2 Mayıs 2020 Cumartesi

1 MAYIS BÖYLE Mİ KUTLANIR?



Ülkemizde ve dünyada koronavirüs salgını var. Bu salgının önlenmesinin en etkili yolu sosyal yalıtım… Sosyal yalıtımı sağlamanın iki yolu var. Birincisi, evde kalıp elimizden geldiğince insanlardan uzak durmak... İkincisi ise işe gitmek ya da günlük gereksinmelerimizi karşılamak için dışarı çıkmak zorundaysak diğer kişilerle aramızdaki sosyal mesafeyi korumak…
Korona salgınından korunmak için toplumsal bir seferberlik var. İşyerlerinin çoğu kapanmış. Çalışanların çoğu işsiz kalmış. İnsanlar tüm yaşam zevklerini ertelemekteler. Ekonomi durma noktasında… İnsanlar, ilk kez bir baharın nasıl gelip gittiğini fark etmiyorlar bile. Ülkemizde her gün onlarca kişi yaşamını yitirmekte. Dünyanın birkaç ülkesi dışında neredeyse tüm ülkelerde durum aynı.
1 Mayıs… İşçinin, emekçinin bayramı… Tüm emekçilerin bu bayramı kutlamak hakkı…
Peki, bayramı tek tipleştirmek, bunun için kutsal yerler yaratmak doğru mu?
Bir bayramı kutlamak için alanlara çıkıp slogan atmak, caddelerde yürümek dışında bir seçenek yok mu?
Dünyayı yaptığı üretimle sırtlayan işçi sınıfı, yeni kutlama seçenekleri üretme konusunda yaratıcılığını kullanacak güçte mi değil? Bence işçi sınıfının bu yeteneği var, ama sendikacılar onlara bu yeteneklerini kullanma olanağı vermemekteler.
İstanbul Valiliği, tüm sendika konfederasyonlarına, Taksim Anıtı’na çelenk koyma hakkı tanıdı. Bütün sendikalar salgına karşı gerekli önlemleri alarak çelenklerini sundular. Ama nedense DİSK yöneticileri bu kurala uymadılar. Sosyal yalıtım kuralına uymayarak insanları, otobüslere üst üste bindirerek Taksim’e getirdiler. Meydan’da kol kola girerek sosyal mesafe kurallarını hiçe sayıp Anıt’a yürüdüler.  Polis barikatını aşmak için itiş kakış yaptılar.
Bir işçi sendikasının üyelerini kolayca salgın tehlikesinin içine atması düşündürücüdür. Sendika yöneticileri, üyelerini salgından korumama sorumsuzluğu insan haklarına aykırıdır. Sen, nasıl onlarca kişiyi böyle bir duruma sokarsın? Böyle sorumsuzluk olur mu? Devrimcilik sizin bildiğiniz gibi sorumsuzluk değil, tersine büyük bir sorumluluktur. Üyelerinin, polisin, halkın sağlığını koruma sorumluluğu taşımayan kişilerden devrimci olmaz.  Bu nasıl bir yöneticilik hırsıdır ki, bencilliğin uğruna onlarca insanın sağlığını tehlikeye atıyorsun?
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı evlerde kutladık ulusça. Alanlar, caddeler, parklar, okul bahçeleri bomboş kaldı. Evlerde öyle bir kutlama yaptık ki uzun zamandır böyle birlik içinde bir bayram kutlamamıştık. O 23 Nisan ki ulus devletimizin kuruluşu ve ulus egemenliğimizin ve Türk Devrimi’mizin başlangıcıdır. Bu kadar önemli bir günü bile evlerde kutlama olgunluğu, sorumluluğu gösterdi halkımız. Pencerelerimiz, balkonlarımızdan sel olup taştık, emperyalizmin bentlerini aştık.
Neden Taksim? Neden salgının kol gezdiği bir kentte, kitlesel kutlama yapma inadı?
Taksim bir kutsal yer midir? Salgını yok sayarak inatlaşmak, bilim adamlarının uyarılarını kulak ardı etmek neden? Bilimsel kuralları, bir ortaçağ kafası vurdumduymazlığıyla yok saymak neden? Bilim adamlarının ısrarla önerdiği “sosyal yalıtım” ve “sosyal mesafe” kurallarına uymamak, gericilik değil de nedir? İlericilik, bilimsel düşünce ve uygulamayla olur. Bilimin kurallarına göz yumanlardan devrimci olur mu?
Türkiye’de seksen bin camide toplu namazlar yasaklandı. Doğru düzgün bir karşı çıkış gördük mü? Görmedik… Bir dinsel lider, bu konuda sorulan soruya: “Namaz konusunda fetvayı doktorlardan alırım.” demekte. Yine salgın döneminde oruç tutulup tutulmaması konusunda diyanet yetkilisine sorulan sorulara, yetkili: “Buna doktorlar karar verir.” demekte.
Şimdi insanın kafasına şu soru takılıyor: Kim ilerici, kim gerici?
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       2 Mayıs 2020


1 yorum:

  1. Sayın Adil Hacıömeroğlu son cümleniz hariç aynen katılıyorum.

    YanıtlayınSil