Televizyonların
çoğunda neredeyse her gün sabahtan akşama dek gündemdeki olaylar, konular
hakkında yorumlar yapılıyor. Kimi zaman bir ya da iki yorumcu karşımıza
çıkarken özellikle akşam saatlerinde açık oturumlarda beş altı kişiden oluşan
bir topluluk tartışıyor saatlerce. Tartışmaların bir kısmı uygar ölçülerde
olurken bir kısmı da kavgaya, hakarete varan sertlikte geçiyor. Çoğu zaman
tartışmalarda saatlerce didiklenen konu, incir çekirdeğini doldurmuyor.
Televizyondaki
yorumcuların çoğu, uzman olmadıkları konularda da biliyormuş gibi ahkâm
kesmekte. Bazı ekranların kadrolu yorumcularının neredeyse bilmedikleri bir şey
yok! Her konuda uzmanlar… Öyleleri var ki sabahtan akşama dek ekranda.
Kimilerini gece yarısı bile canlı yayınlarda görmek olanaklı. Bu kişilerin
yaşamsal günlük gereksinimlerini nasıl giderdikleri merak konusu. Her konuda
konuşuyorsan düşünsel besin kaynakların olmalı. Ne zaman okuyor, hangi ara
araştırma yapıyorsun be adam?
Bazı
yorumcular, ne yazık ki özgün bilgilerle konuşmuyor. Çoğu, farklı ekranlara değişik
zamanlarda çıksa da aynı konuşmayı yinelemekten başka bir şey yapmıyor. Aynı
sözleri sürekli yinelemek, dinleyenlerde tarikat ayinindeymiş duygusu
uyandırmakta. Bu da kamuoyunun koşullanmasına neden olmakta. Kimi konuşmalar,
öylesine yüzeysel ki dinleyenlere bıkkınlık vermekte. Olayları, konuları
çözümleyici bir anlayışla ele alan yorumcu sayısı parmakla gösterilecek denli
az. Büyük çoğunluk beylik sözlerle konuşuyor. Basmakalıp tümceler kullanmayı
düşünce sananlar çoğunlukta. Yıllardır söylenegelen ezberlerin dışına
çıkamıyorlar.
Yorumcuların
çoğunun Türkçe bozuk. Sözcük dağarcıkları kıt. Bazılarının ne dediği
anlaşılmıyor. Özellikle yabancı sözcük kullanmayı bilgili olmak sananlar çok.
Hele
sopayı eline alıp harita başına geçenler var. Çoğunun harita bilgisi yok! Bazı
asker kökenlilerin savaşı harita üzerinden anlatmasını anlarım da bedelli ya da
kısa dönem askerlik yapan birinin haritada savaş stratejisi ve taktik dersi(!)
vermesine ne demeli?
Yorumcuların
hepsinin altında adları yazılı… Adlarının altına da mesleksel unvanları yer
almakta… Bazılarının adlarının başında kısaltılmış akademik unvanlar da bulunuyor.
Kimilerinin üç beş tane unvanı sayılıyor. Tartışmalar sırasında bazı
yorumcular, anlattıklarının inandırıcı olmadığını fark etmiş olmalılar ki ikide
bir “Ben bir hukukçu olarak konuşuyorum.” ya da “Bunları bir siyaset bilimi
hocası olarak söylüyorum.” TSK emeklisi ve akademik unvanı olan subayların
bazıları da “Bu değerlendirmeleri hem eski bir asker hem de akademisyen olarak
yapıyorum.” demekteler. Basın emekçiler ise “Şu kadar yıllık bir gazeteci
olarak görüşlerimi açıklıyorum.” diyerek anlattıklarına izleyicileri inandırma
peşinde.
Ne
dünyaya kaldık değil mi? Konuşmacıların hepsinin adlarının altında meslekleri,
akademik unvanları yazılı. Peki, ikide bir unvanlarını dinleyenlere
anımsatmalarının gerekçesi ne? Mesleklerini, deneyimlerini sık sık ekran
başındakilerin ya da tartıştıkları kişilerin başlarına çivi gibi çakmaları
niye? Yoksa yaptıkları işten, savundukları düşüncelerden şüpheleri mi var?
Yorumcuların
çoğu, savundukları görüşlere inanmıyor. Bir kısmı ikide bir unvanlarını
anımsatarak sığ görüşlerine dayanak bulmaya çalışmakta. Kısacası düşünsel
eksikliklerinin farkındalar genellikle. Ayrıca insan, unvanlarıyla her konuda
bilgili olamaz. Üstelik unvan konuşmaz, bilgi konuşur. Bilgiye ulaşmak,
kültürel ve bilimsel birikime sahip olmak için sürekli okuyup araştırmak,
gözlem yapmak gerek. Ne yazık ki bu ekran papağanları ezberleriyle konuşmakta. Bir
konu hakkında insanları bilgilendireceksen önceden hazırlanmalısın
anlatacaklarına. Yani dersine çalışmalısın.
Bazı
televizyonlardaki yorumcular, bilerek ya da bilmeyerek etiketlerini
yarıştırıyorlar. Sanki ekranlarda insanlar değil de etiketler konuşuyor. Oysa
yorumlar beyinle yapılır. Beynin besini azsa etiket ne yapsın?
Adil
Hacıömeroğlu
5
Nisan 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder