Çoğumuz
iyi öğretmenin çocuklarımız için bir şans olduğunu bilir ve söyler. Bu saptama,
özellikle anaokulu ve ilkokullarda geçerli, gerekli, yararlı, doğrudur. Çünkü
bu okullarda genellikle öğrencilerin tek bir öğretmeni vardır. Bazı okullarda az
sayıdaki farklı derslere alan öğretmeleri girer. Buna karşın sınıf öğretmeni
eğitim ve öğretimin belirleyicisidir.
Ortaokul,
lise ve üniversitelerde dersler farklılaşıp birbirinden kesin çizgilerle
ayrılır. Her dersin öğretmeni farklı biridir. Her öğretmenin de kendine göre
özellikleri, ders işleme biçimi, ses tonu, konuşma yeteneği, birikimi, meslek
sevgisi, öğrenciyle iletişimi, giyimi kuşamı, öğretme yöntemi, işine karşı
sorumluluğu, çalışma aktöresi, yetiştiği ortam, eğitim gördüğü okulalar, insan
ilişkileri, kendini yenilemesi, eğitim gündemini izlemesi ve bilgiyi sunması
ayrı ayrıdır. Herkesin kendine göre bir yoğurt yiyişi var gerçeğini kulak ardı
edemeyiz. Bu nedenle öğretmenler arasındaki kişisel farkları yok sayamayız.
Okullarda
iyi öğretmenler olduğu gibi kötü öğretmenler de var. Zaten doğanın kuralı bu.
İyinin yanında kötüler de olacak ki iyi ve kötünün ne olduğu bilinsin. İyi
olmasa kötü, kötü olmasa da iyi olmaz, gerçeğini hiç unutmamalı. Bu gerçeğin
ışığında amaç iyileri çoğaltmak, kötüleri azaltmaktır. Eğitim de bu amaca
hizmet eder.
Öğrenci,
iyi ya da kötü öğretmeninin ayırdına kolayca varır. Hangi öğretmenin
öğrencilerine bir harf daha fazla öğretmek için çırpındığını kolayca anlar o.
İyi öğretmen de kötü öğretmen de ilk derste kendini belli eder. Öğrencinin
görevi, öğretmenin niteliği ne olursa olsun derslerini can kulağıyla dinlemek
ve anlatılanları, öğretilenleri öğrenmeye çalışmaktır.
Trabzon
Fatih Eğitim Enstitüsü’nde bir tarih öğretmenimiz vardı. Sesi boğuk, ağzından
çıkan sözcükler pek anlaşılmazdı. Bize Türk tarihi anlatırdı. Dersin birinci
dakikasından bitime dek hep aynı ses tonuyla konuşurdu. Bu nedenle dersin
başından sınıftakilerin çoğu uyurdu sanki. Derse katılım olmazdı. Soru soran
çok ender olurdu. Öğretmen dersi çözümleyici bir anlayışla değil, bir masalmış
gibi anlatırdı. Bu nedenle öğrenciler dersi bir türlü sevememişti.
Lisedeyken
bir öğretmenimiz sert tavırları ve bileğinin gücüyle öğrencileri korkutup
sindirirdi. Neredeyse öğrencilerin tümü, onun gazabına uğramaktan korkardı. Bu
nedenle dersleri çok sıkıcı geçerdi. Kırk dakikalık ders bitmek bilmezdi. Herkes
çaktırmadan saatine bakardı kaç dakika kaldı diye.
Lise
yıllarında siyasetin ayrıştırıcı, ayrımcı, dışlayıcı yönüyle tanıştık ne yazık ki.
Sağcı ya da solcu öğretmenlerin bazıları kendi dünya görüşlerini yayamaya
çalışırdı öğrencilere. Bu da onların asıl amacını yok ederdi. Kendi görüşlerini
kabı-ul eden öğrencileri her türlü korurlardı. Bu da karşıt görüşlü
öğrencilerin nefretini kazanırdı. Bu öğretmenleri iyi sınıfına koyamayız doğal
olarak. Bu kişiler kötü örneklerdi çoğumuz için.
En
kötüsü de bazı derslere giren öğretmenlerin alan bilgisinin yetersizliği kolayca
anlaşılırdı. Bu öğretmenler, çoğu zaman yanlış bilgi verirlerdi. Bunu anlayan
öğrencinin öğretmenine karşı sevgisi, saygısı ve güveni bir anda yerle bir
olurdu. Bu durum öğretmenin özgüvenini de yok ediyordu. Böyle olunca ne
yapacağını şaşırırdı. Bu zayıflık gösterisi, öğrencilerin büyük bölümünün onunla
dalga geçmesine neden olurdu. Bu da sınıfın altını üstüne getirmeye yeterdi.
Böylece ne eğitim ne de öğretim kalırdı.
Bir
başka öğretmen örneği vardır. Sınıfta sürekli bağırıp tepinir. Sesleri işiten
burada öğretmenle öğrenciler arasında büyük bir savaşın çıktığını sanır. Bu öğretmen
tipi, çok bağırdığında anlattıklarının kolay anlaşılacağını sanmakta. Oysa
bağırarak yalnızca gürültü yapmıyor, kendini itici duruma düşürüyor. Böyle bir
sınıftaki öğrencilerin anlatılanlara odaklanması oldukça güç.
Kötü
öğretmen örnekleri çoğaltılabilir. Ancak şimdi de iyi öğretmen konusuna
geçelim.
İyi
öğretmenler eğitimin vazgeçilmezleri. Neredeyse öğrencilerin tümü, iyi
öğretmenlerle ders yapmaya can atar. Onların anlattıklarını belleklerine iyice
kazırlar. Bu dersle öğrencilere göre çok hızlı biter. Bu derslerin de öğretmenlerin
de tadına doyum olmaz. Ortaokul, lise ve üniversitelerde iyi öğretmenler öğrencilerin
baş tacıdır. İsterler ki bütün derslerine bu öğretmenler girsin. Ya da her
öğretmenin bu kişiler gibi olmasını isterler. Doğaldır ki böyle bir şey olmaz. Ancak
iyi öğretmenin de eğitime verdiği zararlar var. Nasıl mı?
Herhangi
bir okulda ilk derse çok iyi bir öğretmen girer. Her şey yolunda gider. Öğrenciler
anlatılanları anladıkları için öğretmenler de derste amacına ulaştığı için
mutludur. Zil çalar, öğrenciler dinlenceye çıkar. İşte, burada kaygı ve korku
başar. Çünkü ikinci derse çok sevmedikleri ve kötü olarak niteledikleri biri
gelecektir. Bu durum çok güzel bir tatlının üstüne ekşi ayran içmek gibi. Derse
girilir. Öğrencilerin aklı hep bir önceki derstedir. Kendilerince sıkıcı bir
derse bir türlü odaklanamazlar. Anlatılan konuyu anlayamazlar. Çünkü dilemezler
anlatılanları. Dinlemeyen ders nasıl anlaşılsın?
İyi
öğretmenin dersinden sonra gelen kötü derslerin hepsi öğrenciler için bir
karabasana dönüşür. Anlatılanlara odaklanma sorunu üst düzeydedir. Oysa bu
dersleri de anlamaları gerek. Çünkü bu derslerde anlatılanlar da onların öğreniminin
bütünlüğü açısında çok önemli ve yaşamsal değerde. Öğrenci bu… İster ki bütün
öğretmenler iyi olsun. Ne yazık ki bunun olanaksızlığının ayırdına varamaz bir
türlü. Bu nedenle öğrencilerin yılsonu notlarına bakıldığında bir dersin çok
iyi olduğu, çoğunun da çok kötü olduğu görülür. Öğrencinin yüksek not aldığı ders,
iyi öğretmenin dersidir. Çünkü ona odaklanmış ve anlamıştır anlatılanları. Diğerlerini
de iyi öğretmenin dersine feda etmiştir.
Öğrenciler,
öncelikle kötü olarak niteledikleri öğretmenlerin derslerini de dinlemeleri
gerektiğini iyi kavramalı. Çünkü öğrenim, tüm derslerin oluşturduğu bir bütün.
Biri olmadığında diğerinin bir değeri, önemi kalmaz. Öğrenciler koşullar ne
olursa olsun dersleri can kulağıyla dinlemeleri gerektiğini bilmeli.
İyi
öğretmen, yukarıda anlattığımız gibi öğrencilerin bazı derslere odaklanmasını
zayıflatır. Bu yalın gerçeği söylemek gerek. Bunu derken iyi öğretmen kötü mü
olsun? Doğaldır ki hayır… Amaç kötü öğretmenleri azaltıp iyileri çoğalmak. Bu
arada öğrenciler, öğretmenlerinin niteliğine göre değil, derslerin onların
yaşamındaki gerekli olduğu bilinciyle davranmalı. İyi ve kötünün yan yana
olduğu gerçeğini bir an olsun uslarından çıkarmamalı.
Eğitimde
de biz olmalıyız tıpkı yaşamın her alanında olduğu gibi iyisiyle ve kötüsüyle. Yaşam
farklılıkların, karşıtlıkların savaşımıyla bir bütün. Bütünü parçalara ayırmak
ne haddimize?
Adil
Hacıömeroğlu
2
Eylül 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder