9 Kasım 2025 Pazar
Ruh İkizim, Yürektaşım,
Oğulcuğum,
son günlerde mektuplarımı her gün yazamıyorum. Bu nedenle seni unuttuğumu
sanma! Günün her anında yüreğimde duyumsadığım kişisin. Senin varlığın, bana
yaşama gücü veriyor. Çünkü ben geçmiş, sense geleceksin. İnsan geleceğin umuduyla
yaşama tutunur. Bugün keyifle okuyup bitirdiğim bir kitaptan söz edeceğim sana.
Kitabın
adı, Musa’nın Gecekondusu… Yazarı, Hasan İzzettin Dinamo… Yazarımız Dinamo,
yerdeşimiz... Trabzon’un Akçaabat ilçesinin Kavaklı köyünde doğmuş. Kavaklı
deyince usuma 1810’da Doğu Karadeniz Bölgesi’ni işgale gelen Rus donanması geliyor.
1810 Yılında Rus donanması, henüz gün ışımadan Kavaklı köyü önünde görünür. Sabah
ezanı okunmuş, köyün erkekleri namaz kılmak için camiye gitmişlerdi. Tam bu
sırada evinin camından dışarıya bakan yaşlı bir kadın, fark eder düşman
donanmasını. Bağırıp komşularına haber verir tehlikeyi. Kazmasını, küreğini,
baltasını, tahrasını, tüfeğini kapan kadın ve çocuklar dikilir düşmanın
karşısına. Çatışma başlar. Camide namaz kılmakta olan erkeklere de haber
salınır. Onlar da koşup gelir. Direniş şiddetlenir. Çevre köy ve ilçelerden
koşar halk Kavaklı’ya yardım için. Derken Ruslar geri püskürtülür çok sayıda
ölü bırakarak. İşte ülkemizde, işgale karşı ilk halk direnişini yapan Kavaklılıdır
Hasan İzzettin. Kanında işgale, haksızlığa direniş vardır.
Yazarımız,
beş yaşındayken Birinci Dünya Savaşı başlar. Babası ile ağabeyi Doğu Cephesi’ne
gider yurdumuzu korumak için. İkisi de şehit olur. Ardından annesi uçmağa
varır. İki kız kardeşiyle ortada kalırlar. Kız kardeşleriyle Çocuk Esirgeme
Kurumu’nun farklı yurtlarında koruma altına alınırlar. Yurtta eğitimini
sürdürür. Araştırıp öğrenir, kitap okur. Haksızlıklara karşı durur küçük yaşına
karşın. Farklı okullarda sürer eğitimi. En sonunda Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Resim
İş bölümüne girer. Yedi yabancı dil öğrenir. Genç yaşta “Faust” ve “Werther’in
çevirilerini yapar. Toplumcu düşünceleri savunup haksızlıklara karşı çıktığı
için genç yaşta yargılanır ağır suçlamalarla. İşinden gücünden olur. Ne yazık
ki yaşamı boyunca doğru düzgün bir işi olmaz. Devletin güvenlik birimleri, işi
gücü bırakıp onu izler. Erinç içinde bir yaşam sürdüremez bir türlü.
Geçinmek
için takma adlarla zaman zaman da arkadaşlarının adıyla çevirileri yayımlanır. Ne
yazık ki dost sandığı arkadaşları da ona kazık atar. Arkadaş bildiği yayıncılar,
onun siyasal sakıncasını bildikleri için sömürürler onun emeğini acımasızca ve
utanmazca.
Çok
sevdiği bir kadınla evlenir. Eşi de çalışmaktadır. Bir de çocukları doğar.
Romanda anlatılan Musa aslında yazarın kendisi. O yıllarda gecekondulaşma
başlamıştır İstanbul’da. O da Küçükçekmece’de bir gecekondu satın alır. Zamanla
bir odaya birkaç oda ekler. Ne yazık ki çok partili yaşama geçilmiş, siyasal
ortam çok gergindir. İnsanlar, inandıkları partinin siyasetlerini din gibi
görür. Halk, ikiye bölünmüştür karpuz gibi. İki kesim, birbirine düşman gibi bakar.
Kavgalar, dövüşler olur aralarında. Musa, iki siyasal kesime de yaklaşmaz.
Ancak iktidardaki Demokrat Partililer, onu çok tehlikeli bulur. İkide bir
karakola şikâyet ederler bu yetenekli yazarımızı. CHP’liler de bağrına basmaz
Musa’yı. O ise yaşamda kalabilmek için tavuk, hindi yetiştirmek olmak üzere her
türlü işi yapar. Amacı, ekmek parası kazanmak. Nedense ne İsa’ya ne de Musa’ya
yaranır.
Musa’nın
bir başka baş belası da kaynanası… İki de bir gelip kavga eder damadıyla. Ona göre
damadı beceriksizin biri. Çünkü çok para kazanamıyor. Bu kavgalar da Musa’ya,
eşine ve kızına çok zarar verir. Kaynanası, kızı Zarife’yi Musa’dan ayırmak
için olağanüstü çaba gösterir. Hepsine, yaşamı zehir eder. Musa, siyasetçilerin
zulmüne karşı direnirken bir de kaynanasının yıkıcılığıyla uğraşmak zorunda kalır.
Bu yüzden kızının eğitimi yolunda gitmez. Eşinin sağlığı bozulur. Oysa Musa,
başarı yolunda ilerlemektedir. Ancak bunu anlayıp fark etmek de bir us işi.
Musa’nın kaynanası, La Fontaine’nin Horoz ile İnci masalındaki horoz gibi
incinin değerini bilmiyor. Çünkü insanların değerini, yeteneklerini anlayacak
yetkinlikte değil.
Musa,
gecekondu mahallesinin yıkılmaması için uğraşıyor dişiyle tırnağıyla. Bu nedenle
gecekonducuların birlik olmasından yanadır. Siyasal düşmanlığın, bölünmüşlüğün
herkese zarar vereceğini anlatır. Bu yolla komşularının kendisini “sakıncalı
komünist” damgasıyla onu dışlamalarının önüne geçmek ister. Savaşımı çok
zordur. Çünkü halk kişisel çıkarını, toplumsal çıkarın üstünde tutmaktadır.
Sınıf bilinci oluşmadığından siyasal iktidara karşı kendi çıkarını korumaktan
da acizdir nerdeyse gecekonducuların çoğu. Musa, yılıp bıkmadan ve sabırla
köylerinden gelip tek göz derme çatma bu kulübelere sığınmış insanları birleştirmeye,
ortak bir savaşımın içine sokmaya çalışır.
Burada
Musa’nın bir konuşma sırasında verdiği örneği seninle paylaşmak isterim
Yürektaşım, Oğulcuğum.
Eskiden
bir Avrupalı gezgin, Çin’e gezmeye gitmiş. Gittiği kentte gezerken belden
yukarısı çıplak bir Çinliyi işkence edildikten sonra bir direğe bağlandığını
görür. Zaten yakıcı güneşin altında direğe bağlanması da işkencenin sürdüğünü
göstermekte. Binlerce sinek, bu kişinin yaralarının üstüne konmuş kanını emmektedir.
Nedense oradan geçenler, işkence altındaki bu kişiyle ilgilenmiyorlardı. İşkenceye
uğrayan kişi, oldukça bitkindi. Onun durumuna acıyan gezgin, karasinekleri kovar.
Sinekler bulut gibi yükselir yukarıya doğru. Amacı, hem bu zavallıya iyilik yapmak
hem de böylesi bir işkenceye duyarsız kalan oradan gelip geçenlere bir ders
vermektir.
Sineklerden
kurtardığını sandığı kişi, birden ağız dolusu küfürler savurur gezgine. Gezgin
doğal olarak bu küfürlere çok şaşırmış.
“Yahu,
demiş, sen gerçekte bu cezayı hak etmiş birisin. Ben, sana iyilik ettim. Sense bana
sövüp sayıyorsun.”
“Arkadaşım,
sen bana iyilik değil, kötülük ettin. Benim gövdemin üzerinde dinlenen sineklerin
hepsi toktu. Şimdi, onların yerine aç sinekler gelirse ben nasıl dayanacağım?”
der. Bu örnek, günümüze ne denli uyuyor değil mi?
Bilinçsiz
halk, çoğu zaman sömürüldüğünün farkındadır, ancak çaresizdir. Alıştığı düzenin
sürmesinden yanadır.
Ruh
İkizim, Oğulcanım, Hasan İzzettin Dinamo’nun yazdığı kitapların çoğunu daha
basılmadan polisler alıp gitti evindeki aramalar sırasında. Bir daha da geri
vermediler onları. Hele Kurtuluş Savaşı’nı anlattığı Kutsal İsyan ile devrimlerimizin
romanı olan Kutsal Barış’ın dokuz ciltten oluşan yazmaları yitiverdi ne yazık
ki. Yazar üşenmeden yazdı bu dokuz cildi yeniden. Bu, işkence değil de nedir?
Musa,
en sonunda halkı birleştiriyor ve gecekondular kurtuluyor. Ancak bu sırada
yüreği yara bere içinde kalıyor. Türk aydınının bitmez çilesidir Musa’nın çektikleri.
Tüm baskılara, dışlanmaya, suçsuz yere günlerce tutuklanmalara karşı durdu Musa,
diğer Türk aydınları gibi.
“Musa’nın
Gecekondusu” kitabını, okumanı isterim. Sonrasında ise benim lisede okuduğum
Savaş ve Açlar gelsin. Kutsal İsyan ve Kutsal Barış ise başköşede
bulundurulmalı ve ivedilikle okunmalı.
İnsanın
bir çilesi vardır çekecek. Ne yazık ki yetenekli, bilgili, donanımlı olmak yetmiyor
başarılı olmak için. Birçok engeli aşmak gerek başarıya giden yolda. Kimi zaman
en yakınların önüne engel kurup seni tökezletir.
Oğulcuğum,
yaşam bir engelli koşu… Engelleri aşarak, dikenli yolları geçerek, tuzaklardan
kurtularak ulaşır ülküsüne kişi. Bu nedenle engelleri görünce yılıp vazgeçme.
İnsan usu, azmi, istenci her türlü zorluğu, engeli aşacak güçte.
Engellere
takılmayacağın, zorluklardan korkmayacağın, olumsuzluklardan umutsuzluğa
kapılmayacağın güzel günler senin olsun. Sağlık, erinç, mutlulukla kal!
Yüreğinin
derinliğindeki sırça köşkünde seni pamuklara saran baban…
Saygıdeğer Adil öğretmenim ,
YanıtlaSilSevda ve yürek, birbirini tamamlayan iki dil. Biri, içimizdeki en derin hisleri anlatmaya çalışırken, diğeri tüm bu duyguları sessizce yaşar.Yürektaşınıza mektubunuz, kelimelerle değil, yürekle konuşmanın gücünü hatırlatıyor. Sevda, en saf haliyle, kalbin en derin köşesinden yükseliyor.
“Musa’nın Gecekondusu “bize umutla dolu bir barınağı,sözlerle değil yaşamla sınanan bir mücadele sunuyor. Gecekondunun duvarları arasında düşler sürükleniyor, sesler bastırılıyor ama insanın varlığı, yıkılan hiçbir şeyle silinemiyor.”
Gerçek özgürlük, sadece sözlerde değil, yaşamın güçlükleriyle yüzleşmekte gizlidir. Bakış açısı ve hayata dair çok değerli bir çıkarım. Sizin bu alıntıyı paylaşmanız, yaşamın zorluklarına karşı bir duruş sergilemek ve insanın içsel gücünü yüceltmek adına önemli bir ileti taşıyor.
Usunuza sağlık👏👏Kaleminizin izi silinmesin .🙏🏻📚🌹