3 Şubat 2015 Salı

SİGARA YASAĞI, NAYLON KENTLER YARATTI


Kapalı yerlerde sigara içme yasağı getirildi. Doğru mu? Çok doğru bir karar. Körpecik ciğerler zift bağlıyordu. Hele şehirlerarası otobüs yolculuklar neydi öyle? Soluksuzluktan öleyazacaktık otobüs denen tabutlarda. Ayak, bayat yemek ve sigara kokularının karışımı bir koku baygın, bitkin düşürmekteydi yolcuları.

Lokantada, kahvehanede, hatta yakınlarımızın evinde bile oturmak sorundu. Hele kışsa... Sigara dumanları havada yükselir, bir süre sonra göz gözü görmezdi. Küçücük çocuklar balgam çıkarırdı aksırınca.

Sigara yasağını sevinçle karşılayanlardanım. Yurttaşlar, büyük bir beladan kurtulacaktı. Sağlıklı kuşakların yetişmesinin önü açılacaktı. Buna kim karşı çıkabilirdi ki?

Sigara yasağı, toplumca kabul edildi kolayca. Yurttaşların büyük bir çoğunluğu yasaya uydu. Ancak...

Bazı işletmeciler sigara yasağını fırsata dönüştürdüler. İşyerlerinde sigara içme bölümleri oluşturdular derme çatma. Bu derme çatma yerler, sonradan naylon poşetlerle kapatıldı. İçeriye ısıtıcılar kondu. Denetim söz konusu olduğunda ise poşetin bir yanı açılıp durum idare edilir oldu. Giderek bu naylon çadırımsılar çoğaldı. Dükkânlar dört beş kat büyüdü. Bahçeler, kaldırımlar işgal edildi. Haksız kazanç için kent naylonlaştı. Sigara yasağı mı? Güya uygulanıyor, poşetler içinde.

Naylon çadırımsıların zeminine betonlar döküldü. Apartman bahçelerinde az da olsa var olan yeşillikler, griye dönüştü. Özellikle cadde kıyılarında yer alan altları dükkân olan apartman bahçeleri poşetlendi. Görüntüdeki çirkinlik, bu işin önemli yanlarından biri.

Ancak bu durumun asıl yanlışlığı, kentlerde yeşili yok etmesinde. Apartman bahçelerinde olması gereken ağaçlar, ağaççıklar, çalılar, çiçekler, çimler yok! Yoğun trafiğin olduğu caddelerde büyük bir oranda egzoz gazı salınımı olduğu herkesin malumu. Bu zehir yüklü gazı temizleyecek olan ne? Bitkiler... Ne yazık ki bitkileri yok etmişiz naylon uğruna.

Gelelim, poşete sokulmuş kentlerin diğer bir sorununa... Apartman bahçelerinin betonlandığını söylemiştik. Koca bir cadde boyunca gittiğinizde neredeyse bir karış toprağa rastlayamıyorsunuz. Yağmur, kar yağıyor sık sık. Toprağın yağmur sularını emmesi gerek doğal denge gereği. Toprak yok ki emsin? Beton zeminden yağış hızla akıyor. Bir bakıyorsunuz caddeler, sokaklar akarsuya dönmüş. Artık yurttaşlara düşen paçaları sıvayıp evin yolunu tutmak...

Yağışlar boşa gitmekte. Toprak, gökten nasibini alamamakta. Bu nedenle de her yağış sonrası yaşanan eziyetler, rezaletler... Deniz kıyısında olan kentlerimizi bile sel basmakta. Sular, birkaç metre ötedeki denize akamamakta. Kendi ellerimizle kent sokaklarını, caddelerini nehre döndürmüşüz.

Birileri haksız kazanç sağlayacak diye koca kenti, poşetlemişiz naylonlarla. Suyla toprağın arasına engeller koymuşuz umarsızca. Suyu doğal akışından uzaklaştırmışız. Toprağı betonun ve naylonun altında hapsetmişiz. Çocukların oynaması, yaşlıların dinlenmesi gereken bahçeler betona ve naylona teslim edilmiş. Sabahleyin çim, çiçek kokularıyla uyanmak yerine, egzozun genizleri yakan, soluklanmayı engelleyen kokusunu ciğerlere doldurmaktayız.

Poşetlenen ve betonlanan bahçeler yalnızca insanlara mı zarar vermekte? Ne yazık ki hayır! Kuşlara, böceklere yaşam alanı bırakmıyor bu durum. Onların kentten uzaklaşmasına neden olmakta. Tabi, onlara bağımlı olan canlılar da yok olmakta giderek. Kediler, köpekler caddelerin kuytularında merhametli insanlar aramaktalar bir lokma yemek, bir yudum su için.

Belediyeler, sağlık bakanlığı, çevre ve şehircilik bakanlığı bahçeleri, kaldırımları işgal eden bu hoyratlığa “Dur!” demeli.  Binaların bahçelerine ağaç dikme zorunluluğu getirmeli. Çok zorunlu olmadıkça zemine beton dökmeyi önlemeliler. Kent halkını yeşilden yoksun bırakmak, birçok tinsel (ruhsal) sorunu da ortaya çıkarmakta.

Yaşadığımız kentlerde griye tutsak mı olacağız? Yoksa insanca yaşamanın olanaklarına mı kavuşacağız?
                                               Adil Hacıömeroğlu
                                               3 Şubat 2015



2 yorum:

  1. Dünyanın en güzel şehri ranta kurban edildi

    YanıtlaSil
  2. 2005 senesinde bir anket şirketinde çalışıyor bir yandan da Sigortası olan bir iş arıyordum.. Şirket beni hergün İstanbul un ayrı bir semtine sokak anketi yapmaya gönderiyordu, bu vesile ile doğup büyüdüğüm şehrin, hiç görmediğim yerlerini keşfediyordum
    Anket yapmak için yoldan geçenlere kağıt uzattığımda umursamaz bir tavırla, bu nedir ne işe yarar diye soran çok olurdu, ben de, 'belediye bedava kömür dağıtacak en çok hangi mahalleye lazım şöyle bir yokluyor' deyip işi cazip kılmaya çalışırdım, bunu duyunca evinden eşini, akrabasını benimle anket formunu doldursun diye telefonla çağıran bile olur, umursamaz bakışlar birden Pürdikkat kesilirdi.
    Yine böyle bir gün, gönderildiğim Üsküdar sokaklarını arşınlarken, şimdi ismini tam hatırlamadığım tepelik bir yerde belediye ekiplerini asırlık bir çınarı kesmek için hazırlık yaparken buldum, Çınar apartmanlar arası boş bir arsacıktaydı, büyük olasılıkla buraya bir apartman dikilecekti, gelecek rant Çınar ağacından büyüktü,
    Aklıma bir Avrupa ülkesinde yaşanmış ve haber olmuş bir başka Çınar ağacı geldi, bu ağaç kesilmesin diye o muhitte yaşayan halk ağacın etrafını sarmış hatta bazıları kendini ağaca zincirlemişti.
    Bu Çınar ağacı ise yalnız bırakılmıştı, dalını tutacak dostları yoktu, bir İmparatorluğun batışına, bir Cumhuriyetin kuruluşuna şahid olmuş gövdenin sonu belli olmuştu,
    İşte dünyanın en güzel şehri ranta böyle kurban edildi..

    YanıtlaSil