü çocuk ve gençlerimiz çok değerli… Hele onların geleceklerine paha
biçilemez.
Adil
Hacıömeroğlu
3o
Ocak 2026
Kalemine Efendi Kalan , Adil öğretmenim ,
YanıtlaSilYaşamın her dönemi ve her duygusu, kendi zamanında yaşandığında anlam kazanır. Her yaşın kendine özgü deneyimleri, değerleri ve sunduğu zenginlikler vardır. Bu dönemleri ertelemek ya da zamansız yaşamak, hayatın doğal akışını zedeler ve insanı eksik duygularla baş başa bırakır.
Özellikle çocukluk ve gençlik gibi temel evreler gerektiği gibi yaşanmadığında, bu durum ilerleyen yıllarda pişmanlık, yoksunluk ve “tam yaşanamamışlık” hissi olarak geri döner. Günümüzde gençlerin zamanlarının büyük bölümünü ekranlar karşısında geçirmesi, onları gerçek deneyimlerden uzaklaştırmakta ve gelecekte doldurulması zor boşluklar yaratmaktadır.
Gençlik dönemi; kimliğin şekillendiği, sosyal ilişkilerin kurulduğu, duygusal ve bilişsel becerilerin geliştiği kritik bir süreçtir. Bu dönem yalnızca biyolojik bir yaş aralığı değil, aynı zamanda bireyin toplumsal rollerini öğrendiği, sorumluluk almayı deneyimlediği ve çevresiyle sağlıklı bağlar kurduğu bir yaşam evresidir. Bu süreci yaşamadan erken bir yetişkinliğe zorlanmak, kimlik karmaşası, doyumsuzluk ve tatminsizlik gibi sorunlara yol açabilmektedir.
Gençlik, değeri çoğu zaman sonradan anlaşılan kıymetli bir dönemdir. Bu zamanı dolu dolu yaşamak, insanın ileriki yıllarda daha dengeli, daha huzurlu ve pişmanlıkları daha az bir yaşam sürmesine katkı sağlar.
Satırlarınız , yaşamı dikkatle gözlemleyip bilge yaklaşımınızı ve toplumsal sorumluluk duygusunu
yansıtmaktadır.Anlatımınız okuru düşündürüyor.Gençlere zamanın geri gelmeyen bir armağan olduğunu çok güzel aktarmışsınız.Kaleminizle topluma ışık oluyorsunuz.👏👏✨Gönülden kutlarım ..📚🌹🍀Yolunuz açık yüreğiniz ve kaleminiz daim olsun.🙏🏻
Saygılarımla..
İnsan ömrü,doğanın döngüsü gibidir.Her mevsimin kendine has bir havası,bereketi ve zorluğu vardır.Baharda çiçek açmayı beklemek ne kadar doğalsa, kışın karın sessizliğinde dinlenmek de o kadar gereklidir.40 yaşında 20 yaşındaki gibi davranmaya çalışmak,20 yaşındaki birinin de 60 yaşındaki birinin ağırlığıyla omuzlarını çökertmesi, hayatın doğal ritmine aykırıdır.Her anın şimdi olduğunu fark etmek,bizi geçmişin pişmanlıklarından ve geleceğin kaygılarından özgürleştirir.Yani yaşamın hangi evresinde olursak o evreyi keyifle yaşayarak,bilerek, öğrenerek,deneyimleyerek tart almalıyız.Sanal dünyada vakit geçirmek yerine gerçek dünyanın güzelliklerini keşfetmek elimizde Evet gerçek dünyada herşey çok güzel değil.Ama biz yaşamlarımızı zenginleştirmek için güzel olanın iyinin doğru olanın izini sürelim.
YanıtlaSil