VURUN KAHPEYE


Bazı kitaplar vardır, bunları yeniden okumak gerek. Ben de gençlik yıllarımda okuduğum bazı kitapları yeniden okuyorum. Bunlardan biri, Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye kitabı. Onu ilk kez lisedeyken okumuştum. Aradan yıllar geçti yeniden okudum bu eşsiz kitabı.  

Vurun Kahpeye; işgalden hemen öncesini, işgal yıllarını ve kurtuluşu anlatır. Olay, bir Batı Anadolu kasabasında geçer. Romanın başkahramanı Aliye’dir. Yemen, Kafkasya, Suriye cephelerinde savaşıp şehit olmuş bir yüzbaşının yetim büyümüş kızıdır o. Annesi de ince, içli, biraz da zavallı, dal gibi veremli biridir. Annesini de erkenden yitirir Aliye. İstanbul’da kız öğretmen okulunda yatılı olarak okur. Mezun olunca atandığı Batı Anadolu kasabasının ülkücü öğretmeni olmuştur. Onun göreve başlarken “Toprağınız toprağım, eviniz evim, burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi!” içtiği ant, günümüze de ışık tutmakta.

Öğrencilerine yaklaşımı, halkla ilişkileri düzeyli ve iyidir. Kasabalılara davranışlarıyla örnek olmak, onları aydınlatmak için gece gündüz çabalar. Onun bu çabalarına karşı çıkan kişiler din kisvesine bürünmüş Hacı Fettah Efendi ile kasabanın en varsılı olan Kantarcılar’ın Uzun Hüseyin Efendi’dir.

Her yönüyle geri kalmış, yoksulluğun ve bilgisizliğin pençesinde kıvranan kasabanın kurtuluşunun çağcıl bir eğitimle olacağı inancındadır Aliye Öğretmen. Bunun için de gecesini gündüzüne katar öğrencilerini yetiştirmek için. Ona, Ömer Efendi ile Gülsüm hala hem evlerini hem de yüreklerini açarlar. Yıllar önce toprağa düşen kızlarının yerine koymuşlardır onu. Hatta onu kendi kızlarının adı olan “Emine” diye çağırırlar. Yetim ve öksüz büyüyen Aliye de Ömer Efendi’yi baba, Gülsüm halayı anne bilir.

Aliye’nin öğrencilerine ulusal marşlar öğretmesinden bile yakınır Hacı Fettah’la Uzun Hüseyin ve onlar gibi düşünenler. İşgalden kısa bir süre önce kasabaya gelen Kuvayı Milliye komutanlarından Tosun Bey’le karşılaşırlar. Tosun Bey, gözünü budaktan sakınmayan, yurdu için canını vermeye hazır Karadenizli bir Türk subayıdır. İki genç millici, birbirine seviyle bağlanır.

Kasabada Kuvayı Milliye’ye karşı olanlar vardır. Bu kişilerin başını Hacı Fettah Efendi çekmektedir. Kuvayı Milliyeci olmakla Bolşeviklik eşdeğerde görülür Fettah Efendi ve yandaşlarınca. Bu nedenle Kuvayı Milliyeciler aleyhinde ipe sapa gelmez kara çalmalarda bulunurlar.

Aliye, işgalden hemen önce bir cuma günü, öğrencilerini ulusal marşlar okutarak kasaba sokaklarında dolaştırır. Bu duruma Hacı Fettah Efendi çok kızar. Halkı kasaba meydanında toplayarak şu vaazı verir: “Bıyıksızları, gâvurlar gibi yakalık takanları, din düşmanı olanları istemeyiniz! Onlar ki ellerine kudret geçer geçmez mukaddesatı çiğner, kadınlarımızın örtülerini kaldırır sünnet ve farzı inkâr ederler. Onları istemeyiniz! Ey ahali onların kanı kâfirlerin kanı gibi helaldir.

Hatta derim ki, herhangi kuvvet ve hükümet, nereden gelir ve kim olursa olsun, camilerimizi, dinimizi sıyanet ederse (korursa-AH) ona biat ediniz. (Halide Edip Adıvar, Vurun Kahpeye, Özgür Yayınları, Dördüncü Basım: Ekim 1999, s. 20)” Hacı Fettah, bu sözleriyle işgalci Yunanlılara karşı kasabada olabilecek bir direnişi kırmak istemektedir. 1924’te yazılan kitaptaki bu sözleri, bugün Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı, emperyalizmin işbirlikçisi bazı kişilerden duymamız, Hacı Fettahların hala içimizde olduğunu göstermesi bakımından önemli ve ilgi çekicidir.

Yeni ailesiyle mutluluk içinde ve kasabanın çıkarcı, gericileriyle savaşımla geçen mutlu günler; Yunanlıların işgaliyle renk ve yön değiştirir. Derken Damyanos komutasındaki Yunan güçleri kasabayı işgal eder bir gün. Yurdumuzun işgallerinde sık sık rastlanan işbirlikçilik, burada da çarpıcı bir biçimde görülür. Malını mülkünü, canını kurtarma dürtüsüyle işgalci düşmanla işbirliği yapan kasaba varsıllarıyla din kisvesi arkasına saklanan çıkarcılardır bu kişiler. Burada işbirlikçilerin simgesi Hacı Fettah’la Kantarcılar’ın Uzun Hüseyin efendilerdir. Hacı Fettah ve Uzun Hüseyin öncülüğünde bir kısım kasabalı işgalcileri kasaba girişinde karşılar. Zaten Hacı Fettah Efendi, önceden Yunan karargâhına gidip Danyanos’la tanışmış, onları kasabaya davet etmiştir. İşgalci Yunan komutanla sıkı fıkı ilişki içindedirler. Kasabadaki Kuvayı Milliye yanlılarını düşman subayına gammazlamaktadır bu efendiler. Bu yüzden millici olan kişiler öldürülüyor, sürülüyor ya da türlü işkencelerden geçiriliyordu. İşgalci askerler, başta komutanları olmak üzere halkın mallarına el koyuyorlardı. Kadınlara, kızlara tecavüz ediyorlardı.  Tüm bunlar olurken kasabadaki bir avuç işbirlikçi, düşman subaylarıyla mutlu günler geçiriyorlardı.

Uzun Hüseyin Efendi, kasabanın en varsılıdır. Her gece sabahlara dek Yunan komutanı Damyanos’la içki âlemlerindedir. Hacı Fettah Efendi ise sabahleyin kalkıp akşama dek düşman karargâhında zaman geçirir. Her ikisi de mallarını almak istedikleri kişileri, millici diye ihbar ederler düşmana. Böylece servetlerine servet katarlar. Ancak halktan aldıklarından daha çoğunu, Damyanos’a verirler. Hacı Fettah Efendi, işbirlikçiliğine karşın dindar görünmeyi elden bırakmaz. Dini kullanarak Kuvayı Milliye’ye düşmanlığını sürdürür.

Romanın bir de çocuk kahramanı vardır: Durmuş. Yoksul, yetim bir çocuktur o. Aliye’nin öğrencisidir. Küçük yüreği, yurt sevgisiyle dolup taşmakta. Yürekli bir özveriyle yaşına göre büyük işler yapar. Kasabada, Aliye’nin en büyük yardımcısıdır. Tosun Bey’in eli ayağıdır.

Büyük Taarruz günleri yaklaşmaktadır. Tosun Bey, düşman cephaneliğini ve işgalcilerin kaçış yolundaki köprüyü havaya uçurma görevini yerine getirirken belden aşağısı kopar. Ancak bu yurt görevini başarıyla yerine getirir.

Türk ordusunun ayak seslerini duyan düşman kasabayı boşaltır. Bu sırada Hacı Fettah Efendi ile Kantarcılar’ın Uzun Hüseyin Efendi’nin kışkırtmasıyla kasaba halkının bir bölümü, Aliye öğretmeni, “Vurun kahpeye!” diyerek linç eder. Türk ordusu yetiştiğinde Aliye çoktan bu dünyadan göçmüştür.

Son soluğunu verirken, ilk gün kasabada göreve başlarken söylediği “Toprağınız toprağım, eviniz evim, burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi!” sözleri dökülür dilinden. Vurun Kahpeye romanını hem öğretmenler hem öğrenciler hem de yüreği yurt sevgisiyle dolu olanlar okumalı.

Dünyanın emperyalist tehditler, kışkırtmalar ve işgallerle sarsıldığı bir dönemde Kurtuluş Savaşı yılları herkesçe iyi bilinmeli. Bu, halkımızda ulusal bilincin oluşması için çok gerekli. Tarihi yeniden yaşanmaması için uyanık olmalı herkes yediden yetmişe.

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       12 Ocak 2026

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder