7 Aralık 2012 Cuma

KARAKIŞTAN BAHARA


                                               
Aralık ayının başlamasıyla Tahrir Meydanı da hareketlendi. Meydan yüz binlerce Mısırlının gösterilerine sahne olmakta. Bu gösterilerin amacı öncekilere göre daha açık. Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin ılımlı İslamcı diktatörlüğe giden uygulamalarına karşı duruyor halk. Önceki gösterileri dakikası dakikasına naklen yayımlayan Batı basını ve Türkiye’nin yandaş medyası suskun. Üstelik tam da gösteriler ortalığı kasıp kavururken Mursi, Time dergisine kapak oluyor, “Ortadoğu’nun en önemli adamı” diye. Niye en önemli adam? İsrail’le iyi ilişkiler yürütüyor, ondan.
            
Tunus’ta başlayan ve ardından birçok Arap ülkesine yayılan ayaklanmalara ABD/AB ci medya, “devrim” diyerek bunun bir “bahar” olduğunu söylediler. Birçok yazıda “Devrim böyle olmaz.” deyip bunun bahar değil, zemheri(karakış) olduğunu yazdım. Nedense bu ayaklanmalar, kısmen laik ve ABD karşıtı olan ülkelerde oldu. Ayaklanmalarda ya o ülkelerdeki örgütlü İslamcılar ya da aşiretler kullanıldı. Ayaklanmaların antiemperyalist niteliği yoktu.
            
“Mısır halkı zor durumda, bir çıkış yolu, model arıyor. Ancak emperyalist kıskaçla dinsel tutuculuk arasında sıkışmış. Bu cendereden kurtulması gerek. (bkz. http://adiladalet.blogspot.com)” 3 Şubat 2011 tarihli MISIR başlıklı yazımda bunları yazmıştım. İşte, bir haftadır Mısır’ın birçok kentindeki gösterilerin nedeni bu. Emperyalizme dayalı dinsel kıskaçtan kurtulma isteği.
            
Peki, Mısır’ı ayağa kaldıran ne? Mübarek gitti, Mursi geldi. Demokrasiye kavuşacağını sanan Mısırlılar, daha katı bir diktatörlüğün demir yumruğuyla karşılaştılar. Mübarek Amerikancıydı, Mursi de aynı çizgide sürdürmekte politikasını. İsrail’le Mursi arasından su sızmıyor. Yaşamın düzenlemesi, devlet kurumlarının işlerliği dinsel kurallara uydurulmaya başlandı. Yeni diktatörün, yargıyı da kendine bağlamaya kalkışması bardağı taşıran son damla oldu. Kitleler, Mursi’yi “Yeni Firavun!” olarak nitelendirmekte. Firavunluk, mazlumlara yapılan aşırı zulmün ifadesi.
            
Mursi, alanları dolduran halka Mübarek’ten daha sert davranıyor. Yalnız polis saldırmıyor halka, Müslüman kardeşlerin militanları da ellerinde sopalar ve kesici aletlerle göstericilere ölüm yağdırıyor. Halk demokrasi istiyor, iktidar şeriat kurallarını dayatıyor. Dünyanın demokrasi bekçileri nerede? Neden Tahrir’i dolduran milyonlar görmezden geliniyor. Çünkü eylemciler Nasırcı. Ulusalcı, laik, antiemperyalisler ve çağdaş bir Mısır için ayaklanmaktalar. Batı, Ortadoğu’daki bağımsızlık ruhundan, çağdaşlaşma hareketlerinden korkar. Neden mi? Bağımsız ve çağdaş toplumlar ülkelerinin emperyalistlerce sömürülmesine son verir de ondan. Yaklaşık yüz yıldır Ortadoğu’nun kanını emen Batılı emperyalistlerin korkulu rüyasıdır Mustafa Kemal. Nasır, Mustafa Kemal’i örnek almış, başkaldırmıştı emperyalist hegemonyaya, savaş açmıştı feodal geriliğe. Nasır sayesinde    Arap toprakları, laik yaşamın ışığıyla az da olsa aydınlanmıştı. Bu nedenledir ki Batılı emperyalistlerle onların Ortadoğu’daki işbirlikçileri, Nasır’a da onun düşüncelerinin ifadesi olan BAAS’çılığa da savaş açtılar. Yapılabilecek en kötü suçlamalarla yalanlarla Arap çağdaşlaşması gözden düşürülmeye çalışıldı.
            
Emperyalistlerin “Arap Baharı” dediği, benim “Arap Zemherisi” dediğim kalkışmaların bölünmüş Ortadoğu’yu, Kuzey Afrika’yı daha çok böleceğini söyledim ısrarla (Yalnız ben değil, yüreği yurt aşkıyla çarpan herkesin düşüncesi bu doğrultudadır.). Aşiretlere teslim edilen Libya üç parçaya bölünmek üzere. Irak çoktan üç parça. Mısır, içten içe kaynamakta. Suriye, parçalanmaya direnmekte. Başta Türkiye olmak üzere birçok ülke sırada beklemekte BOP’un bölme planı çerçevesinde…
            
Mısır’da emperyalizme ve Ortaçağ’a karşı başlayan uyanış, Tunus’a sıçramış durumda. Bu kez Arap topraklarına karakış değil, gerçek bahar geliyor. Zaten öyle değil midir? Kıştan sonra bahar gelmez mi? İşte, doğal süreç işliyor Mısır’da. Tarihin tekerleği geriye değil, ileriye dönüyor.
            
Mısır’da başlayan laiklik mücadelesi, BOP’un yalancı baharıyla bölünmeye başlayan Arap coğrafyasını birleştirecek mayayı da taşımakta. Önümüzdeki günler çok şeye gebe. Maliki ve Esat’ın ülkelerinin birliği için verdikleri mücadele Arapların yeni bütünleşmeler oluşturacakları bir sürecin kapısını açmakta. AKP, ABD, AB ve Körfezdeki kralcıklar bölüyor; Nasır’ın yolundan giden Esat birleştiriyor. Tarih, kimi deliğe süpürecek dersiniz?
                                                                       
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       6 Aralık 2012 
            Not: 10 Aralık 2012 tarihli Ulus Gazetesinde yayımlanmıştır.
            Yazılarımın tümünü, http://adiladalet.blogspot.com dan okuyabilirsiniz.                                      
                                                                                              

6 yorum:

  1. İnsan asli olarak özünde özgürlük sevdalısıdır, bu bireysel sevdasını toplumsal bilinçle buluşturabilirse, kazananın kim olacağı açıkça belli olur.

    A.Özçelik

    YanıtlaSil
  2. İki halk arasındaki fark işte tam da burada kendini gösterdi. Adamlar belki bilinçsizce devrim diye, demokrasi diye her şeyin bir bedeli olduğu bilinciyle canlarını hiçe sayarak kurtuluş saydıkları yola baş koydular. Kısaca cesaretle davrandılar, korkmadılar, yılmadılar. Peki biz ne yapıyoruz. Bölünmenin ayak sesleri kulağımızı neredeyse çınlatırcasına yaklaşmışken ne yapıyoruz. Koskocaman bir hiç. Siz çok umutluydunuz bu halktan ama ben hala karamsarım bu konuda. Oysa yanılmayı ne kadar çok istiyorum bilemezsiniz. Tek yaptığımız rahat koltuklarımızda oturarak belki fişlenmeyi göze alarak burada verip veriştiriyoruz. Tek yaptığımız bu. Ben gene kendimle yüzleşip hiç birşey yapmadığımızı kabul edenlerdenim. Nette rastladığım o kadar çok insan var ki, bir şey yapmadığını bile kabul etmiyor daha. Hala bu eksikliklerini hiçbir şey olmaz görüşüyle kamufle etme çabasındalar. Bu durumu izledikçe hala umutlanabilmek!..
    Onlar doğru yolu eninde sonunda bulabilirler. Çünkü cesurlar. Mursi faşistlik mi yapıyor, onu da devirirler, ama biz bencil bir toplum olduk ve canımız çok kıymetli, ülkemizden bile. Türk halkının felsefesi hep aman bana birşey olmasın, birileri birşey yapsın ben de sebepleneyim. Ama birşey olacak. Hem de çok kötü birşey. Ama trenin sesi çok uzaklardan duyulur olacak bizim için artık. Aman biz rahat koltuklarımızı, sıcak yataklarımızı sağlam tutalım. Rejimler böyle korunur çünkü. Sağlıkla kalın.
    Adnan Yiğiter

    YanıtlaSil
  3. mursi önünde çok taze bir örnek varken ondan feyz alamadı. Türkiye 'de olduğu gibi işe hukuğu değiştirerek, yandaş hukukçularla emin adımlarla ilerleseydi kitleler böylesi bir ayaklanma içinde olmazlardı.Abd- kendi planları olan bir ülke ancak planların uygulanacakları coğrafyaya ve bu coğrafyadaki tarihe, kültüre göre değişikliğe uğrayacağının , uygulanamaz olacağının farkında değil. girdiği bataklık gitgide büyüyor. maşası Türkiye..

    YanıtlaSil
  4. SEVGİLİ HOCAM;KALEMİNE,YÜREĞİNE SAĞLIK;MIZRAK ARTIK ÇUVALA SIĞMIYOR,SÜRÜKLEYENLERİ DÜRTÜYOR,YÜREĞİNDE İNSAN SEVGİSİ OLANLARIN ACISIDIR,MISIR,SURİYE VE IRAK OLAYLARI.DEĞERLİ DÜŞÜNCELERİNİZE AYNEN KATILIYORUM*HALKIN ÜZERİNE ZEMHERİ DÖKMEK YETMEDİ,TİPİ,BORAN BİNDİRMEYE BAŞLADILAR*YÜREĞİ CİHAT ARAYAN VAR İSE,FİRAVUNLARA KARŞI DURMAYI ÖĞRENMELİDİR ÖNCELİKLE*

    YanıtlaSil
  5. İslam ülkelerini '' ARAP BAHARI '' söylemi ile aldatan ABD ve AB gibi sömürgeci güçlerin kendi çıkarlarını sağlayacak biçimde bir oluşum için çevirdikleri dümeni , küresel sömürünün yeni dönüşümünü irdeleyen bu yazı Adil Haciömeroğlu ' nun kaleminden okurlara ve ilgililere bir uyarıdır. Teşekkürler!

    YanıtlaSil
  6. Değerli Adil inşallah Karakıştan sonra Bahar gelir.
    Ben ülkemden uzun yıllardır ayrı yaşıyorum, uzaklardam izlemlerim sanki her mevsim Karakış olacakmış gibi soğuk rüzgarlar estiğini hissediyorum.
    Kaleminiz daim olsun hiç susmasın.
    Saygı ve sevgilerimle.
    Nevin Işık

    YanıtlaSil