GECE ULUYAN KÖPEK VE ÇAKAL

 

Halkın geleneksel inanışları yöresel farklılıklar gösterse de çoğu kez küçük ayrıntılarla benzerlik gözden kaçmaz. Bu inançların oluşmasında halkın yüzlerce yıla dayalı deneyimlerinin payı çok büyük… Bu geleneklerin toplumca benimsenmesinin nedeni, yüzyıllara dayanan deneme ve yanılma sonunda kabul edilmeleridir. Zamanla halkın ortak kanısıyla bir sonuca ulaşılır. Bu geleneklerin olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü halkın ortak beğenisi, kabul edişi, deneyimlemesi, yanılması söz konusudur. Zamanla bu geleneklerin inanca dönüşmesi de bundan. 

Halkın en çok gözlemlediği doğa olaylarıyla toplum arasındaki etkileşimlerdir. Doğa olaylarıyla yaşadıkları bazı sorunlar arasında ilişki kurmaya çalışmıştır insanoğlu. Bazı doğa olaylarının olumlu ya da olumsuz yönde insan yaşamına yaptığı etkiler onun gözlem ve deneyimlerinin ana konularından biri olmuştur eski çağlardan beri. Doğa olaylarının yanı sıra tüm canlıların, cansız varlıkların, evrendeki yıldızların ve diğer gök cisimlerinin insan yaşamı üzerindeki etkisi üzerine kafa yormuştur insan. Bu kafa yorma, kişioğlunun var olduğu günden başlayan bir süreç.

Kişi, dünya üzerinde yaşamaya başladığı andan itibaren kimi zaman mutluluk ve sevinç içinde yaşasa da çoğu zaman kaygı, korku, güvensizlik de duymuştur. İnsanoğlunun tarih boyunca en büyük savaşımı, kaygı ve korkularını yenmek içindir. Çünkü doğa olayları ve diğer canlıların kendisine zarar verebilecekleri düşüncesi, onun kaygılandırarak korkmasına neden olmuştur. Bu korkusunu yenmek için o, gözlem ve deneyler yaparak hızlı bir öğrenme sürecinin içine girdi. Önce çevresindeki varlıklara, sonrasında doğaya egemenlik kurma isteği, onu bilimi, sanatı ve kültürü ortaya çıkarmaya yöneltmiştir. Bu, uygarlığın oluşmasının temelini oluşturdu.

İnsanoğlunun belki de en çok korktuğu gecelerdi. Karanlıkta gözlerinin görmemesi, onun en büyük zayıflığı... Karanlığın içinde olup biteni ayırdında değildi. Çünkü karanlıkta karşılaşacağı tehlikeli bir durum ya da vahşi hayvan saldırısında oldukça korumasızdı. Böyle bir durumda savunmasızlığı korkmasının önemli bir nedeni. Bu savunmasızlığını ortadan kaldırmak için güçlenmesi gerekirdi. Bu da onun uygarlığını ilerletmesini zorunlu kılmaktaydı. İlkel silahlar yapması onu güçlü kılan önemli bir etken. Ama asıl savunma, doğa olaylarının nedenlerini öğrenme ve canlıların güçlü, zayıf yanlarını gözlemleyerek deneyimlemesiyle olanaklı olurdu. O da öyle yaptı. Ancak günümüzde bile henüz doğaya tam egemenliğini kuramadı insan.

Köylerde elektrik yoktu çocukluğumuzda. Evlerin çoğunun kapısında köpekler bulunurdu. Köpek, insan dostu bir hayvan… Karnını doyurduğu kapıya ihanet etmez. Beklediği evi ve sahibini, ölümüne savunur. Geceleyin evin yakınından kimseyi geçirmezdi. O dönemde köpekler aşılatılmazdı. Hem aşı bulunmazdı kolay kolay hem de böyle bir gereksinim hiç duyulmazdı sahiplerince. Bu nedenle köpeklerin kudurması sıkça görülürdü. Kuduran köpek öldürülür ve kireç dökülen bir çukura gömülürdü. Sahipleri bu duruma çok üzülürdü, ancak yapılacak bir şey de yoktu.

Geceleyin köpek bir evin yanına gelip uzun uzun ulursa uğursuzluğa yorulurdu bu. Köpeğin kapısına gelip uluduğu evden ölü çıkacak demekti. Bu inanış, herkesi çok korkuturdu. Eğer evde sayrılanmış ya da yaşulu biri varsa gözler ona dönerdi. Artık o gece insanlara uyumak yasaktı. Çünkü ölüm meleği, evin çevresindeydi. Çoğu zaman bu inancın gerçekleştiğine tanıklık etmişimdir.

Evin çevresinde uluyan köpek, hemen bağırılıp çağrılarak kovulmaya çalışılırdı. Kimi zaman tabanca ya da tüfekle havaya ateş açılırdı köpek ulumayı bırakıp kaçsın diye. Bazı köpekler, inatçı olurdu. Bu gürültülere, mermi silah sesine aldırış etmez, ulumayı sürdürürdü. O zaman ev sahibinin cinleri tepesine çıkar ve köpeği vururdu. Vurulan köpeğin yanına gidilince onun kimin olduğu anlaşılırdı. Kavga gürültü çıkmasın diye köpek gecenin karanlığında gizlice gömülürdü. Köpeğin sahibi de hayvanının yitip gittiğini düşünürdü.

Köpekler, insanların işitemeyecekleri sesleri işitir, yine bizlerin duyumsayamayacağımız kokuları alırlar. Böyle olunca benim usuma gelen ise köpeklerin bu keskin işitme ve koku alma duyularıyla ölümün sesini işitip kokusunu aldıkları yolundadır.  

Çakallar viyaklayarak kapımızın önüne dek gelirdi. Fırsatı yakaladığında kümesteki tavukları kapıp kaçardı. Tavuk deyip geçmemeli. Köyde yaşayan biri için önemli bir besin kaynağı bu hayvanlar. Her gün yumurtası, ekmeğinize katık olur. Çakallar, genellikle yerleşim yerlerinin birazcık uzağına yuvalarını yapardı. Gecenin sessizliğinde orada topluca bağırırlardı ve köyde herkes işitirdi bu sesleri. Bazı geceler, çakallar ulurdu. Bu uluma da uğursuzluk olarak görülürdü. Eğer yerleşim yerlerinin çeperlerinde yaşayan çakallar ulursa o köyden bir ölü çıkacak demekti. Kimi zaman bunun olduğunu da gördük.

Çakalların uluması, hem bölgelerini belirlemek hem de avlarını şaşırtmak için. Kimi zaman da sürüden ayrılan bir çakal, diğerlerini çağırmak, onların yerini belirlemek için ulumaya başlar. Sesini işiten sürüsü, ona uluyarak yanıt verir. Böylece sürü birleşir.

Köpeklerin ve çakalların dolunaya karşı ve ezan sesini işittiklerinde uluduklarına tanıklık ettim. Gecenin sessizliğini, karanlığını bölen doğal ya da yapay durumlara karşı verdikleri bir tepki de olabilir bu uluma. Sık sık bu ulumalarla karşılaşıldığından körün taşı gibi denk geliyor ölüm olaylarına. Çünkü bu iki hayvan akraba oldukları için davranış ve tepkilerinin benzerliği olağan. En iyisi onları, doğal yaşam alanlarında korumak.

                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                       26 Şubat 2026

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder