İNSANLAR, YAŞAMDAN NE İSTEDİĞİNİ BİLMİYOR


Günümüz insanının en büyük sorunu, yaşamdan ne istediğini bilmemesi. Belli bir amacı yok! Kendisinin ulaşmak istediği bir hedef bulunmamakta hazcılığın dışında. Böyle olunca da bir amaç uğruna savaşması söz konusu değil.  

Aile içinde bir ülkü birliği yok! Ülküleri olmadığı için aynı evi paylaşan anne, baba ve çocukların sırt sırta verip ulaşmak istedikleri bir amaç hayal bile edilemez. Aileyi bir ve bütün yapacak amaç, ülkü birliği olmayınca ev içi dayanışma, yardımlaşma duygusu da zayıflıyor. Çoğu evde anne, baba ve çocuklar aynı ortamda yaşamaya zorunluymuşlar gibi bir durumda. Böyle olunca aynı çatı altında yabancılarmış gibi yaşamaktalar.

Çağımız yetişkinlerinin çoğu, yaşamdan ne istediğini bilmiyor nedense. Ona tinsel varsıllık sağlayacak ulaşılan amaçlardan, yaşanan mutluluklardan sevinç duymuyorlar nedense. Onları, hiçbir şey mutlu etmiyor. Dışardan bakılınca tinsel ve tensel açıdan çökmüş insanlar görülüyor. Günümüz insanı, paraysa parayı kazanıyor. İşse işi de var. Önceden düşünü bile kuramadığı evlerde yaşamaktalar. Yedikleri ünlerinde, yemedikleri arkalarında… Neredeyse istedikleri her türlü mal ve hizmete kolayca ulaşmaları olanaklı. Ancak yine de doyumsuz ve mutsuzlar. İçlerinde tükenmeyen tinsel ve tensel açlık var nedense. Bir insan bu denli bolluk içinde niye mutlu olmaz/olamaz? Onu duygusal açıdan sonsuz bir mutsuzluğun içine gömen ne?

Günümüz insanı maddi amaçların peşinden koşarken tinsel zorunlulukları, insan olmanın gereklerini, en önemlisi de beynini ve yüreğini besleyecek duygusal, düşünsel besinleri unutuverdi. Onu insan yapan en önemli şey olan yürek ve beyin devre dışı kalınca amaçsız bir yaratığa dönüştü. Beynini özgürleştiremediğinden düşünsel gelişimini sağlayamadı. Beynini tutsaklaştırınca düşüncesi de tutsaklaştı. Özgür gibi görünen kişiler, internet aracılığıyla bir merkezden yönetilen robotlara dönüştü. Neredeyse herkes, benzer kalıplaşmış sözlerle konuşmakta. Sözcük dağarcıkları daraldıkça daralmış. Giderek yazışma ve konuşmalarda kısaltılmış sözler, imlerden oluşan bir dil kullanılmaya başlandı. Bu konuşma biçimine kaş, göz, yüzün aldığı değişik biçimleri de eklemeli. Korkarım ki uzak olmayan bir gelecekte tümce kurarak konuşma, tarihe karışabilir. Bu, konuşmanın olmadığı ilkel döneme dönüş değil de nedir?

İnsanların düşünmeleri, konuşmalarının yanı sıra duygusal tepkileri de aynılaştı. Birçok olaya, duruma karşı duygusal tepkiler benzer. Günümüz insanlarının kızgınlık, sevinç, öfke, korku, kaygı, beğenme gibi duygu gerektiren durumlarda ses tonları, yüz kıpırtıları, eğinsel duruşları, kaş ve göz oynamaları birbirlerinden farksız. Binlerce insanın düşünsel ve duygusal olarak bir kalıptan çıkmış gibi davranması ilginç değil mi?

Yaşamdan ne istediği belli olmayan kişi, başkalarının yönlendirmesiyle biçimlendirmekte yaşamını. O biçimlendirilen yaşamda amaç, ülkü, mutluluk yok! Üstelik kişinin yaşamını yönlendiren el ise belli değil. Çünkü o el, sanal dünyanın insanı tutsaklaştıran, insana insan değeri vermeyen eli. Ne olduğu belirsiz, kime hizmet ettiği bilinmez bir gücün bunca insanı düşünsel ve duygusal olarak aynı kalıba dökmesi kabul edilebilir mi?

Yüreğini ve beynini sanal ellerde tutsaklaştıran günümüz insanı ne sevebiliyor ne de sayabiliyor. Karşısındakine sevgiyle bağlanmayı bilmiyor nedense. Ne kendisine ne de başkalarına saygı duymuyor. Zaten kendisine saygı duysa başkalarına da duyacak. En kötüsü de çağımız insanı hiçbir şeye karşı özlem içinde değil. Vefa ise geçmişin unutulan gereksiz bir duygusu günümüz insanı için.

Ekranlara bağlanan kişi, özverili değil. Ne eşine ne de çocuğuna özveri göstermiyor. Kırıntı kadar özveri gösterse onu, karşısındakinin yüzüne vurup gözüne sokuyor. Bunun bir insanlık ödevi değil de bir lütuf olduğunu düşünmekte birçok kişi. Özveri, vefa, sevgi ve saygı olmayınca insanlar arasında bağlılık da son buluyor. Bunca bencilliğin içinde sencillik ve toplumsal duygular aramak boşuna.

İnsan, cansız bir varlık değil bir kalas, taş, demir, kum, toprak, plastik gibi düşünülmekte küresel egemenlerce. Bu nedenle kalıba dökülemez. İnsanın en önemli özelliği, kişiler arasındaki birçok alandaki farklılıklarıdır. Kişiler birbirlerinden farklı düşünüp davranmalı, duyumsamalı, anlamalı ve anlatmalı ki insan olsun. Her insanın dünyaya geliş amacı var. Toplumları ilerleten, uygarlıkları geliştiren insanoğlunun farklılıkları, amaçları, ülküleri değil mi?

Ekrana teslim olup bağlanan insan, dünyaya geliş nedenini, onu diğer canlılardan üstün yapan yaratıcı us, duygusal dünyasının olması özelliklerini yitiriyor bir hiç uğruna. Evet, insanlık nerede? Uzun bir dinlenceye mi çıktı, yoksa sanal dünyanın görünmezleri içinde yitti mi?

                                               Adil Hacıömeroğlu

                                               3 Mayıs 2026

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder