ÖLÜ EVLİLİKLER


Bazı evlilikler ölü doğar, ölü olarak sürer ve doğal süresi dolduğunda da can çekişerek parçalanarak yok olur.

Evlilik; karşılıklı paylaşmanın, eşler arasında dayanışma ve özverinin, güvenin, duygudaşlığın, saygının, sevginin, iki eğinde[1] tek yürek olmanın, uyumun, eşini olduğu gibi kabul etmenin, mutluluğu amaçlamanın, iyi çocuklar yetiştirmenin, bilerek yanlış yapmamanın, umudun, ülkünün, aynı şeyleri duyumsamanın, ortak amaçlara koşmanın, zorlukları birlikte aşmanın, karanlıkta ışık olmanın, olumsuzlukları olumluya çevirmenin, karamsarlığa karşı iyimserliğin, uzun gecelerde şafağın söküşünü görmenin adıdır.

Evlilikte saplantıların, amaçsız ve kör inadın, kötü düşünmenin, sürekli karşısındakini suçlamanın, laf sokmanın, saygısızlığın, sevgiyi aşındırmanın, kalp kırmanın, güvensizlik yaratmanın, karnından konuşmanın, parasal hesaplar yapmanın, emeğe değer vermemenin, dedikodunun, ben-sen çekişmesinin, üçüncü kişilerin sözüne kanmanın, eşlerin aile köklerini yok saymanın, anlamsız kibrin, bencilliğin, eşini ya da ailesini aşağılayıp küçümsemenin, hele de nankörlüğün yeri yoktur.

Evlilik kurumu “ben”, “sen” diyerek değil; “biz” diyerek ayakta durur. Böyle olunca iki farklı tende tek bir yürek çarpmaz. Bir tek yüreğin kan pompalamadığı iki ayrı ten, sevgi kansızlığından ölüme koşar hızla. Baştan “biz” denmediğinde evlilik ölü doğar. Bu tür evlilikleri canlandırmak neredeyse olanaksız. Çünkü ölüler dirilmez, diriltilemez. Eşlerden birinin olağanüstü çabasıyla da yürümez yaşamın zorunluluklarıyla ağır aksak gitse de.

Eşler “biz” diyemediği için ortak düşler, ulaşılması gereken amaçlar, gerçekleştirmek için savaşılacak ülküler, tasarlanacak ortak gelecek olmaz. Evliliği, evlilik yapan ortak düşlerdir. Bu düşler; eşler arasındaki sevgiyi çoğaltır, saygıyı vazgeçilmez yapar, özveriyi sonsuzlaştırır, dayanışma duygusunu artırır, geleceği kurar, duyguları tazeler, umudu yeşertir, kutsal çatıyı sağlamlaştırır. Düşsüz evlilikler, gönülsüz yenen aş gibidir; ya karın ağrıtır ya baş.

Evlilikteki sen-ben kavgası zamanla anlamsız bir çekişmeye dönüşür. Eşler arasında olumlu sözler unutulur. Sürekli olumsuz eleştiriler söz konusudur. Bu eleştiriler, zamanla hakarete ve kırıcı sözlerle sürer. Karşılıklı küfürler sıradanlaşır. Eşlerden biri, diğerinin canını daha çok yakmak için kutsal saydığı ailesine saldırır düşüncesizce. Böylece saygı, sevgi ve güven yok olur. Yok olan bu duyguların onarılması neredeyse olanaksız. Bu durumda eşler arasındaki duygusal köprüler atılmış, aile oluşturmanın toplumsal gerekçeleri ortadan kalkmıştır.

Evliliklerin ölü doğmasındaki en büyük etken, eşler arasında söyleşilerin olmamasıdır. Eşler, ne yazık ki iki dost gibi karşılıklı söyleşemez, düşünce ve duygu alışverişi yapamaz. Sözün olmadığı yerde uzlaşıp anlaşma olmaz. Böyle olunca da eşler arasında iletişim kopar. İletişim yoksa eşlerin birbirlerini karşılıklı olarak anlaması da söz konusu değil. Söyleşiler kimi zaman dertleşme, kimi zaman güzellikleri paylaşma, kimi zaman da karşısındakinin duygu ve düşüncelerini anlamadır.

Eşlerin evlilikleri sırasında yatağa ayrı ayrı girmeleri önemli bir sorun. Birbirine “iyi geceler” ya da ”iyi uykular” demeyen eş sayısı oldukça çok. Yatağın eşleri bir yaptığı yerlerden biri olduğu unutulmamalı. Uyku öncesi yapılacak fısıltılı kısa söyleşilerin duygusal gücünü anlamamak büyük sorun. Eşlerin el ele ya da sarılarak kendilerini uyku meleğinin kucağına teslim etmeleri onulmaz bir mutluluk ve bir olma duygusu. Aslında bir eş için uyku meleği eşidir. Eş için en güvenli el, kucak, eğin, sırtını yaslayacağı dağ yine eşi değil mi?

Uyumlu, mutlu, sağlıklı evliliklerde sevgi dolu çocuklar yetişir. Mutluluk bir çocuğu başarıya götüren en büyük itici güç. Evlilikler, toplumun geleceğini kurar ya olumlu ya da olumsuz. Bu nedenle evliliği toplumsal bir gereklilik olarak görmeli. Onun topluma olan etkisini yadsımak olanaksız. Sağlıklı evlilik, sağlıklı toplum demek. Bu bilinci taşımayanların evlenmesi hem kendilerine hem de içinde yaşadıkları topluma onarılması olanaksız zararlar verir. Bu nedenle evlilikler ölü değil; bir bebeğin sağlıklı, umutlu diriliğiyle doğsun.

                                               Adil Hacıömeroğlu

                                               4 Mayıs 2026



[1] Bedende

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder