Baharla
meyveler de uç verir dallarda. Çiçeklerin birden meyveye dönmesi doğal bir
tansık… Çiçeklenmiş kuru dalların kaş göz arasında meyveye dönüşmesi çoğu kişiyi
şaşırtır.
Hele
doğadan uzaklaşan insanların meyve dallarındaki olağanüstü dönüşümü
gözlemlemesi neredeyse olanaksız. Çünkü doğal olaylardan çok; betona dönmüş kentlerin
gürültüsü, tekdüzeliği, griliği, insanın insana ve diğer canlılara yabancılaşması
onun birçok güzelliklerden koparır. Kentte yaşayanların çoğu, meyvelerin doğal
oluşumunu gözlemleyemedikleri için onun olgunlaşma döneminden de haberi olmaz.
Köy
enstitülü babam, büyük bir doğa aşığıydı. Doğaya zarar verenlere çok kızardı. Yanlış
yapan kişiye, doğruyu sabırla anlatırdı. Meyve toplarken ağaçların dallarını
kıranlara tepki gösterirdi. Dalı kıran büyük ya da küçük olsun o kişiye yanaşır
ve sakin bir sesle: “Afiyet olsun! Meyveler nasıl?” diye sorardı. Karşısındaki
ise meyvelerin lezzetini ballandıra ballandıra anlatırdı ona. Bu fırsatı kaza
etmeyen babam: “Bu kadar hoşuna gittiyse meyve, gelecek yıl neden yemek
istemiyorsun ondan?” derdi. Karşısındaki kiş,i şaşırırdı bu söze. Bir anlam
veremezdi bu tümceye. Babam, onun şaşkınlığı üzerine: “Birkaç meyve yiyeceksin
diye onca dalı kırdın. Ağacı kolsuz kanatsız bıraktın. Gelecek yıl hangi dal
meyve verecek ki sen yiyesin?” diye gülerek sorardı. Karşısındaki suçunu anlar,
mahcup bir biçimde özür dilemeye çalışırdı.
Babamın
en çok kızdığı şeylerden biri de olgunlaşmamış meyveyi dalından koparıp yemek. Bu
konuya çok özen gösterirdi. Ham meyveyi, olgunlaşmasını beklemeden toplamak
büyük bir yanlıştı ona göre. Çocuklara, meyveyi ham yediklerinde mide ve
bağırsaklarının bozulacağını söylerdi. Gerçekten de ham meyveler yendiğinde kişinin
sindirim sistemi bozulur. Karın ağrısı başa bela olur. Zaten olgunlaşmamış bir
meyvenin tadı tuzu olmaz.
Baharla
birlikte çağla satılmaya başlandı seyyar tezgâhlarda, manavlarda ve
marketlerde. Çağla, bademin olgunlaşmamışı. Çoğu kişi, çağlayı tuza banıp
yiyor. Kimi de körpeliğine acımadan katır kutur mideye indiriyor onu. Nisan
ayının son günlerindeyiz. Bugün Marmaray’dan Ayrılık Çeşmesi durağında indim. Yürüyen
merdivenlerin çıkışında bir tezgâhta “kayısı çağlası” yazısını okudum.
Gözlerime inanamayıp yaklaşıp baktım. Yemyeşil olgunlaşmamış kayısılar… Daha
önce hiç görmemiştim. Sabredemiyoruz birkaç hafta daha. Beklesek bal tadındaki
kayısılar keyfimize keyif, neşemize neşe, ağız tadımıza bin bir tat katacak.
Toplumumuz, giderek ham meyve yemeyi alışkanlığa dönüştürmekte, neden?
Mevlana:
“Ham meyve dalına sıkıca yapışır, olgunlaşıp tatlılaşınca da dalda duramaz,
düşer.” demiş. Ne güzel bir gözleme dayalı söz… İnsan da meyveye benzer. Onun
hamlığı, çocukluğudur. Ağacı, dalı ise ailesi… Tıpkı ham bir meyve gibi dalına
yapışır çocuk. Anne ve babası, onu besleyip olgunlaştıran dallar... Siz, eğer
çocuğu dalından koparırsanız yaşamasına yaşar da nasıl?
Olgunluk
çağına gelen bir çocuk, tıpkı yuvadaki kuşlar gibi kanatlanıp uçar yuvadan, ev
ocak sahibi olmak için. Yani vakti tamam olunca o da dal budak salmak için kök
salar tutunduğu kendi aile toprağına.
Eskiden
bazı olumsuz gelenekler vardı. Kişiler olgunlaşmadan onları dallarından koparıp
everirlerdi. Olgunlaşmamış çocuk ne analık ne de babalık bilirdi. Çünkü o,
vakti gelmeden dalından koparılmıştı. Tuza da bansan, övgüler de dizsen bir
türlü dikiş tutturamazdı yaşam denen savaşta. Doğal süreç tamamlanmadığından birçok
olumsuzluk da ortaya çıkardı.
Ağaçlar
biz yiyelim diye meyve vermiyor. Üremek için dallarını meyveyle beziyorlar.
Meyve demek, tohum demek… Tohumun fidan olabilmesi için meyvenin olgunlaşması
gerek. Çağlayı yediğinizde bademin de kayısının da üremesini, çoğalmasını
engelliyorsunuz. Olgunlaşmış meyveleri yalnızca insanlar yemiyor. Kurdun kuşun,
börtü böceğin de besin kaynağı onlar. Hiçbir kuş, olmamış bir meyveye gagasını
bile sürmez. Çünkü o, doğanın dengesini bozmaz. Sabreder hamın olgunlaşması
için. Bir kuş kadar olamıyorsak ne demeli buna?
“Ham
meyveyi kopardılar dalından/ Beni ayırdılar nazlı yârimden/ Eğer yârim tutmaz
ise salımdan/ Onun için açık gider gözlerim” Bu, bir Akdağmadeni türküsü… Her
dinlediğimden içimden bir parça kopup gider. Ne olur ham meyveleri dalından
koparmayalım. Meyve de bir, insan da… İkisi de canlı ve doğanın bir parçası… Bırakalım
ikisi de dalında olgunlaşsın.
Adil
Hacıömeroğlu
29
Nisan 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder