ÜÇ ÇOCUK DA NASIL?


Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan bayramda seyranda, nikâh tanıklığı yaptığı evlilik törenlerinde, türlü nedenlerle kürsüye çıktığında yeni evlilere en az üç çocuk yapmalarını öğütlüyor. Bu konuda haklıdır. Çünkü ülkemiz nüfusundaki artış hızla durmakta. Genç nüfus azalmakta.

Son yıllarda halkımıza televizyonlar ve sosyal medya üzerinden dayatılan yaşam biçiminde evlilik kurmak, aile olmak, hele çocuk yapmak yok! Dayatılan yaşam biçimi, toplumsal bir çürümeyi, kokuşmayı gençlerin önüne getirmekte. Bu, kapitalizmin hem mal ve hizmetleri hem doğayı hem de insanı tüketmeye yönelik bir yaşam biçimi dayatması. Peki, bu dayatma ne zamandan beri yapılıyor?

Ekranlar üzerinden yaşam biçimi dayatarak toplumu çürüterek dönüştürme dayatmasının kaynağı, 24 Ocak 1980’de alından Özal kararları. Bu kararlar, 12 Eylül 1980 Amerikancı darbesinin demir yumruğuyla yaşama geçirildi. Teknolojinin gelişip günlük yaşama damgasını vurmasıyla doruğa ulaştı. Sakın yanlı anlaşılmasın, teknolojik gelişime karşı değilim. Her buluşun karşıt iki yönü vardır diyalektik düşünüşe göre. Bir teknolojik buluşun kim tarafından kullanıldığı da çok önemli. Örneğin, bir kişi bıçakla ekmek keserse bu, toplum ve kişiye yararlıdır. Ancak bıçakla adam öldürürse zararlı olur kişi ve toplum için.

Günümüz ekranının da nasıl kullanıldığı çok önemli. Ekranları insanların yararına mı, yoksa zararına mı kullanıyoruz? O, toplumu çürütmek için mi, yoksa insanların mutluluğu, bilinçlenmesi için mi kullanılmakta? Ne yazık ki ekranlar topluma uyutmak, onu köklerinden koparmak, sosyal yapıyı içten içe çürütmek için kullanılmakta. Bu da AKP iktidarı döneminde doruğa çıktı. Ekranlar, AKP’nin siyasal aleti olmakla birlikte, onu içten içe çürüten bir araç oldu. Türk toplumunun gelenekleriyle uyuşmayan dizilerle toplumun olumsuz yönde dönüşümüne neden olundu. Demek ki AKP hükümetleri toplumsal çürümeyi ortaya çıkaran ekran düzeninin önemli siyasal gücü.

Erdoğan, yeni evlilere üç çocuk yapmalarını söylerken eliyle de üç işareti yapmakta karşısındakiler anlamaz diye! Evet, önerisi anlaşılıyor anlaşılmasına da kendi yanlış yönetimi nedeniyle çıkardığı zorluklar nasıl aşılacak?

Öncelikle ülkemiz ekonomisi üretmeden tüketme üzerine kurulu. Geçim zorluğu, gelir dağılımındaki adaletsizlikler insanların hem canını hem de kesesini yakmakta. Bir aile iki boğazı zar zor doyururken üç boğazı daha nasıl doyurursun?

Erdoğan döneminde neredeyse tek üretim alanı yapı sektörü. Ülkemizin dört bir yanında yapılar yıkılıp yenileri yapılıyor. Yeni evlerin çoğu 1+1 daireler… Deprem bölgesinde yapılanların da çoğu, 1+1… Ey Erdoğan, üç çocuklu bir ailenin 1+1 evde nasıl yaşayacağını niye düşünmüyorsunuz? Düşünmüşseniz niye çare bulmadınız bu soruna? Garsoniyer adı verilen bu kibrit kutusu evlerin beş kişilik bir aileyi nasıl barındıracağını niye düşünmediniz bunca yıl?

Ülkeyi yöneten biri, gelecekle ilgili bir toplumsal kaygı duyarken ve halka önerilerde bulunurken bu alt yapıyı düzeltmekle ilgili niye önlemler almaz? Ülkemizde ailelerin dağılması, insanların çocuk yapmaktan kaçınması, genlerin evlilikten uzaklaşması sizin yarattığınız toplumsal düzen nedeniyle değil mi ey Erdoğan?

Ne yazık ki Erdoğan ve arkadaşları, yıllardır yönettikleri Türkiye’deki çürümeyi görmüyorlar. Bu çürümenin asıl nedeninin kendi oluşturdukları sosyoekonomik toplumsal düzen olduğunu görmezden geliyorlar. Bu toplumsal düzen koca bir ulusun nüfusunu tehlikeye soktu. Bunu önlemenin yolu, kurulu sosyoekonomik düzeni değiştirmektir. Bu da emperyalist ülkelerin dayattığı siyasal politikalardan vazgeçmekle olur.

AKP’nin kendince en iyi yaptığı işlerden biri, kendi yapıp oluşturduğu yanlışları başkası yapmış gibi davranması. Türk aktöresini, geleneklerini, toplumsal düzenini altüst edip tarumar eden ekran düzenine Erdoğan’ın müdahale etmemesi ilgi çekici değil mi?

                                               Adil Hacıömeroğlu

                                               31 Mayıs 2026

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder