İYİ ÖĞRETMEN BİR ŞANS MI?


Çoğumuz iyi öğretmenin çocuklarımız için bir şans olduğunu bilir ve söyler. Bu saptama, özellikle anaokulu ve ilkokullarda geçerli, gerekli, yararlı, doğrudur. Çünkü bu okullarda genellikle öğrencilerin tek bir öğretmeni vardır. Bazı okullarda az sayıdaki farklı derslere alan öğretmeleri girer. Buna karşın sınıf öğretmeni eğitim ve öğretimin belirleyicisidir.

Ortaokul, lise ve üniversitelerde dersler farklılaşıp birbirinden kesin çizgilerle ayrılır. Her dersin öğretmeni farklı biridir. Her öğretmenin de kendine göre özellikleri, ders işleme biçimi, ses tonu, konuşma yeteneği, birikimi, meslek sevgisi, öğrenciyle iletişimi, giyimi kuşamı, öğretme yöntemi, işine karşı sorumluluğu, çalışma aktöresi, yetiştiği ortam, eğitim gördüğü okulalar, insan ilişkileri, kendini yenilemesi, eğitim gündemini izlemesi ve bilgiyi sunması ayrı ayrıdır. Herkesin kendine göre bir yoğurt yiyişi var gerçeğini kulak ardı edemeyiz. Bu nedenle öğretmenler arasındaki kişisel farkları yok sayamayız.

Okullarda iyi öğretmenler olduğu gibi kötü öğretmenler de var. Zaten doğanın kuralı bu. İyinin yanında kötüler de olacak ki iyi ve kötünün ne olduğu bilinsin. İyi olmasa kötü, kötü olmasa da iyi olmaz, gerçeğini hiç unutmamalı. Bu gerçeğin ışığında amaç iyileri çoğaltmak, kötüleri azaltmaktır. Eğitim de bu amaca hizmet eder.

Öğrenci, iyi ya da kötü öğretmeninin ayırdına kolayca varır. Hangi öğretmenin öğrencilerine bir harf daha fazla öğretmek için çırpındığını kolayca anlar o. İyi öğretmen de kötü öğretmen de ilk derste kendini belli eder. Öğrencinin görevi, öğretmenin niteliği ne olursa olsun derslerini can kulağıyla dinlemek ve anlatılanları, öğretilenleri öğrenmeye çalışmaktır.

Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü’nde bir tarih öğretmenimiz vardı. Sesi boğuk, ağzından çıkan sözcükler pek anlaşılmazdı. Bize Türk tarihi anlatırdı. Dersin birinci dakikasından bitime dek hep aynı ses tonuyla konuşurdu. Bu nedenle dersin başından sınıftakilerin çoğu uyurdu sanki. Derse katılım olmazdı. Soru soran çok ender olurdu. Öğretmen dersi çözümleyici bir anlayışla değil, bir masalmış gibi anlatırdı. Bu nedenle öğrenciler dersi bir türlü sevememişti.

Lisedeyken bir öğretmenimiz sert tavırları ve bileğinin gücüyle öğrencileri korkutup sindirirdi. Neredeyse öğrencilerin tümü, onun gazabına uğramaktan korkardı. Bu nedenle dersleri çok sıkıcı geçerdi. Kırk dakikalık ders bitmek bilmezdi. Herkes çaktırmadan saatine bakardı kaç dakika kaldı diye.

Lise yıllarında siyasetin ayrıştırıcı, ayrımcı, dışlayıcı yönüyle tanıştık ne yazık ki. Sağcı ya da solcu öğretmenlerin bazıları kendi dünya görüşlerini yayamaya çalışırdı öğrencilere. Bu da onların asıl amacını yok ederdi. Kendi görüşlerini kabı-ul eden öğrencileri her türlü korurlardı. Bu da karşıt görüşlü öğrencilerin nefretini kazanırdı. Bu öğretmenleri iyi sınıfına koyamayız doğal olarak. Bu kişiler kötü örneklerdi çoğumuz için.

En kötüsü de bazı derslere giren öğretmenlerin alan bilgisinin yetersizliği kolayca anlaşılırdı. Bu öğretmenler, çoğu zaman yanlış bilgi verirlerdi. Bunu anlayan öğrencinin öğretmenine karşı sevgisi, saygısı ve güveni bir anda yerle bir olurdu. Bu durum öğretmenin özgüvenini de yok ediyordu. Böyle olunca ne yapacağını şaşırırdı. Bu zayıflık gösterisi, öğrencilerin büyük bölümünün onunla dalga geçmesine neden olurdu. Bu da sınıfın altını üstüne getirmeye yeterdi. Böylece ne eğitim ne de öğretim kalırdı.

Bir başka öğretmen örneği vardır. Sınıfta sürekli bağırıp tepinir. Sesleri işiten burada öğretmenle öğrenciler arasında büyük bir savaşın çıktığını sanır. Bu öğretmen tipi, çok bağırdığında anlattıklarının kolay anlaşılacağını sanmakta. Oysa bağırarak yalnızca gürültü yapmıyor, kendini itici duruma düşürüyor. Böyle bir sınıftaki öğrencilerin anlatılanlara odaklanması oldukça güç.

Kötü öğretmen örnekleri çoğaltılabilir. Ancak şimdi de iyi öğretmen konusuna geçelim.

İyi öğretmenler eğitimin vazgeçilmezleri. Neredeyse öğrencilerin tümü, iyi öğretmenlerle ders yapmaya can atar. Onların anlattıklarını belleklerine iyice kazırlar. Bu dersle öğrencilere göre çok hızlı biter. Bu derslerin de öğretmenlerin de tadına doyum olmaz. Ortaokul, lise ve üniversitelerde iyi öğretmenler öğrencilerin baş tacıdır. İsterler ki bütün derslerine bu öğretmenler girsin. Ya da her öğretmenin bu kişiler gibi olmasını isterler. Doğaldır ki böyle bir şey olmaz. Ancak iyi öğretmenin de eğitime verdiği zararlar var. Nasıl mı?

Herhangi bir okulda ilk derse çok iyi bir öğretmen girer. Her şey yolunda gider. Öğrenciler anlatılanları anladıkları için öğretmenler de derste amacına ulaştığı için mutludur. Zil çalar, öğrenciler dinlenceye çıkar. İşte, burada kaygı ve korku başar. Çünkü ikinci derse çok sevmedikleri ve kötü olarak niteledikleri biri gelecektir. Bu durum çok güzel bir tatlının üstüne ekşi ayran içmek gibi. Derse girilir. Öğrencilerin aklı hep bir önceki derstedir. Kendilerince sıkıcı bir derse bir türlü odaklanamazlar. Anlatılan konuyu anlayamazlar. Çünkü dilemezler anlatılanları. Dinlemeyen ders nasıl anlaşılsın?

İyi öğretmenin dersinden sonra gelen kötü derslerin hepsi öğrenciler için bir karabasana dönüşür. Anlatılanlara odaklanma sorunu üst düzeydedir. Oysa bu dersleri de anlamaları gerek. Çünkü bu derslerde anlatılanlar da onların öğreniminin bütünlüğü açısında çok önemli ve yaşamsal değerde. Öğrenci bu… İster ki bütün öğretmenler iyi olsun. Ne yazık ki bunun olanaksızlığının ayırdına varamaz bir türlü. Bu nedenle öğrencilerin yılsonu notlarına bakıldığında bir dersin çok iyi olduğu, çoğunun da çok kötü olduğu görülür. Öğrencinin yüksek not aldığı ders, iyi öğretmenin dersidir. Çünkü ona odaklanmış ve anlamıştır anlatılanları. Diğerlerini de iyi öğretmenin dersine feda etmiştir.

Öğrenciler, öncelikle kötü olarak niteledikleri öğretmenlerin derslerini de dinlemeleri gerektiğini iyi kavramalı. Çünkü öğrenim, tüm derslerin oluşturduğu bir bütün. Biri olmadığında diğerinin bir değeri, önemi kalmaz. Öğrenciler koşullar ne olursa olsun dersleri can kulağıyla dinlemeleri gerektiğini bilmeli.

İyi öğretmen, yukarıda anlattığımız gibi öğrencilerin bazı derslere odaklanmasını zayıflatır. Bu yalın gerçeği söylemek gerek. Bunu derken iyi öğretmen kötü mü olsun? Doğaldır ki hayır… Amaç kötü öğretmenleri azaltıp iyileri çoğalmak. Bu arada öğrenciler, öğretmenlerinin niteliğine göre değil, derslerin onların yaşamındaki gerekli olduğu bilinciyle davranmalı. İyi ve kötünün yan yana olduğu gerçeğini bir an olsun uslarından çıkarmamalı.

Eğitimde de biz olmalıyız tıpkı yaşamın her alanında olduğu gibi iyisiyle ve kötüsüyle. Yaşam farklılıkların, karşıtlıkların savaşımıyla bir bütün. Bütünü parçalara ayırmak ne haddimize?

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       2 Eylül 2026

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder