SUÇUN YÜCELTİLDİĞİ AİLELER


Ülkemizin birçok yerinde suç, yüceltilir. Hele de bu suç, adam öldürmekse daha da yüceltilir. Bazı aileler ve çevrelerde adam öldürerek tutukevine giren kişi, cezasını çekip dışarı çıktığında kahraman gibi karşılanır. Onun bu işi bir yiğitlik, yüreklilikle yaptığı düşünülür. Birçok köy ya da mahalle kahvelerinde, aile toplantılarında cinayet işleyenlerin yaptıkları iş, abartılı bir efsaneye dönüştürülerek anlatılır.

Birini öldüren ya da öldürten kişinin kendisine yapılan hakarete, saldırıya, baskıya karşı durduğu dile getirilir. Bununla kişinin kendini, ailesini, çevresini ve adamlığını savunduğu varsayılır. Herkese göre yaşamın bazı değerleri vardır. Bu değerler, kişilere, bölgelere, ülkelere göre değişir. Çoğu yerde, bu değerler için can alınıp can verilir. Doğaldır ki bu değerlerin(!) çoğu, görecelidir, evrensel anlamda da bir değer taşımaz. Kimine göre değer olan bir şey, başkasına göre sıradandır. Özellikle kapalı ve feodal geleneklerin geçerli olduğu toplumlarda uğruna can verilip can alınacak çok değer(!) vardır nedense. Bu, o feodal yapıyı sağlamlaştırıp ayakta tutar. Bu yapı, düşmanlıktan beslenir.

Gelenekçi feodal yapılar bütüncül davranır. Suç işleyen biriyle eğer kan bağı varsa bu kişi, yüzde yüz haksız ve suçlu olsa bile savunulur. Onun suçu, kendi ölçülerince aklanıp yüceltilir. Kan bağına dayanan geniş feodal ailenin bir parçası olan suçlu, olanaklar içinde korunur. Onun mahkemelerde aklanması ya da az ceza yemesi için herkes seferber olur. Onlar için suç,  çoğu zaman övgü kaynağı. Bu nedenle suçu kutsayan kültürel yapıyla savaşılmalı, bu geri düşünce yapılanması ortadan kaldırılmalı. Bu tür sapkın düşünceyi gelenek adı altında toplumlara egemen olması önlenmeli.     

Matia Ahmet Minguzzi, ve Atlas Çağlayan’ın ailelerini tehdit edip katil çocukların ceza almaması için uğraşan ailelerin ya da diğer yakınlarının çabaları, suçu yücelttikleri içindir. Çünkü onların yaşadığı kültürel çevrede bu çocuklar suçlu değil, kahramandır.

Ülkemizin varlığına karşı savaşan bölücü, yıkıcı örgütler de kendi görüşünden olamayanları düşman kabul ettiğinden onların öldürülmesini kutsar. Örgüt militanlarını, beyin yıkamayla bu doğrultuda koşullandırır. Bir süre sonra militanlar ölüm makinelerine dönüşür. Çünkü bu tür bir yapılanmada insan sevgisi, duygudaşlık, toplumsal sorumluluk, canlının yaşamına saygı gösterme gibi duygular yok edilir. Bu militanlar için ölmek ya da öldürmek olağanlaşır. Bu nedenle çocuk cinayetlerinde bölücü, yıkıcı örgütlerin olma olasılığı düşünülebilir. Bu olasılık, göz ardı edilmemeli araştırılmalı.

İşlenen cinayetlerden sonra evlatlarını toprağa veren ailelere, yurtiçi ve yurtdışından iletiler göndererek ya da telefonla konuşarak şikâyetçi olmamaları yönünde tehditlerin örgütlü bir biçimde olduğu yadsınamaz. Bu da bu cinayetlerin arkasında bir örgütün olduğu düşüncesini güçlendirmekte. Çok sayıda iletinin birden gönderilmesi örgütlü bir davranış sayılmalı.

Ankara’ya bağlı Keçiören ilçesinde yirmi iki yaşındaki Hakan Çakır, 14 ve 17 yaşındaki kardeşlerce öldürüldü. Hakan’ın annesi ve 15 yaşındaki kız kardeşi dükkânlarından evlerine giderken merdivenlerde oturan iki kardeşten içeri girmek için yol istediler. Bu isteğe, iki kardeş sözlü tacizle karşılık verdi. Bunun üzerine kavga çıktı. Olay yerinin yakınında bulunan dükkânından gelip annesini ve kız kardeşini korumaya çalışan Hakan Çakır, iki kardeşin bıçak darbeleriyle yaşamını yitirdi. Bu olay çok ilginç… Öncelikle evine gitmek isteyen iki kadına yol vermeme gibi bir şey toplumumuzun kültürel değerleri ve gelenekleriyle uyuşmaz. Özellikle de büyüğe saygı, bu toprakların sarsılmaz bir geleneği. Elini kana bulayan bu çocukların bu gelenekten uzak olmaları düşündürücü. Üstelik annesi yaşındaki bir kadına taciz içerikli sözler kullanmaları kabul edilebilir değil.

Toplumumuzun gelenek ve göreneğine aykırı söz ve davranışta bulunan çocuk katillerin hangi kültürden beslendikleri iyice araştırılmalı. Aile yapıları incelenmeli. Atlas Çağlayan’ı öldüren çocuğun babasının bir suç makinesi olduğu açıklandı kamuoyuna. Bu tür ailelerde büyüyen çocuklar, devlet korumasına alınmalı. Bu konuda yasal düzenlemeler zaman geçirmeden yapılmalı. Suç makinesinin yetiştireceği çocuk da büyük bir olasılıkla suç makinesi olacak. Çünkü çocuğun ailesinden görüp öğrendiği bu. Ne yazık ki armut dibine düşüyor.

Çocuk yaştaki kişilerin tetikçi olarak kullanıldığı ölüm olaylarının bölücü, yıkıcı örgütlerin ülkemize açtığı yeni bir savaş türü olabilir. Bu nedenle durup dururken can alan bu kişilerin kaç yaşında olursa olsun yargılanırken çocuk sayılmaması gerekir. Çocuklar masumdur, onlar insan öldüremez. Eğer biri, gözünü kırpmadan insan öldürebiliyorsa o, çocuk değildir artık.

İnsanları gözlerini kırpmadan öldüren çocukların, bu kıyımı yaparken çok profesyonel oldukları gözlemlenmekte. Bu da onların bu konuda eğitildiklerini göstermekte. Konu basit bir çocuk cinayeti değil. Çok yönlü düşünülüp araştırılacak bir konu bu. Herkes, her kurum üzerine düşeni yapmalı. Bu işin savsaklanacak yanı yok!

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       21 Ocak 2026

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder