Bazı
meslekler vardır toplumun geleceğini yakından ilgilendirir. Yine bu meslekler,
kişisel ve toplumsal sağlığın düzelmesini sağlar. Özellikle öğretmenlik, bir
toplumun geleceğini kurar. Bireylerin eğinsel ve tinsel sağlıkları, bazı
mesleklerin özverili çalışmalarıyla düzelir.
Bir
kişi, hangi mesleği yaparsa yapsın yaptığı işi sevmeli. Sevilmeden yapılan bir
işin yapana da topluma da bir yararı olmaz. Çevremizde bazı çalışanları görürüz
işine derin bir seviyle bağlıdır. İşini yaparken zevk duyar. Çoğu zaman bu
kişilerin işiyle yatıp kalktığını gözlemleriz. Bir kişi, işini sevmeden
yapıyorsa çok mutsuzdur. İşini yaparken hem kendine hem de çevresindekilere
zarar verir. Ne yazık ki ÖSS puanı, kişinin kazandığı bölümü sevip sevmediğini
ölçmüyor. Ne yazık ki gönülsüz yenen aş ya karın ağrıtıyor ya da baş.
Kişilerin
çocukluklarından başlayarak bazı işlere karşı yetenekleri, eğilimleri, ilgileri
gelişir. Kimilerinin bazı işleri yapmaya elleri, düşünceleri, duyguları
yatkındır. Öyle insanlar vardır ki sanki dünyaya geldiklerinde bazı meslekleri
yapmak için var olmuşlardır. Bazı
meslekler, bazı kişilerin üstüne oturur. O, sanki seçtiği işi yapmak için
anasından doğmuştur. Ne yazık ki ÖSS sisteminde bu kişilerin çoğu istedikleri,
kişiliklerinin bütünleştiği meslek alanını kazanamıyor. Böylece önemli bir
yetenek değerlendirilememiş oluyor.
Ne
yazık ki kişiler, bir mesleği seçerken kendi yeteneklerini bir yana itip
parasal getirisini düşünmekte. Bu da yanlış meslek seçimine neden olmakta.
Öğretmenlik
ve sağaltımcılık, toplumun geleceği için çok önemli. Her işi yapan kişi, ama az
ama çok kendinden verir. Özveri olmadan bir mesleği gereğince yerine getirmek
olanaksız. Bu iki meslek, tamamen özveri üzerine kurulu. Bu mesleklerin çalışma
saatlerinin sınırı, işin yeri olmaz. İşini sevmeyen biri, en iyi okuldan
diploma alsa da öğretmen ve sağaltımcı olamaz. Bu işler para kazanma amacıyla
değil, topluma özveriyle hizmet etmek için yapılır. Öğretmen ve sağaltımcı
olacak kişi, öncelikle elsever olmalı. Öğrenciyi sevmeyenden öğretmen,
hastasını sevmeyenden sağaltımcı olmaz. İşin içine para girdiğinde bu meslekler
bozulup amacından sapar. Bir meslek çok para kazanma amacıyla yapıldığında o
işin içeriği yok oluyor. Mesleki amaçlar gündemden düşüyor. Öğrenci ve hasta
eğitilecek ya da sağaltılacak kişi olarak görülmeyip müşteri olarak görülüyor.
Bu da mesleksel ülküyü rafa kaldırıyor.
Öğretmen
ve sağaltımcı, kesinlikle duygudaş olmalı. İşlerini yaparken kendilerini
karşısındaki kişinin yerine koymalılar. Öğrenci ve hastayı kendi ailesinin bir
bireyiymiş gibi düşünmeliler. Öğrenci ve hastanın tinsel durumunu bilmeyen, onları
anlamayan kişiden öğretmen de sağaltımcı da olmaz. Öğrenci ve hasta, bir para
kazanma aracı değil; özveriyle yaşama bağlanacak kişiler olarak düşünülmeli. Sağlık
ve eğitim alanında en büyük sorunların kazanç odaklı yönelimlerden çıktığını
gözlemlemekteyiz.
Eğitim
ve sağlık alanlarının özelleştirilmesi kabul edilemez bir durum. Özelleştirme,
çok para kazanmaya yönelik bir sistem. Bu nedenle bu iki alandaki hizmetleri
devlet kurumları yapmalı.
Tıp
ve eğitim fakültelerine öğrenci alınırken yalızca ÖSS puanı yeterli olmamalı.
Eskiden olduğu gibi sözlü sınavlar yapılmalı. Bu sınavlarda kişilerin
girecekleri mesleklere eğilimi, ilgisi, yetenekleri olup olmadığı belirlenmeli.
Onlara sorulacak ilk soru da bu mesleği niye seçtikleri olmalı. Bu soruya “Geçimi
iyi bir biçimde sağlamak” ya da “Toplumsal saygınlık kazanmak için” yanıtını verenleri
bu okulların kapısından içeri sokmamak gerek. Hizmet ruhu taşımayan birinin
öğretmen ve sağaltımcı olması düşünülmemeli.
Yalnızca
tıp ve eğitim alanlarına değil, diğer meslek alanlarına da öğrenci alınırken kişinin
yetenekleri, eğilimleri, ilgileri belirlenmeli. Ülkemizde birçok kişi zorunlu
nedenlerle bitirdiği alanda çalışmıyor. Öyleleri var ki öğrenim gördüğü alanla
çalıştığı iş birbirine karşıt nitelikte. Bu da öğrenim için harcanan zamanın,
emeğin, yatırımın boşa gitmesi değil mi?
Toplumumuzun
ülkücü, özverili, elsever, duygudaş öğretmen ve sağaltımcılara çok gereksinimi
var. Meslekleri türlü nedenlerle değer yitimine uğradığı günümüzde bu iki mesleğe
önem vermek yaşamsal önemde. Öğretmenlik ve sağaltımcılık, popüler kültüre feda
edilmeyecek denli önemli, yaşamsal mesleklerdir. Bu konuya ilgisiz kalan
yöneticiler, kendi toplumlarına hizmet etmeleri düşünülemez. Karşılıksız vermek
her mesleğin amacı olmalı. Toplumlar ülkü sahibi kişilerin özverileriyle kalkınıp
ileri gider.
Adil
Hacıömeroğlu
2
Haziran 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder