SESSİZ ŞAMPİYON


Kemal Ateş’in Toprak Kovgunları’ndan sonra Sessiz Şampiyon kitabını da heyecanla ve bir solukta okudum. Sayın Ateş, romanlarında toplumun duyarlık göstereceği konuları ele alıyor. Bu konular, çoğu kişinin görmezden geldiği küllenmiş gibi görünen içten içe birçok yüreği yakan olaylardan oluşmakta.

Sessiz Şampiyon’da çoğu kişinin bilmediği, bilenlerin de unuttuğu 1960 Roma olimpiyatlarında güreşte altın madalya kazanan köy enstitülü Ahmet Bilek’in yaşamı anlatılmakta. Köy enstitüleri, on dört yıllık eğitim süresi boyunca kültür ve sanat alanlarında önemli kişiler yetiştirdi. Spor alanına da özel önem verilmekteydi bu okullarda. Ahmet Bilek de enstitülerin elinden tutup yolunu açtığı bir yoksul, yetim çocuklardan biri. Kimsesiz Ahmet Bilek’in kimsesi olmuş Cumhuriyet’imiz.

Ahmet Bilek, minderlerdeki öğretmen bir sporcu,,, Minderde ilk öğretmen şampiyon… O, 1932’de Manisa’nın Kula ilçesinde doğmuş yoksul bir yaşamın içine. Sessizliği, çocukluğunda yaşadığı yoksulluk, yoksunluk ve yetimlikten kaynaklanmakta. Çocukluğundan başlayarak sorumluluk duygusuyla yetişmiş. Çalışıp didinmiş ailesinin geçimi için. Yaşının küçüklüğüne aldırmadan büyüklerin yapacağı işlerde çalışmış ekmek parası kazanmak, yaşama tutunmak amacıyla. Köy enstitüsünü kazanması, onun kurtuluşu olmuş. Kızılçullu, onun gözünü açtığı, umudunu göverten eğitim kurumu…

Tüm köy çocukları gibi Ahmet Bilek’in de yoksulluktan, yokluktan, kör yazgıdan, ilkel bir yaşayıştan, sömürüden, ağadan kurtuluşun yoluydu köy enstitülerinde okumak. Bu okulların sınavını kazanmak, karanlıktan aydınlığa açılan ışıklı bir kapıydı. Babası, yoksulluk içinde insanüstü bir gayretle ailesini geçindirmeye çalışırken biricik amacı oğlu Ahmet’i okutmaktı. Oğlunu Kızılçullu Köy Enstitüsü’nün sınavına soktu büyük bir umutla. Ne yazık ki oğlu, sınavı yedekten kazandı. Tam da okula girmenin düşlerini kurarken beklerken babası, göçüverdi bu dünyadan. Günler sonra Ahmet’in okula girebileceğini bildiren haber geldi. Dünyalar onların oldu. Ancak bu mutluluğun bir yanı çok eksik ve acı doluydu. Çünkü Kızılçullu’ya girmesini isteyen babası, bu mutluluğu görememişti. İçinde acı ve mutluluk karışımı bir duyguyla kaydoldu okula. Ancak yaşamı boyunca bir yanı hep eksik, bir kanadı hep kırık yaşayacaktı.

Ahmet Bilek, Kızlçullu’da güreşe başladı. Öğretmenlerinin ilgisiyle gittikçe parladı. Enstitülerde spora özel bir önem veriliyordu. Bir gün okullarına 1948 Londra Olimpiyatlarının altın madalyalı güreşçileri Yaşar Doğu, Celal Atik ve Gazanfer Bilge gelir. Tüm öğrenciler gibi o da şampiyonları hayranlıkla ve soluğunu tutarak dinler. Dinlerken de bir gün onlar gibi olimpiyat ve dünya şampiyonu olmayı düşünür. Yıllar sonra bu düşüncesi gerçekleşir. 1960’ta Roma’da, 52 kiloda altın madalyanın sahibi olarak bayrağımız dalgalandırıp İstiklal Marşı’mızı çaldırdı. Minderlerin ilk öğretmen şampiyonudur. Adı; okullara, spor salonlarına, özellikle de spor okullarına verilmeli. Başarısıyla bugünün öğrencilerine örnek gösterilmeli.

Roma’da, güreşte yedi altın madalya alarak rekor kırdı ulusal güreş takımımız. Ne yazık ki başta ata sporumuz güreş olmak üzere amatör sporlara ülkemizi yönetenlerin ilgisi azaldı. Amatör sporlara, doğru düzgün kaynak aktarılmadı. Profesyonel futbol merkezli bir spor anlayışı benimsendi nedense.

Sessiz Şampiyon, herkesçe okunmalı. Bir kişinin yoluklar içinde nasıl yaptığı işin doruğuna çıktığının anlatımıdır bu roman. Kemal Ateş, diğer kitaplarında olduğu gibi Sessiz Şampiyon’da da dil ustalığını konuşturmuş. Kitapta kullanılan ve çoğu okurun bilmediği yeni sözcükler, deyimler, atasözleri dilimize varsıllık katmakta. Kemal Ateş ve onun gibi dil ustası yazarlar yazsın ki dilimiz öksüz, kısır kalmasın.

Sessiz Şampiyon’u okurken birçok kez gözyaşlarımı tutamadım. Olay, beni içine alıp bırakmadı, sarıp sarmaladı beynimi, yüreğimi, tüm benliğimi. Ahmet Bilek oldum kitap bitinceye dek. Onunla yoksulluğu, sessizliği yaşadım. Onunla mindere çıktım. Onunla şanlı bayrağımız yükseklere çekilirken İstiklal Marşı’nı söyledim. Bu kitapta gerçek bir yaşam anlatılmakta. Ahmet Bilek’i okuyup tanımak kadar büyük bir mutluluk yok! Bu kitabı okumakla kalmayıp okutmalı da…

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       5 Şubat 2026

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder